2.3

11.7K 736 253
                                        

Köpek herif.

Hayal kırıklığıydı. Biri bana Dinçer’in nasıl biri olduğunu sorsa, iki kelimeyle “hayal kırıklığı” derdim. Çünkü tam olarak buydu. İnsanı yüzüstü bırakabilecek, ardından tek bir açıklama bile yapma gereği duymayacak kadar haysiyetsiz bir adamdı. Onun hakkında yanılmıştım. Hemde çok büyük yanılmıştım. Tek bir gecede onun hakkındaki düşüncelerim yüz seksen derece değişmişti.

Onun için özenle hazırlanmıştım. Aynanın karşısında iki saat boyunca yanaklarıma yayılan o kızarıklığa bakıp utanmış, kendi kendime gülmüştüm. Onun için yemekler yapmış, masayı defalarca düzeltmiş, her detayı kusursuz olsun diye uğraşmıştım. Dudaklarımı dişleye dişleye dakikalarca kapıya bakarak onu beklemiştim. Göğsümde dindiremediğim bir heyecan, içimi yiyip bitirmişti.

Peki onun bana yaptığı neydi?

Tek bir mesaj bile atmadan, hiçbir şey olmamış gibi ortadan kaybolmak. Endişelenebileceğimi, üzüleceğimi umursamayarak ortadan kaybolmak.

Bir aptal gibi hissetmiştim. Bir aptal gibi hissettiğim için kendime de çok kızmıştım.

Onun farklı biri olduğuna inanmıştım. Centilmendi, etkileyiciydi. Bir insanın kalbine nasıl dokunacağını, nasıl iz bırakacağını iyi biliyordu. Ve ben, bütün bu sözlere, bakışlara, inceliklere kanıp onun gerçekten farklı olabileceğine, belki de hayatımda kalıcı bir yeri olabileceğine inanmıştım.

Ama erkekler hep aynıydı. Günün sonunda geriye sadece kırılmış bir kalp bırakıyorlardı. Dinçer, günün sonunda gerisinde kırık bir kalp bırakmıştı.

Kırılmıştım. Hem de çok.

Yemek masasını toplarken, tabakları tezgâha bırakırken boğazıma düğümlenen o his yüzünden ağlayacak kadar kırılmıştım. Çünkü insanın canını en çok acıtan şey, hevesle dolmuş kursağında kalan hayallerdi.

Neden böyle bir şey yaptığını bilmiyordum ve artık merak da etmiyordum. Başta aklıma en kötü ihtimaller gelmişti. Bir kaza geçirmiş olabileceğini ya da ailesinden birinin başına bir şey gelmiş olabileceğini düşünmüştüm. Ama hayır. Ona hiçbir şey olmamıştı. Demek ki bu, tamamen bir seçimdi.

O zaman artık hayatımda yer kaplamasına da gerek yoktu. Açılmamış bir kitabı rafa kaldırmıştım ve parmağımın ucuyla bile dokunmayacaktım.

Elimdeki fırçayı suya daldırırken dalıp gittiğimi fark etmedim. Boya tuvalde taştı, renkler birbirine karıştı. Resmi de batırmıştım. Renk uyumunu yakalayamamış, her şeyi dağıtmıştım.
Her şey o pislik adam yüzündendi.
Önce tüm dengemi altüst etmiş, sonra da sanki yetmezmiş gibi üzerinde tepinmişti. Onun yüzünden tuvalime bile odaklanamıyordum.

“Bir sus be!” diyerek açtığım slow müziği kapattım. Yorgunlukla ellerimi parkeye koyup, hemen önümde yere yaslanmış duran koca tuvale baktım.
Bu benim portremdi.

Çizim aşamasını bitirmiş, arka planı boyamaya başlamıştım ama bugün yaptığım kısım berbat olduğu için resim şimdi tuhaf ve yarım görünüyordu. Hayatımda hiç kendi portremi çizmemiştim. Çünkü resimlerimdeki tüm figürlerin yüzleri silik olurdu, onları yarım bırakmayın severdim. Ama şimdi kendi silüetimle yüz yüzeydim. Henüz boyanmamış gözler tam olarak benim gözlerimdeydi.

Bu resmi neden çizmeye devam ettiğimi de bilmiyordum. Başladığım zaman, bitirdiğimde Dinçer’e vermeyi düşünüyordum ama artık hayatımda Dinçer diye biri olmadığına göre, elimde kalan bu tuvalle ne yapacağımı da bilmiyordum. Oflayarak oturduğum yerde yayıldım ve sırtüstü parkeye uzandım. Kollarım iki yana açılırken içimde kendime karşı yükselen o öfkeyi bastıramıyordum.

Aşk İçinde | TextingHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin