"Cesaretimi kaybetmiyorum, çünkü vazgeçilen her yanlış girişimleri doğru atılmış yeni bir adımdır." der Thomas Edison.

Gerçektende öyleydi.Hata yapmaktan korkmamamız lazımdı ama korkmak zorunda olduğumuz yanlışlarla doluydu hayatımız.

Düşünürken bunları annem "Yeşim evi süpür" diye girdi gerçekle hayal dünyamın arasına.

Gerçek hayata 'güne aydın' dedim bütün hücreleriyle. Kan akışım hızlansın diye hızlı bir şekilde yataktan sıçradım. Beynim kafama ağırlığını vermişti sanki biraz sersemledim.
Yeni bir güne 'evi süpür' diyerek uyandıran anneme de "güne aydın" dedim.
2 ablam vardı ama eve çeki düzen veren 3.kardeşti ne garip..

Bir tanede kardeşim var ama onun varlığıyla yokluğu belli değil. Bir görünüp bir kaybolan cinslerden. Yani her türlü ev bana kaldı.

Ama bu 4 kardeşin 4 kız kardeşin bir avantajı var hiç bi oyun için kimseye ihtiyaçları yoktu. Bu düşüncelerden sonra gerçek hayatıma hızlı geçiş yaparak lavabo ya gidip yüzümü yıkadım. Büyük ablam Hande ayakkabısını giydi ve hiç bir şey demeden markete yol aldı.

19 senedir ailemiz market işletiyor. Hande de marketin demir başlarından. Kendini bildi bileli orda çalışıyor.
Market ne çok büyük nede çok küçüktü ama marketin arkası hepimize yetecek büyüklükteydi. Marketin arkasında kocaman bi yemek masamız bulunmaktaydı. Kocaman birde söğüt ağacımız da vardı. Akşamları altında durup yıldızlara bakarak hep onlar gibi uzakta olmayı dilerdim. Beni dış dünyadan başka alemlere götürdüğü için çok seviyordum ağacımızı. Ama benim en sevdiğim bitki genelde aslan ağzıydı çünkü o bitkiye bir sinek geldiğinde hayatta kalmak için düşmanını ağzına alıp yok ediyordu.

Şaşkınlığımı gizlemeden her seferinde seyrederdim. Bende böyle yapacaktım kendim için gerekirse acımadan zarar verecektim bunu yıllardır beynime kazıyorum. Umarım bunun için tercih yapmak zorunda kalmam.

Cadoloz olabilirim ama bir canlıya zarar verme mertebesi bana pek uygun gelmiyor. Amaaaa birileri benim idolumü kendi ihtiyacı için yok etmiş olacakki artık göremiyorum onu.

Bu arada yeşil kot pantolonumu ve siyah t-shirt ümü giydim. Aynaya bakarak kendimle konuşuyordum. Ben ne dersem aynadaki kişilikte sesi çıkmasada ağzıyla dediklerimi diyordu içeriye

-kendi kendine konuşanlara ne derler?

Diyerek destursuz giren kardeşime:

"Gamzeee kapıyı kapat ve tıklayarak 'girebilir miyim?' de" ses tonum biraz yüksek çıktı

"Yeşim sen yatağın hangi tarafından kalktın, manyak mısın?" elini öne getirerek salladı.

" Bana saygılı ol sevmek zorunda değilsin ama saygı duymak zorundasın" sesimi biraz alçalttım.

Dedim. "Manyak kız" kendi kendine konuşmaya çalışsada duymuştum ama takmayarak işime döndüm. Dolabından siyah ince ama uzun kollu hırkasını alarak üstüne giydi.
Hava sıcaktı ama bu sorunlu psikopat babasından korktuğu için hep üstüne hırka takardı. 'Çıplak hissetmemek için' derdi ama ben biliyordum gerçeği babama korkusundan her şeyi yapardı gamze ama bir yandanda hak veriyordum çünkü hepimizin başında otoritesini korumaya çalışan bir baykuş vardı ve kocasını çok seven bir türlü toz konduramayan sevgili bayan kuşu unutmamak gerek.

'Bu kadar avanaklık yeter' diyip süpürgeyi elime aldım evi bir güzeeeel süpürüp markede yol aldım. Bunlar ben yokken masaya kurulmuş ve bensiz kahvaltıya başlamışlardı bile. Doğru ya ben onların hayatında neydim ki!!

Kendi doğrularımla yaşadığım için sürekli ezilen bir kızdım. Ama kendimi asla ezdirmezdim haklıysam (genelde hep haklı oluyorum) çenemi bi açtığımda babaneme benzetirlerdi.

Babaneme bu kadar çançan ötsem bana 'Sarı yılan bak seni babana söylerim' derdi. Ama benim bu kadar konuşmanın kendimi ezdirmememin nedeni sevgili anneciğimin geçmişte sevgili babam tarafından çok ezilmesine tanıklık ettiğim içindi. Eskiden birde aile içi şiddet vardı. Hande ve annem bu şiddet mağdurlarındandı. Bizde ayırmaya çalıştığımız için şiddete maruz kalanlardık. Zaten gamze bu olaylar yüzünden böyleydi.

Marketin arkasından girdim. Surat asarak yürüdüm. Kasada babam oturuyordu ve siyah koltuğunda kolunu kenara dayayarak elindeki kürdanla dişini yokluyordu. Her sabah markede geldiğimde bu görüntü vardı.

İçeride demlikten çayını koydum ve tabağımı alıp marketin arkasına ilerledim.

Asla tabaksız yemezdim. Çünkü yemeği yavaş yediğim için yemeğin hemen biteceğinden emindim. Benim dana kardeşlerim benim kadar nazik değildi maalesef. Bazen biz nasıl kardeşiz diye düşünmüyor değilim...

Geleceğim çok temiz olucak bunu kabul ediyorum ama o kadar yaşayabilcem mi bu sinirle onu hiç bilmiyorum. Sessiz sakin masadan aldığım şeyleri mideye düşürmekle meşguldüm.  Yerken karşı tarafımda kalan yoldan eski sevgililerim, eski sevgililerimin eski sevgilileri hep el ele galiba bugün nispet günlerindeler ama benim bu salaklarla işim olmaz. Neler yani sevgilileri var diye mi kıskanıcam?
Ben karar aldım sevgilimle normal yaşamıycam bune ya herkes basit... Adrenalin olsun ilişkimizde sonu ölümle bitebilcek şeyleri yaşayalım. Tabi bu Nazi kampından kurtulabilirsem.

Ben daha bu eksik tahtalarımla kaç sanise yaşıycam? o kadarda abartmıyım amaa fazla yaşayamam galiba. Bu zekayı bu bünye idare edemez..

Sevgilim ünüversitede olcak verdiğim kararlara göre.Ancak o zaman bu kamptan ayrılabilir ve kararlarımı uygulayabilirdim. Belki de bu kamp hayatında kaderimin bazı başlangıçları olacaktı.Kim bilir belki...

SARI YILANBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!