YENİ: Tap'i tanıtıyoruz. 📲'unuz için bağımlılık yapan sohbet hikayeleri. Şimdi Türkçe
Şimdi Edinin

Bölüm 21 - Güncellendi.

65.9K 2.7K 457


Masal'dan

    Birkaç gündür, arkadaşlığımızın üzerine ölü toprağı serpilmiş gibiydi. Hale ve Asal, istediğim gibi benimle konuşmuyorlardı. Buraya kadar bir sıkıntı yoktu da, birbirleriyle konuşmadıkları da gözlerimden kaçmıyordu. Aralarında ne olduğunu merak ediyordum ama hala onları affetmemiştim.
Zaten kafamın içine girip, düşüncelerime yuva yapmış Enes yüzünden bu durumu düşünmeye vaktim kalmıyordu. Ne yaparsam yapayım onu aklımdan çıkaramıyordum. Gözümün önüne sürekli tuvaletteki halimiz geliyordu. Ondan nefret etmeye çalıştıkça daha çok bağlanıyordum ve bu fazla can sıkıcı olmaya başlamıştı.
Kimsenin olmayacağını düşünerek, okuldan erken çıkıp eve geldim. Resmen yalnız kalabileceğim zamanları kollar olmuştum. Çünkü ancak bu zamanlarda rol yapmama gerek kalmıyordu. Yorulmuştum. Eski Masal olmak ne kadar zor işti böyle. Çantamı bir yere fırlatıp, kumandayı elime aldım ve üzerimi bile değiştirmeden kendimi üçlü koltuğa attım. Televizyondaki kanalları zap yapa yapa ilerlerken müzik kanallarına kadar gelmiştim. Bir anda karşıma çıkan klip dikkatimi çekti. Rihanna – Work şarkısını son zamanlarda çok duyuyordum ama klibini daha önce hiç izlememiştim. Kızların seksi figürleri gözlerimin fal taşı gibi açılmasına neden oldu. Bütün erkeklerin neden bu tarz kızlara hayran olduğunu şimdi anlıyordum. Kız olmama rağmen benim bile ağzımın suyu akıyordu.
Aklıma gelen çılgınca düşünceyle müziğin sesini açıp hızla ayağa kalktım. Tam bir dans etme özürlüydüm ve Rihanna gibi dans etmem için bir fırın ekmek yemem gerekiyordu ama kimin umurundaydı. Yalnızdım ve benim salak saçma hareketlerimi görecek kimse yoktu. Gözlerimi klipten ayırmadan dans etmeye çalıştım. Yapmaya çalıştığım seksi hareketlere katıla katıla gülmeme neden oluyordu. Bir insan dans konusunda ancak bu kadar yeteneksiz olabilirdi.
Dusoul-El no te da parçası çaldığında aklıma Bodrum tatilimiz geldi. Sahilde bangır bangır çalan müziğin bu kadar içime işlediğini fark etmemiştim. Aklıma bu şarkıyla Enes'e kur yapan kızlar geldi. Gözlerimi kapattım ve sanki onlardan biriymiş gibi dans ederek kendimi müziğin ritmine bıraktım. Belki de Enes'in kollarına.
Kalbim karşımda o varmış gibi heyecanla çarpıyordu ve gülümsememi engelleyemiyordum. Duyduğum anahtar sesiyle panikle gözlerimi açtım. Kumandayı elime alıp müziğin sesini kısarken bir yandan da şaşkınlıktan alnı kırışmış anneme bakıyordum. ''Anne bu saatte evde ne işin var?''
''Aynı soruyu ben sana soracaktım kızım.''
''Ee şey,'' dedikten sonra televizyona bakıp anneme döndüm. ''Kafamı dağıtmaya çalışıyorum.''
