3.0

8.6K 583 175
                                        


Babam.

Benim küçüklük kabusum babam. Uykularımı kaçıran ve deli gibi korkutan babam. Küçükken ondan korktuğum zamanlar karşısında titrerdim kendime engel olamayarak. Şuan fark ediyordum ki değişen bir şey olmamış, ben hâlâ babamdan korktuğumda titriyormuşum. Hâlâ kalbimden bir kuş yükseliyormuş göğe. Ve hâlâ biri sıkıyormuş kalbimi elini göğsüme daldırarak.

Görmeyeli yaşlanmıştı ama duruşundan bir şey eksilmiş gibi durmuyordu. Hâlâ aynı dik duruşluluk, aynı ifade, aynı özgüven vardı yüzünde. Aynı karakteri taşıyordu, aynı sarsılmazlık. Paltosu, takım elbisesi her şeyi hâlâ aynıydı. Hâlâ hep lacivert kravat takıyordu demek.

Karakol kapısından içeri girmiş gözleri etrafta gezinirken hızla bir güç beni peşinden çektiğinde adeta o tarafa doğru savruldum. Dinçer öyle bir hızla beni peşinden çekmişti ki az daha kendime hakim olamayıp bağıracaktım. Ne olduğunu anlamadan bir kapı açıp beni içeri çekmiş, kapıyı kapattığı gibi de beni kapıya yaslamıştı. Refleksle çığlık atmak üzeyken eli hızla ağzımı kapattığında dudaklarım avuç içine değdi. O kadar yakınımdaydı ki nefesini tüm çehremde hissedebiliyordum. Eli sıcacıktı, tıpkı nefesi gibi.

"Şhh, sakın bağırma." Göğsüm hızla inip kalkıyordu, nefes nefese kalmıştım. Bağırmayacağımı anladığında yavaşça elini ağzımdan çekti.

Elini ağzımdan çektiği gibi, "Sen manyak mısın!?" dedim sesimi kısmaya çalışarak. "Abandın üstüme bildiğin!" Etrafımıza baktığımda geldiğimiz yerin yangın merdiveni olduğunu fark etmiştim. Burası çok aydınlık bir yer değildi ve biraz karanlıkta kalıyorduk. Otomatik ışık hızı algılamıyor olmalıydı.

"Orospu çocuğu baban görse miydi bizi?" dedi hâlâ dibimdeyken. Uzaklaşmıyordu. Ve hâlâ fısıldaşarak konuşuyorduk.

"Biraz dibimden çekilsen mi?" dedim onu biraz ittirirken. Benim ittirmem bir işe yaramazken birkaç saniye sonra kendisi çekildi. Rahat bir nefes alırken elim boynuma gitti. İkimiz de gözlerimizi etrafa çevirdik, göz göze gelmemeye çalıştık. Babamdan neden kaçtığımızı sonra soracaktım, şuan aklım maalesef yakınımdaki adamdaydı.

"Bence şuan gidebiliriz." dedim aradan bir dakika geçtikten sonra. Muhtemelen bir odaya alınmıştır diye düşünüyordum.

Kapıyı hafifçe araladığında etrafa bir göz attı ve elimi tuttu tekrardan. "Çıkalım." Elimi tutması da alışkanlık olmuştu. Koca eli yine bir örtü gibi kapladı elimi. Parmaklarımızı birbirine geçirdik.

Yangın merdivenlerinden çıktığımızda adeta koşar adımlarla çıktık dışarı. Tabi koşar adımlar atan Dinçer değil bendim, herif aceleyle çekiştiriyordu elimi. Söylene söylene dışarı çıktığımızda, "Geberdin geberdin." dedim gözlerimi devirerek. Hâlâ neden babamdan saklandığımızı da anlayamıyordum. Bizi görse ne olabilirdi?

"Yürü Efnan." dedi sadece. Arabasına yürüdüğünü anladığımda kısa bir an duraksadım. Neden onun arabasına binecektim ki. Taksiyle gelmiştim ve yine aynı şekilde taksiyle gidebilirdim.

İnatçılığın zamanı değildi. Çocukluğun ise hiç.

Dinçer sürücü koltuğuna yöneldiğinde ben de yolcu koltuğuna yönelmiştim. Arabaya bindiğimizde, "Gördü mü bizi?" diye sordum Dinçer'e bakarak. Sanırım görmesi büyük bir sorun oluşturacaktı.

Kolunu benim koltuğun arkasına atıp arabayı geri sürdü. "Görse çoktan hesap sormaya gelirdi." dedi ve tekrar önüne döndü. Karakoldan çıktığımızda rahat bir nefes aldım. Burası çok gericiydi. Bir daha gelmek istemiyordum.

"Neden ondan kaçtık?" dedim merakla. Tamam kaçmamıştık ama sonuçta görmemesi için gizlenmiştik. Anlayamıyordum.

Dinçer gözlerini yoldan ayırmadı. Açıklama yapmayı seven bir adam değildi, bunu zaten anlamıştım. "Baban beni senin yanında görmek istemiyor." dedi sinir bozukluğu ile. Kafasını diğer tarafa çevirip kısa bir küfür mırıldandığını anlayabiliyordum.

Aşk İçinde | TextingHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin