-1-

10.2K 459 21

"...ve hayat dediğim de şunun şurasında

bir deftere iz düşülmüş bir isimden başka neydi ki?"

Bundan yaklaşık iki dakika kadar önce elimde kitabım, önümde soğuk kahvem ve gürültüye karşı kulaklarıma siper ettiğim paragraflarla gayet huzurlu bir zaman geçirmekteydim.

Hayatta en sevdiğim şeylerden biri insanların beni görebildiği ama benim onları umursamadığım böyle köşelerde zaman geçirmektir. Bir tembel olarak şunu söyleyebilirim ki bunu yapmak o kadar kolay değil. Eğer gerçekten ama gerçekten tembelseniz, bunu biliyor olmalısınız. Yerinizden kalkmak bile güçken nasıl olur da mekân değişikliğinden zevk alabilirsiniz? Ben alıyorum işte. Garip, değil mi?

İşte tam böyle huzur içindeyken yan masaya fazlasıyla gürültülü bir grup insanın yerleşmesiyle irkildim. Normal bir ses, normalin bir kat fazlası bir gürültü dikkatimi dağıtmak için yeterli değildir. Ama bunca şiddetli kahkaha ve masaya yumruk vurma gibi anlamsız bir takım eylemlere karşı kayıtsız kalamadım. Şaşırtıcı.

Gözlerimi bu gürültünün sahiplerine diktiğimde farkımda bile değilmiş gibi görünüyorlardı. Bunun yanında, onlara öfkeyle bakmakta olan diğer insanlardan da bihaberdiler.

Gerçekten ama gerçekten anlamanın güç olduğu durumlardan biri de buydu benim için. Bir insan nasıl olur da başkaları ondan rahatsızken rahat hissedebilir? Ya da bir insan nasıl olur da başkalarına rahatsızlık verip vermediğini fark etmeyecek kadar umursamaz bir hayat sürdürebilir?

Ben bunları düşünüyordum elbette ama telepatik bir şekilde beni anlayıp da kendilerine çekidüzen verdikleri yoktu.

Kahvemden bir yudum alırken canımın sıkıldığını hissedebiliyorum. Bu da beni sebepsizce o insanları incelemeye itiyor.

Uzun saçlı, elindeki pipetle sağa sola meyve suyu üfleyen bir çocuk doğal olarak dikkatimi ilk çeken kişi oluyor. Abartılı kahkahalarla ona yumruk atan bir diğeri, sarışın bir kız. Birbirlerine yanaşmış diğerlerini umursamadan konuşan iki kız, bir şey üzerine tartışıyormuş gibi görünen iki oğlan daha ve nihayetinde gözlerini benim gözlerime dikmiş sırıtan esmer bir başka oğlan.

Kaşlarımı çatarak neden bana baktığını anlamaya çalışıyorum. Onun da kaşları çatılıyor, birebir beni taklit eden bir duruş sergilediğini de bu şekilde fark ediyorum. Tek koluyla kendini sarmış, elinde çay bardağı -benim içeceğim kahve, farkında mı bilemiyorum- kaşları çatılı beni izliyor.

30 saniye kadar süren bakışmamız onun tanımlaması güç tebessümüyle sona eriyor. Ardından kolunu çekiştiren şapkalı oğlana doğru dönüp konuşmaya başlıyor. Durumun garipliği beni afallatsa da önüme dönüp kahvemi yudumlamayı başarıyorum.

Sanırım bu o kadar da garip değil. Ben onları izlediğim için fark etmiş olmalı. Onu suçlamak zor...

Kitabımı açıp kaldığım satırı arıyorum. İşte, tam da burası:

"Gözlerimi süratle kaldırdım ve hemen indirdim. Karşımdakinin fazla laubali ve biraz alaycı gülüşü bana fena tesir etmişti."

Duraksayıp gülümsüyorum.

Tamam, bu biraz ürkütücü... Sizce de öyle değil mi?

Ya da bunun bir tesadüf olduğunu düşünüp kafamda senaryolar kuruyor olmam mı ürkütücü acaba?

Aslında eğlenceli...

Neden bu tarz şeylere takılıp kaldığımdan gerçekten emin değilim ama yaşadığım an hoşuma gidiyor. Tanımlaması güç tebessümü kafamda laubali ve alaycı bir gülüşle değiştirirken kahvemi yudumluyorum. Belki tanımı budur, emin olmak zor.

Gözlerim ısrarlı bir şekilde masaya doğru kayarken kendimi engellemek için uğraşmıyorum.

Ve izlenmediğimi görerek rahatlıyorum. Derin bir sohbete dalmış gibi görünüyor üç oğlan.

***

-B. & A.

Instagram hesabımız : busayca 

-S.Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!