''Okulda olman gereken zamanda,'' diyerek anahtarları ve çantasını benim aksime düzgünce kenara koydu. Ufak bir yalandan zarar çıkmaz diye düşünerek ''Ders yoktu,'' dedim. Annem sorgulayıcı bir ifadeyle tek kaşını kaldırdı. Daha fazla gözlerinin içine bakarak yalanımı sürdüremeyeceğimi anlayınca ''Tamam vardı,'' diyerek pes ettim. ''Ama okulun ilk haftasının son gününü kutlamak istediğim için erken çıktım.''
Annem yavaşça kollarını göğsünde başlarken ''Dans etmen de bu yüzdendi yani?'' diye sordu. Derin bir nefes alıp ''Edememem desek daha doğru olur,'' dedim. Annemin bakışları farklılaşırken ''Ediyor gibi duruyordun,'' deyince burukça gülümsedim. ''İşte ediyor gibi.'' Kendimi miskince koltuğa atarken annem yanıma gelip oturdu. Sıkıntıyla iç çektim. ''Sen dans mı etmek istiyorsun?'' diye sorduğunda ''Kim istemez ki,'' diye cevap verdim. ''Hale dans ettiğinde dikkat çekebiliyor, beşizlerden bahsetmiyorum bile. Asal'ın da bir odun olduğunu düşünürsek, ufak kıpırtılarına dans edebiliriz. Peki ya ben? Bir tek dans, benim üzerimde emanet gibi duruyor.''
''Az önce hiç de üzerinde emanet gibi durmuyordu.''
Abartılı bir şekilde gözlerimi devirince annem ciddi olduğunu söyledi. Bana moral vermeye çalıştığını biliyordum o yüzden inanmış gibi yapıp yapmacık bir şekilde gülümsedim. Annem sıkıntıyla iç çekerken gözü televizyona kaydı. Daha sonra üzerimden uzanıp yanımdaki kumandayı eline aldı. 'Ariana Grande – Problem ft ıggly Azalea' şarkısının sesi yükselirken annem elimi tuttu. Ne yaptığına bakarken ayağa kalktı ve beni de çekerek kaldırdı.
''Hadi bana dansını göster.''
Gözlerimi abartılı bir şekilde açarken ''Saçmalama anne,'' dedim. Israr etmeye başladı. Bana yardımcı olmaya çalıştığını biliyordum ama tam bir umutsuz vakaydım. ''Ben sana birkaç figür göstereceğim.'' Annemin dans konusunda çok iyi olduğunu bildiğim için itiraz etmeyi bıraktım.
* *
Asal'dan
Olağan bir okul gününden sonra soluğu İRON'da aldım. İçeri girdiğimde Cem Baba'yı sağda solda koştururken görememem afallamama neden olmuştu. Çalışma odasının üzerine üzerine geldiğini savunan amcam, hesapları kontrol ederken bile locayı tercih ederdi. Dünya tersine mi döndü acaba diye düşünürken çalışma odasına gittim. Orada da yoktu. Acaba kulübe bugün gelmemiş miydi?
Tekrar içeri döndüm. Çalışanlardan birine Cem Baba'nın nerede olduğunu sorduğumda mutfakta olduğunu söyledi. Hızla arka tarafa geçtim. Mutfağa açılan büyük kapının ardından içeri bakan adamı gördüğümde kaşlarımı çattım. Neden içeri girmeyip dışarıdan izliyordu.
''Cem Baba?''
Başını bana çevirirken susmamı işaret etti. Ne olduğunu anlamasam da başımı tamam anlamında salladım. Başını tekrar mutfağı gösteren yuvarlak cama doğru çevirdi. Neredeyse çıt bile çıkarmadan yanına gittim. Başımı uzatıp, Cem Baba'dan arda kalan yerden mutfağın içine bakmaya çalıştım. Bahar gelmişti. Bu kız gerçekten zamanlama konusunda çok iyiydi, ya da gerçekten işine sadıktı.
''Cem Baba neden burada duruyorsun?''
