Bölüm 1

13.6K 546 173

*Öncelikle merhaba arkadaşlar. Bu hikayeyi uzun bir süredir düşünüyorum. 1 aydır bir süreçte yazmaya karar verdim. Hikaye, yaşadıklarımı ve hayallerimi anlatıyor. Bir kaç defa kontrol etmeme rağmen yazım yanlışı görmedim. Umarım atladığım olmaz. Varsa da eğer uyarırsanız sevinirim. İlk bölümde biraz kızımın hayatından bahsettim. Sıkılmazsınız umarım.

Bu hikayeyi yazmadan önce bana destek olan tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim. Umarım beğenirsiniz. İyi okumalar.* 

"Haftaya görüşeceğiz, biliyorsun."

"Evet, efendim." diyen 16 yaşındaki gence kafamı çevirdim. 'Efendim' demeyi bırakmalıydı. Genç kız "Efendim." dedikçe herkes onu eziyordu. Aile dostlarına diyebilirdi bunu bende yapıyordum. Ama o büyük ve küçük herkese diyordu. Haftaya kesinlikle bu konu hakkında konuşmalıydım.

"Kendine dikkat et, olur mu?" derken gözlerinin içine baktım. Kendine zarar verecek biriydi. Dediğimi anlamış olacak ki gözlerini kaçırdı.

"Peki efendim." Odadan yavaş adımlarla çıktığında önümde duran dosyaya baktım. Bu gri dosyaya bu genç kız hakkında yapabileceklerimi yazıyordum. Bir yıl içinde bana gelip danışan herkesin dosyası bulunurdu. Bu dosyaları odanın içinde bulunan bir başka odaya koyuyordum. Bu odayı hastaneden özel olarak istemiştim. Diğerlerine göre geniş bir hastane odasıydı. Bu oda geldiğimde bomboş duruyordu. Bende rica edip bu odayı istemiştim. Daha sonra içine bir oda daha yerleştirmiştim.

Odamın kapısının tam karşısında çalışma masası bulunuyordu. Siyah masa ve masanın önünde karşılıklı iki koltuk vardı. Koltukların arasında küçük sehpa vardı. Bu sehpanın üstüne kişisel gelişim kitaplarının isim listesi vardı. Bazen danışmaya gelen insanlara kitaplar önerirdim. Siyah masanın arka tarafında kendi koltuğum bulunuyordu. Koltuğumun sağ tarafında bulunan askının üzerinde beyaz önlüğüm asılıydı. Odanın sağ tarafında bir kapı vardı. Bu kapıdan, dosyalarımın bulunduğu odaya giriliyordu. Beyaz odanın içi, huzur doluydu. Gri başta olmak üzere siyah ile gri en sevdiğim renkti. Ama bir psikoloğun odası bu renklerde olamazdı sonuçta.

Ayağa kalkıp dosyaların bulunduğu odanın kapısının önüne gittim. Sağ elimin parmaklarını kapının koluna doladım. Kapının kolunu yavaşça indirdim ve kapıyı ileriye doğru ittirdim. Odanın solunda, sağında ve kapısının tam karşısında olmak üzere üç tarafında dolaplar vardı. Görüşmemi bitirdiğim insanların bile dosyalarını atmaya cesaret edemiyordum. Psikologluğumun ilk yılı olmasına rağmen birçok kişinin derdini dinlemiş çözüm yolu bulmaya çalışmıştım.

"Senden psikolog olmaz." diyen aileme ve arkadaşlarıma şu anda önlüğümün üzerindeki yaka kartımı gösteriyordum. "Psikolog Didem Erez." yazan yaka kartını. Tabii işim sadece bununla bitmiyordu. Danışan kişinin sorunları, kendi sorunlarım olarak görüyor ve "Ben olsam ne yapardım?" diyordum. Duruma göre sorunu düzelteceğim şeyi söylüyordum. Sol taraftan doldurmaya başladığım dolabın içine biraz önceki genç kızın dosyasını ekledim. Dosyaların bulunduğu odadan çıktım ve kapısını kapattım. Çıkış saatime daha vardı. Koltuğuma giden beyaz fayansların her birine teker teker bastım. Böyle bir alışkanlığım vardı. Ayaklarım çok büyük değildi ama çok küçük değildi. O yüzden fayansların çoğuna teker teker basabiliyordum. Yine gülerek yaptığım bu alışkanlıkla koltuğa varabilmiştim. Bugün başka gelecek kimse yoktu. Zaten çıkış saatime sayılı dakikalar kalmıştı. Üzerimdeki beyaz önlüğü dikkatlice çıkarıp askıya astım. Genelde hastanelerde psikologlar önlük giymezdi. Ama özel hastane olduğu için hastane müdürü "Bu hastanenin çalışanı olduğunuzun belli olması gerekiyor." demişti.

Anlat BakalımBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!