"Ben de seni özledim, kız. Sevgilin yüzünden seni az görüyorum. Berkle bir konuşma mı yapsam acaba?" Sırıtarak omuzlarımı silktim. Beraber geçerek karşı karşıya koltuğa oturduk.

"E, anlat bakalım, nasılsın, ne var ne yok?"

"İyiyim, fazla bir şey yok, her şey eskisi gibi canım. Sen nasılsın?" Dediğimde bir anlık Tolganın yanaklarının kızardığını gördüm. Kaşlarımı kaldırarak merakla cevap vermesini bekledim.

"Şey, sana bir şey demem gerek"

"Tamam söyle. Sen neden kızardın ya?" Güldüğümde daha da kızardı. Kafasını kaşıyarak gözlerini kaçırdı. Kesin manita işi.

"Biz Handeyle sevgiliyiz" dediğinde bir anlık küçük çaplı bir şok geçirdim. Sonra birden çığlığı basarak hızla Tolganın boynuna atladığımda kahkahalara boğuldu.

"Sakin ol, kızım, bu kadar sevineceğini bilsem çoktan söylerdim." Sözler karşısında ondan ayrılıp omuzuna vurdum ve kıyılmış gözlerle sırıtan suratına baktım.

"Yoksa çoktan birlikte misiniz ve sen bana söylemiyor muydun?"

"Kızım, saçmalama, dün bir bu gün iki, ilk öğrenen sensin."

"İyi! Ay ben çok mutlu oldum, çok güzel yakışıyorsunuz! Hep beraber bir şeyler yaparız o zaman, süper dörtlü" dediğimde Tolga gülerek kafasını salladı ve omuzumdan bir el sallayarak beni kendine çekti.

"Siz Berkle nasılsınız?"

"Çok iyiyiz. Berk bana birlikte eve taşınmayı teklif etti, ben de kabul ettim"

"Oo, güzel haber bu. Yani o kadar iyi gidiyorsunuz ha? Bak buna çok sevindim"

"Evet, o kadar iyi gidiyoruz" sakince dediğimde Tolga mavi gözleriyle bana bakıp samimi şekilde gülümsedi.

"İyi, Berk sana iyi geliyor. Seni böyle görmek beni çok mutlu ediyor, fıstık. Hep böyle ol" ciddiyetle söyledi. Bense sadece gülümseyip çocuk gibi kafamı salladım.

"Sevgilim omuzunda o el gidecek, ya da kolun kırılacak, Sarıtaş!" Berkin sesini duyduğumuzda ikimiz de arkaya döndük. Berk sırıtarak bize doğru geldi. Tolga ayağa kalkarak el sıkıştılar.

"Yoksa fıstığı elinden alacağım diye mi kıskandın sen, Atan?" Şeytanca sırıttığında Berk elimden tutarak beni ayağa kaldırıp kendine çekti ve omuzlarımdan tutarak beni göğüsüne gömdü.

"Onu benden hiç kimse alamaz, sen bile" dediğinde ikisi de kahkaha çekti, bense sadece gülümseyerek durup ikisini izliyordum. Huzur demek bu olmalı. En sevdiğin insanların arasında olmak.

"Yoksa bensiz mi eğleniyorsunuz? Aşk olsun!" Hande bize yaklaşarak Tolganın yanağına öpücük kondurdu.

"Ya siz çok şekersiniz ama. Bomba haberler biliyor musun, Berk?"

"Evet, Hande hanım söyledi" sırıtarak utanan Tolgayla Handeye baktık.

"Yarın bir şeyler yapalım mı? Set yok. Birlikte bir yerlere gideriz, hatta şehir dışına bile gidebiliriz." Hande dediğinde üçümüz de bir ağızdan onayladık. Tolgalardan ayrıldıktan sonra, ben Emreyle kalan sahnemi çektim. Sonra Berkle birlikte arabaya binerek hastaneye doğru yön aldık. İçim çok rahatsızdı. Çocukluktan beri hastaneleri hiç sevmezdim. Şimdi de bedenimi soğuk ter basıyordu. Berke çaktırmamaya çalışıyordum. Bir de onun için endişelenmesini istemiyordum. Doktorun yanına girdiğimizde, bir iki kan testi yaptı, sonra bir az sohbet ederek hastalığımın her ne kadar ilerlediğini çözmeye çalıştı. Tüm randevu boyunca Berk yanımda durarak elimi tutuyordu. Çok rahatsız olduğumu hiss ettiği anlarda elimi sıkıyordu. Onun yanımda oluşu bana güç veriyordu, kendimi daha iyi hissediyordum. Sonuç olarak bir kaç ilaç yazıp, doktor randevuyu bitirdikte, elini bırakıp Berki beklemeden kendimi hastaneden dışarı attım ve ağır ağır ferah havanı içime çektim. Berk çatık kaşlarla yanıma yaklaştığında özür dilercesine yüzüne baktım.

Bir sonbahar hikayesiBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!