İşaret parmağını dudağına koydu. Bakışları donuktu. Tekrar Bahar'a baktığımda şefin uğraştığı kabın içine parmak attığını gördüm. Parmağına bulaşan şeyi ağzına götürüp gözlerini kapattı. Yüzü huzurlu bir gülümsemeyle kaplandı. Gerçekten bir şeyler yerken bu kadar mutlu olanını görmemiştim.
''Ne yapıyorsun sen?!''
Ustanın bağırışıyla irkilen Bahar ''Tatlıyı test ettim,'' dedi. ''O daha hamur!''
''İşte güzel olup olmadığı hamurundan belli olur. Sen hiç hamuru bozuk deyimini duymadın mı?''
Usta ellerini iki yana açıp ''Allah'ım sen bana sabır ver!'' dedi. Kız resmen daha ilk günden adamı canından bezdirmişti. Cem Baba sert bir şekilde kapıyı açtı. Bahar'ın bakışları bize çevrilirken Usta ''Şükürler olsun,'' dedi. ''Cem Bey, bu kız beni öldürecek.''
''Ne oluyor burada?''
''Dün gözlem yaptığı için her şeyi tatmasına ses çıkarmadım ama bugün de aynı tas aynı hamam.''
Cem Baba'nın bakışları Bahar'a kaydı. Bahar ise göz göze gelmemek için başını eğdi. Usta şikâyete devam ederken amcam sadece dinliyordu. Bahar'ın yanaklarının elma gibi kızardığını fark ettim.
''Büyütülecek bir şey olduğunu sanmıyorum.''
Beklemediğim cevap karşısında hızla Cem Baba'ya baktım. Mutfak konusundaki titizliğini bilmesem, bu dediğine inanırdım. Birkaç gündür üzerindeki garipliği bu tavrıyla gözler önüne sermişti. Gözlerimi Usta'ya çevirdim. O da en az benim kadar şaşkındı. Bahar'sa belli etmemeye çalışsa da mutlu görünüyordu.
Bir melodi mutfakta yankılanınca irkildim. Cem Baba, gözlerini Bahar'dan ayırmadan elini cebine attı ve arayan isme bakmadan telefonu açtı. ''Evet.'' Yüzündeki ifade birden değişirken ''Hangi hastane?'' diye sordu. Kısa bir an kötü bir şey olduğunu düşündüm ama Cem Baba'nın tebessüm etmesi içimi rahatlatmıştı.
''Hemen geliyoruz,'' dedikten sonra telefonu kapatıp bana döndü. ''Güneş de sizin gibi biraz aceleci davranmış,'' dediğinde ne hissedeceğimi şaşırmıştım. Nika Teyze bir ay önceden doğuruyor muydu yani? ''Yürü hadi,'' diyerek yürümeye başlayan amcam kapıya yaklaşınca duraksadı. Hızla arkasını döndü. Bahar'a bakarak ''Düş önüme yavru kuş,'' dedi. Yok artık. Onun hastanede ne işi vardı?
''Benim orada ne işim var?'' Duygularımı tercüman olan magandaya bakarken ''Gerçekten Cem Baba, onun ailemizin arasında ne işi var?'' diye sordum. Ondan beklemediğim şekilde sert bir bakışı bana gönderirken ''Kararlarımı sorgulama Asal,'' dedi. İlk kez babamın adamı gibi görünüyordu. Korkutucu.
Tekrar Bahar'a döndü ve başıyla takip etmesini işaret etti. İçimden bir ses, Cem Baba'nın bu hallerinin hiç de hayra alamet olmadığını söylüyordu.
* *
Bahar'dan
Hiçbir şey anlamıyordum. Benim hastanede ne işim vardı? Cem denen adam neden ilk tanıştığımdan farklı davranıyordu. Gözlerinde sürekli sorgulayıcı bir ifade vardı. Benim kim olduğumu merak eden.
Hastaneye geldiğimizde içimden bir ses iyi şeyler olmayacağını söylüyordu. Cem Bey'in peşinden arabadan indim. Asal koşar adım içeri girerken, Cem Bey beni bekliyormuş gibi ağır hareket ediyordu.
