Bir Mayıs Sabahı Dora Saylan, İstanbul

127K 1.3K 61
                                    

"Sevmek zor geliyor. Alışmamışım, yoruluyorum. Her an sevdiğimi düşünemiyorum. Bazen atlıyorum. Boşluklar oluyor. Bunları boş sözlerle doldurmaya çalışıyorum. Oysa ben her an sana bakmak, bir sözünü kaçırmamak; bir kıpırdanışını, yüzünün her an değişen bütün gölgelerini izlemek, her an yeni sözler bulup söylemek istiyorum. Her mevsimde, her gittiğimiz yerde, insanlarla ve insanlarsız, aşkın değişen yansımalarını görmek istiyorum. Bütün bunlar beni yoruyor. Sen orada duruyorsun ve beni seyrediyorsun sadece. Senin için sevmek, su içmek gibi rahat bir eylem. Ben her an uyanık olmalıyım."

                                                                                            Oğuz Atay - Tutunamayanlar


Her sabah olduğu gibi yine alarm çalmadan gözlerimi araladığımda perdelerin arasından sızan güneş ışığında sakin sakin ve belirli bir ahenk içinde süzülen toz taneciklerini izleyerek gerindim. Henüz Mayıs ayında olmamıza rağmen İstanbul'da hava çok sıcaktı. Değil en önemli müşterimizle toplantı yapmak, bu havada aslında yataktan çıkacak gücüm bile yoktu. Yine de yılların getirdiği alışkanlıkla, artık refleks haline gelen hareketlerle pamuk keten çarşafların arasından sıyrılarak çıktım ve kendimi banyoya attım. Buz gibi suyun altına girince uyku sersemliği ve yorgunluğumdan eser kalmamıştı.

Duştan çıkmadan önce suyu iyice soğutup göğüslerimde kalçalarımda dayanabildiğim kadar gezdirdim. Bu güzel vücudu korumak için düzenli olarak spor yapıyor olsam da, her dergide yazan bu tarz küçük güzellik sırlarına da olabildiğince uymaya çalışıyordum.

Bornozuma sıkıca sarılarak salonla Amerikan mutfağı ayıran tezgahın yüksek taburelerinden birine oturdum ve saat ondaki toplantı için hazırlanmadan önce kahve keyfi yapacak zamanım olmasına sevinerek sade sert kahvemi usulca karıştırdım. Barutçu Holding'deki toplantının öneminden dolayı uzun zamandır gergindim. Sıcaklar ve stresten gece doğru düzgün uyuyamamıştım ve şimdi de canım hiçbir şey yemek istemiyordu. Üzerinde I Love New York yazan koca kupayı tek elimle kavrarken diğer elimle Ipad'in tuş kilidini açmaya çalışıyordum. Hızlıca haberlere göz gezdirdim. Kahvem bitmek üzereyken döviz kurlarına da bakıp Ipad'i tezgahın üzerine bıraktım. Saat dokuza geliyordu, bir an önce hazırlanıp çıkmazsam sabah trafiğinde geç kalacaktım.

Çıplak ayaklarımı soğuk fayansların üzerinde sürüyerek giyinme odasına geçtim. Bu sıcak havada bu soğukluk iyi gelmişti. Soğuk duşun da etkisiyle göğüs uçlarım hala sert ve vücudum hassastı. Ne giyeceğimi düşünürken bornozumu ayaklarımın dibine bıraktım. Kafamı kaldırdığımda boy aynasındaki çıplak görüntümle göz gözeydim. Uzun zamandır vücudumdan ve verdiği işaretlerden bihaber olduğumu üzülerek fark ettim. Yıllar içerisinde kendimi iş hayatı ve çalışmaya öyle kaptırmıştım ki en iyisi olmak için didinip dururken özel hayatımı tamamen unutmuştum. İstanbul'da hayata sıfırdan başlayan başarılı, zeki ve güzel bir kadın olmak zordu. Kadın olmak başlı başına zorken, benim yıllardır bu içindeki her şeyi yutan acımasız şehirde verdiğim savaş takdire şayandı. Arada kaybettiğim yıllar, unuttuğum mutluluğum ve ihtiyaçlarım ise bu savaşta verilen önemsiz gibi görünen zayiatlarıydı. Arada geçen birkaç başarısız ilişki sonucu bu işlerin tamamen vakit kaybı olduğuna karar vermiş olmamın da artık aşk, meşk işlerinin peşinde koşmuyor oluşumda büyük etkisi vardı.

