Bölüm-28) Kaçırılma ara Bölüm:2

33.1K 2.7K 245

Bugün vize işlemleri vardı. Bölüm yazamadım. Evet, ablanız Fransa'ya gidecek. Merak etmeyin Fransa'da da bölüm yazacağım. İyi okumalar!

----

Savunma dersindeydik. Önümdeki kum torbasını yırtarcasına yumrukluyordum. Son bir tekme attığımda 2. kum torbasıda yırtılmıştı ama sinirim geçmemişti.  Kum torbasını diğer yırtıkların yanına koyup yeni bir kum tornası aldım. Kızların hayran bakışlarını umursamadan kum torbasını tekmelemeye başladım. Şu an bana bakmasını istediğim tek kız Melisa'ydı o da kaçırılmıştı. Bunu düşünce içimi sinir kapladı ve ellerimin ateş saçtığını fark etmedim. Bu kum torbasıda yanmıştı! Yeni kum torbasını takıp su içmeye gittim. Kum torbasının başına gelince solkandım. Bu sırada Drake ağlayarak yanıma geldi. Ben dahil kimse onun ağladığını görmediğimiz için garip garip bakıyorduk.

''Aras... Melisa...'' ağzından bir hıçkırık kaçtı

''Ölmüş...'' ilk başta ağzından çıkan kelimeyi anlayamadım sonradan anladığımda balyozla vurulmuş gibi oldum.

''Ö-Ölmüş mü?'' başını salladı. O... o ölemez! O güzel gülüşü ölemez! Günlerdir patlamaya hazır olan öfkemin  dışarı çıktığını hissettim. Ne olacağını anlamam uzun sürmedi.

''Herkes dışarı çıksın!'' diye bağırdım.

''Drake sende!'' başını sallayıp dışarı çıktı. Dizlerimin üstüne düştüm, etrafımdan siyah ışıklar çıkıyordu. Acıyla çığlık atınca bütün camlar patladı. Hıçkırarak ağlarken yere vuruyordum. Göz yaşlarımı silip ayağa kalktım. Kahkahaları aklıma gelince her şey bulanıklaşmaya başladı. Son hatırladığım her yerin siyah ateşler eşliğinde yanmasıydı.

---

Gözlerimi açtığımda hastanedeydim. Çok bitkin hissediyordum. Melisa ordaydı işte karşımda durmuş bana gülümsüyordu. Ona gülümsedim. Yaklaşım yanağıma elini koydu, ona soracak çok şey vardı ama benim gücüm yoktu.

''Seni seviyorum'' dedi ve yok oldu birden. O gidince içeriye Bay Point girdi.

''Ne oldu bana?''

''Güç patlaması. Bütün salonu yaktın biliyor musun?'' dedi ve gülümsedi. Olanlar bir bir aklıma gelmeye başladı. Aralarından birinin kabus olması için yalvarıyordum.

''Melisa öldü değil mi?'' başını salladı. Gülümsedim, ama gözümden akan yaşlar gülüşümün sahteliğini ortaya koyuyordu.

''Ne zaman çıkarım buradan?''

''Birazdan'' başımı salladım. Odadan çıkınca tüm üzüntümü, acımı ve öfkemi dışarı kustum. Duygular dışarıya birer göz yaşı olarak çıkacaksa neden hala acı çekiyorum? Neden hala onu istiyorum? Göz yaşlarımı silip arkama yaslandım. Bir hemşire içeri girip serumumu çıkardı ve bende revirden çıktım. Aklıma mağazada onu buluşum gelince gülümsedim. Nasılda bulmuştum onu? Birde ona anahtarı Denge Koruyucusuna ver demiştim. O benim hayatımı kurtarmıştı. Bense hiçbir şey yapamamıştım onun için. Aklıma takılan soru içimde bir ümitin filizlenmesine neden oldu. Aramızda bağ varsa o ölünce neden ben ölmedim? Belki de ölmemiştir, kalbimde yaşıyordur diyip romantikliğe vurmayacağım. Ona bakılırsa bir tek acı çekince hissediyorduk, acı çekmeden öldü her halde...

Evin önüne gelince cebimden anahtarımı çıkarıp eve girdim. Herkes koltuklara oturmuş birbirlerine bakıyorlardı. Yavaşça yanlarına gittim ve Selin'in yanına oturdum, bende barışmaya katıldım. Çç

''O böyle olsun istemezdi... O bu kadar ruhsuzlaşmamızı istemezdi.'' dedi Carl aramızda onu en iyi tanıyan oydu herhalde abi kardeş gibiydiler...

''Ne yapalım Carl dans mı edelim?'' Harry'nin sözüne hepimiz göz devirdik.

''Hayır, en azından konuşalım'' herkes başını sallayınca Melisa'yı ve kendi çocukluk anılarımızı anlattık birbirimize. En azından bir süreliğine gülmüştük...

---

Akşam hiç uyumamıştım. Daha doğrusu uyuyamamıştım. Bir yerde gülümsersen acılarını daha az yaşarsın yazıyordu. Denemek için iyi bir zaman diye mırıldanıp gülümsemeye başladım. Gerçekten işe yarıyordu sanki, kendini kandırıyordun ama acın hafifliyordu... Kıyafetimi değiştirip aşağıya indim. Daha kimse uyanmamıştı. Daha Carl'ın alarmı bile çalmamıştı! Umursamadan aşağı indim. Belki bisikletimle küçük bir tur atarsam iyi gelir diye düşünüp dışarı çıktım. Bisikletimi alacakken Melisa'nın bisikleti takıldı gözüme. Elimi bisikletin üstünde gezdirdim, sahte gülüşüm yerini sıcak bir tebessüme bırakmıştı. Aklıma gelen şeyle elimi bisikletten çekip kahkaha atmaya başladım. Melisa bisikletin selesini okşadığımı görseydi yapacağı ifade gelmişti gözüme. Kahkaha atmayı bırakıp bisikletime bindim ve boş yollarda bisiklet sürmeye başladım. Mark'a element toplarını söylemeyi unuttuğumuzu hatırlayınca yolumu değiştirdim.

Mark'ın laboratuvar-evine gelince bisikleti frenledim ve çalıların arasına attım. Koşarak laboratuvar-evin kapısını çaldım. Açmayınca tekmeleyecektim ki Mark kapıyı açtı ve onu tekmekçlemiş oldum.

"Ah! Aras burada ne yapıyorsun?" cevap vermeden içeri girdim.

"Melisa sorunun nedenini buldu"

"Neymiş?" Dedi heyecanla

"Element topları" bir süre düşündü.

"Haklısın! Ha bu arada o nerede?" Derin bir nefes aldım.

"O... Öldü"ağzını açtı ama konuşamadan kapadı.

"N-Nasıl öldü? Ciddi misin?"

"Kaçırıldı sonra..." Yutkundum.

"Öldürüldü." Mark'ın gözleri doldu ama kendini hemen toparladı.

"Eh... Şey... Tamam o zaman konumuz Element Toplarıydı değil mi?" Konuyu değiştirmeye çalışıyordu. Hafifçe başımı salladım. Melisa'nın ölümü herkesi üzmüştü ya annesi öğrenince ne yapacaktı?..

Elementler AkademisiWhere stories live. Discover now