''Yavru kuş,''
Arkasını dönen adam ''Yoksa ürkek kuş mu demeliyim?'' diye devam etti. ''Annesi hemşire olan birine göre hastaneden korkuyor olabilir misin?'' Kaşlarım çatıldı. Annemin hemşire olduğunu nereden biliyordu. ''Siz bunu-''
''Çalışanlarımı, tanımadan işe alacak değilim.''
Bu kulağa mantıklı geliyordu. ''Korkmak değil de, neden burada olduğumu merak ediyorum.'' Derin bir nefes alan adam, değişik bir ses çıkararak nefesini dışarı verdi. ''Rutin bir kontrol,'' dediğinde şaşkınca kaşlarım havaya kalktı. ''Çalışanların sağlık kontrollerini düzenli olarak yaptırırım.'' Bu kadar ilgili bir patron hayatımda görmemiştim. Bir dakika, sağlık kontrolü demek, kan aldırmak demek, o da koca koca iğnelerin vücuduma girmesi demekti. Ben bunu yapamazdım.
''Takip et beni.'' Cem Bey yürümeye başlayınca tedirgin bir şekilde peşinden gittim. O prosedürlerle uğraşırken ben uzakta beklemiştim. Annemin hayatı hastanelerde geçmesine rağmen ben bu soğuk mekanlardan nefret ediyordum. Annem onun izinden gitmem için çok ısrar etmişti ama ben mutlulukların parmakla sayılacak kadar az olduğu bir yerde geleceğimi kurmak istemiyordum. Öte yandan daha iğne görünce bayılacak gibi oluyordum. Başka birine nasıl yardımcı olabilirdim ki... İğnenin düşüncesi bile tüylerimi diken diken yapmıştı. Ürperince kollarımı okşadım. Sanki kan, damarlarımdan çekiliyordu. Ara ara gözlerim kararıyordu. Birazdan bayılırsam şaşırmazdım.
''Sıran gelince çağıracaklar.''
''Cem Bey, bu gerçekten gerekli mi?''
Sesim titremişti. Sorum karşısında kaşları çatıldı. ''Yani, bir istisna yapabilir misiniz?'' Şüpheci bir şekilde gözlerini kısınca ''Be-ben biraz korkuyorum,'' diye devam ettim. ''Benim iğne fobim varda.''
Dikkatli bakışlarından kaçmak için başımı eğdim. Gözlerim yanmaya başlamıştı. Adımı seslenen hemşireyle irkildim. Yüzü buğulanan Cem Bey'e bakarken ''Lütfen,'' diye fısıldadım ama adam beni umursamadan kan alım odasına soktu. Hemşirenin gösterdiği yere oturdum. Titriyordum. Kolumu açmamı söylediğinde yanağımdan birkaç damla yaş süzüldü. Kaderime boyun eğmekten başka çarem yoktu. Derin derin nefesler alarak kolumu sıyırdım. Hemşire elinde birkaç tüp ve kocaman bir iğneyle yanıma geldi. Lastiği koluma takarken birkaç damla yaş daha göz pınarlarımdan kaçtı.
''Korkma elim hafiftir.''
Ben senden değil, iğneden korkuyordum. Pamuğa bir şeyler dökerken elimi yumruk yapmamı istedi. İki yumruğumu da var gücümle sıktım. Biri damarım için, diğeri sabır içindi. Hemşire pamuğu tenime sürterken dudaklarımdan ufak bir hıçkırık kaçtı. O an boştaki elimin üzerinde bir sıcaklık hissettim. Başımı Cem Bey'e çevirdiğimde gözlerimin içine ilk kez böyle baktığını fark ettim. Şefkatli, güven dolu, huzurlu. Baba gibi...
''Eğer canın acırsa, elimi sık. Ben acına ortak olurum.''    

Veliahtlar Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!