Sanki ilk defa görüyor gibi şaşırarak ve ilgiyle aynada kendi vücudumu izliyordum. Gerçekten güzel sayılırdım. Biçimli ve dolgun göğüsler, top gibi sıkı kalçalar, ince bir bel ve bronz pürüzsüz tenimle hiç fena sayılmazdım. Acı olan şu ki, bu vücudu spor harici en son ne zaman kullandığımı ve en son ne zaman birinin bana dokunduğunu hatırlamıyordum bile. Vücudum ani bir ihtiyaçla kasıldı. Tüm bu karışık duygularla kendi kendime tahrik olmuştum. Demek durumum bu kadar içler acısıydı. Ben aynada kendimi izlemeye devam ederken telefon çalmaya başladı. Arayan Burak'tı. Birden toparlanarak suçüstü yakalanmış gibi bornozu yeniden üzerime geçirdim.

"Efendim Burak"

Bu saatte aramasını beklemiyordum. Nasılsa yaklaşık bir saat sonra, toplantı için Barutçu Holding'te buluşacaktık. Şirketin sahibi ben olsam da bugün aslında Burak'ın günüydü Wildish lansmanı için yapılan tüm çalışma baştan sona Burak'ın kontrolündeydi. Holdingle bugüne kadarki görüşmelerin de tamamını o idare etmişti. Ben daha çok Oktay ve Ece ile birlikte kağıt üzerindeki kısımlara yardım ediyor, Burak'a neredeyse sınırsız bir bütçe sunuyor ve bunları yaparken mümkün olduğunca geri planda durmaya çalışıyordum. Bu işi bize Burak getirmişti ve ondan rol çalmak istemiyordum. Bu şirket benim olduğu kadar onun da sayılırdı ve Burak her zaman olduğu gibi yine mükemmel bir iş çıkarıyordu.

"Dora annem merdivenden düşmüş. Komşuları aradı, hastaneye kaldırmışlar. Bacağı kırılmış galiba şimdi ameliyata alıyorlarmış."

Bu noktadan sonra duyacaklarımdan korkarak dinlemeye devam ettim. "Ben hastaneye gidiyorum. Sözleşme metni ve diğer evrakları Oktay'la gönderiyorum. Bensiz idare edeceksin" derken soluk soluğaydı.

"Ama Burak..." cümlemi tamamlayamadan telefon kapandı. Tabi ki ondan böyle bir durumda benimle gelmesini isteyemezdim. O her zaman benim ve Alfa'nın yanındaydı. Henüz adımızın bile duyulmadığı ilk zamanlarda bana güvenmiş, inanmış ve birlikte çalışmayı kabul etmişti. Alfa PR & Danışmanlık'a en az benim kadar emek vermişti. Şu an Türkiye'de adı geçen birkaç şirketten biri bizsek bunda Burak'ın payı büyüktü. Çok çalışıyor, yoruluyor ama iyi kazanıyorduk. Hatta özellikle son iki yılda sektörel birkaç dernekten ödül bile almıştık. Bu başarı hissinin verdiği tatmin benim için hiçbir şeyde yoktu.

Şaşkınlığımı üzerimden atınca güçlü bir panik dalgası bu sabah fazlasıyla hassas olan vücuduma aniden yayıldı. Bir sabah için bu kadar duygu değişimi yeterli olmalıydı. Biraz önce kasıklarıma toplanan kanın, hızla beynime doğru yol aldığını hissediyordum.

Alelacele giyinirken içgüdüsel olarak normal bir iş gününden biraz daha fazla dikkat çekici olmaya özen gösterdim. Neyle karşılaşacağımı tam olarak bilmiyordum ve yanımda maalesef Burak olmayacaktı. Her ne ile yüzleşeceksem en mükemmel halimde olmalıydım, bu özelliğim sanırım yıllar içerisinde geliştirdiğim koruma mekanizmamın parçalarından biriydi. Her kadının yaptığı gibi eksik olduğum noktaları ben de güzellikle tolere etmeyi seçiyordum. Ne kadar gelişirsek gelişelim hala güzelliğin pek çok şeyi tolere edebildiği bir toplumda yaşıyorduk. Hem zeki, hem de güzel bir kadının istediği şeyi elde edememesi için bir sebep yoktu.

Gözlerindeki Karanlık - KİTABIMIZ ÇIKTIHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin