Bölüm şarkısı: Adele-Set fire to the rain.

''Eğer kuş öldüyse, sen uçuşunu hatırla.

"Hayır, Hayır, Hayır!" ağzımdaki tok hıçkırıklar apartmanı yankılıyor, köprüde ki çığlıklarım boğazımı yakıyordu. Elimi yumruk yapıp üst üste kapıya acınası bir şekilde vuruyordum ki aptalca hareketler yaptığımı hatırlayıp aklıma anahtar geldi.

"Çantam!" Elim hızlı hareketlerle çantaya kaydı. Titrek ellerim çanta'nın kilidini zorla da olsa açabilmiştim. Lâkin bulamadım anahtarı, çantayı yere boşaltıp gereksiz malzemeleri geri sıyırıp anahtarı aradım. Buldum! yere döktüklerimi çantama titrek ellerimle tıktım. Ayağa kalkıp çantamı omuzuma koydum. Elimin tersi ile gözlerimi silerken diğer elim ile anahtarı kilidine tutturmaya çalışıyordum. Tutturduğum da yukarı kattan topuk sesleri ve gülüşmeler sesleri geliyor, sesler gittikçe çoğalıyordu. tanıdık bir ses ile elimi kalbime koydum.

''Çok teşekkürler yüsra!'' elimi kalbimden çekip kapı'nın ardındaki duvara koydum. Kafamı eğip ifadesiz suratla abla mı karşıladım. Gülüyordu. Bir eli merdivenleri demirini diğer eli ise üstü peçete ile örtülmüş bir tabağı tutuyordu. Tabak düşmesin diye yavaş adımlarla inerken sessizliği onun sesi ile kovuştu.

''Gelmişsin, geç gelirsin sanıyordum.'' dedi tebessüm ederek. İki basamak çıkarak ablamın elindeki tabağı aldım.

''Evet, biraz öyle oldu. İzinli iken senle biraz vakit geçireyim dedim'' imalı ses tonu ile. Az önce ki çaresizliğimi bir Allah, bir de ben biliyordum ya. Kilidi kapıya daha önceden geçirdiğim için zaman kaybetmeden içeri geçtik. Elimde tabağı mutfaktaki ahşap masaya koydum. üstündeki peçeteyi çekip tabağı kaplayacak kadar koyulmuş 2 katlı yaprak sarmaları gördüm.

''Abla!'' dedim yüksek sesle. Sesime karşı "Canım?" dedi narin ve o kadar da alımlı bir ses.

''Umarım bu dolmalar bizedir yoksa saldırmak üzereyim bunlara.'' terlik sesleri kulağıma ulaşıyordu ki yanıma doğru geldiğini anladım, bir el omuzuma erişti. Yavaşça elin sahibine döndüm mimiksiz surat ile bana bakıyordu. ''Hepsi sana can feda olsun.'' konuşmak yerine omuz silktim. ama suratımda tek yöne kaymış tebessüm vardı. "Sana kalmaz ama,"

"Olsun boşver. Sen gidince ardından rahmi bey geldi. Kirayı sordu ama sorun yok haftaya kadar bekleyebilirmiş dedi."

İç çekerek "Bulmaya çalışırım" diye ekledim. Ahşap çekmecelerden birini açıp üç dişli çatallardan aldım, direk sarma daldım. "Ee.. Ne yaptın bugün bakalım?"

"Fazla bir şey yok, cafe'de ki çocuk ile gezdik sadece"

"Anladım, sen bu çocuğa bir şeyler hissediyor musun?" dedi kelimelerini şakaya vurarak.

"Hiç komik değil.. Biliyorsun arkadaşız biz"

"Biliyorum.. Dalga geçiyorum sadece bakma sen bana. Ee o arkadaş Asal değil mi?" Nasıl da biliyor ama? Kafamı olumlu anlamda salladım.

"İyi bakalım." Dedi ve sanki ardından suratında ki gülen yüz kendini hissiz denizine bıraktı.

"Sorun ne?" "

"Hiç, hiç bir şey." diye ekledi. Bir şey vardı, vardı ama söylese gururunu bir kereliğine ayaklar altına alsa, para mı? bulacağım, ilaçlar mı bitti? Düşünmesin.

"Sera, sıyrıl şu düşüncelerden kızılım." gözlerimi bir kaç defa kırpıştırarak olduğum yere tekrar iniş yaptım.

"Evde yiyecek bir şey var mı?" Diyebildim sadece sanki aklımda ki düşünceler sadece bundan ibaretmiş gibisinden.

ANKA KUŞUBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!