Multimedyada yeni Ege. Yani yeni hali diyelim... Yoksa oyuncusu hala aynı :D

Bölüm şarkısı: Mabel Matiz - Gel. Lütfen bu şarkıyı dinleyerek okuyun.

Ağlamaktan kızarmış olan gözlerimi, tüm odada gezdirdim. Tüm duvarlar, eşyalar, detaylar anılarla doluydu. Yaşanmışlıklar dolup taşıyordu her bir yerinden.

Herkesin hayatı, kendine göre zordu. Benim de öyleydi. Ama benim hayatım zaten zordu. Zor bir insan olarak hayatımın da zor olması artık beni şaşırtmıyordu.

İstemsizce katil olma ihtimalimi düşündüm. Şu sıralarda katil olabilirdim de olmayabilirdim de. Kesin bir yargıya ulaşamazdım. Hayati bir bölgesinden vurmamıştım. Ölmemiş olabilirdi. Tabii bir de orada kansızlıktan ölme ihtimali de vardı.

Ne zaman düşünsem -ki dün geceden beri düşünmediğim bir saniye bile yok- kalbimde tuhaf bir his oluşuyordu. Korkuyla çırpınırken acıyla kasılıyordu. Böyle bir şey nasıl olabilirdi ki?

Bir hıçkırık daha kaçtı boğazımdan. Hayat, önüme ne kadar da aşılması zor barikatlar kurmuştu. Böyle bir şeyle nasıl başaçıkabilirdim ki?

Beni mutlu edebilecek tek kişi yanımda yoktu. İhtiyacım olduğu zaman hep yanımdaydı. Ama ona hiç bu kadar çok ihtiyacım olmamıştı. Hiç bu kadar çok istememiştim yanımda olmasını, bana sarılmasını.

Saate bir göz attım. Zaman ne kadar da hızlı geçiyordu. Öğlen olmuştu bile.

İçimdeki Ege'yi görme isteğime engel olamadım ve kalkıp en güzel elbiselerimden birini üzerime geçirdim. Belki de bu isteğime karşı gelmeyi istememiştim.

Saçlarımı da yapıp kendimi evden dışarı attım. Neredeyse koşarak Ege'nin evine gittim. Bahçe kapısını açıp içeri girdim ve biraz yürüdükten sonra önümde duran basamaklardan birer birer yukarı çıktım. Büyük evin ziline basıp beklemeye başladım.

Her geçen saniye içimdeki heyecanı daha da artırıyordu. Neredeyse tırnaklarımı yiyecek hale gelmiştim. Katil olabilme ihtimalime rağmen Ege'yi göreceğim için daha fazla heyecanlanmam ne büyük bir ironiydi.

Biraz sonra kapı açıldı. İşte sevdiğim adamla karşı karşıyaydım. Kendime engel olamadan gülümsedim. Ne kadar da özlemiştim onu? Şu saniye kollarına atılmamak için zor tutuyordum kendimi.

Biraz inceledim, bana kusursuzmuş gibi gelen yüzünü. Değişmişti. Hem de çok değişmişti. Dudağındaki piercing, bu değişimin yanında küçük bir ayrıntı gibi kalıyordu.

Aşık olduğum bakışları bile değişmişti. Daha donuk bakıyorlardı. Ama baktığı kişi bendim... Neden hâlâ soğuk bakıyordu ki? O bakışların beni görür görmez yumuşaması gerekmez miydi?

Daha bir şey demesine fırsat kalmadan bir kız sesi "Kim gelmiş, hayatım!" diye bağırdı. Dolan gözlerime, zayıf görünmeme engel olmak istemedim bu sefer. Güçlü olmaya çalışmaktan bıkmıştım. Yaşadıklarımı kaldıramayacak hale gelmiştim. Bunu sadece benim bilmem haksızlıktı. Beni bu hale getirenlerin de yaptıkları şaheserle gurur duyması gerekirdi. Ya da ufacık da olsa suçluluk duyması...

Yine de gözlerimi çekmedim gözlerinden. Cevap beklercesine baktım ona... 'Göründüğü gibi değil' dese, o saniye inanacaktım. Sadece ufak bir açıklama bekliyordum. Belki kuzeniydi... Ya da yakın bir arkadaşı...

Ama onun dediği tek şey "Neden geldin?" oldu. Kanımın çekildiğini hissettim. Ayaklarımın, küçük bedenimi taşıyamadığını, kalbimin en derinliklerinde hissettim. Kalbim, bu derinlikle kasıldı, kasıldı.

Artık Çok GeçBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!