1.2

16.6K 924 92
                                        

Sergi günüydü.

Efnan, her zamanki gibi şık ama sade bir elbise seçmiş, vintage takılarla boynunu ve bileklerini süslemişti. Herkes gibi giyinmektense bohem bir tarzı daha çok benimsiyordu. Ensesinde dağınık bir topuz yaptığı sarı saçları ve ela rengi gözlerini daha çok ortaya çıkaracak makyajı ile kendisi gibi hissediyordu. Günlerdir uğraştığı ve güzel olması için saatlerce emek verdiği sergisi açılmış, yavaş yavaş insanlar da gelmeye başlamıştı.

Kadehlerde şarap, parmak uçlarında camın soğukluğu, bakışlarda “anlıyor gibi yapma” refleksi vardı. Duvarlar beyazdı ama boş değildi. Çizimler, beyazın içinden çıkmış gibi duruyordu. Sanki kâğıt, figürleri tutmakta zorlanmış, onlar da duvara sığınmıştı. Yeteneğine güveniyordu, insanların onun resimlerini seveceklerini hissediyordu.

Hemen yanında duran arkadaşı Yağmur, Efnan'dan bile daha heyecanlıydı. "Çok güzel bir ortam yarattık. Gurur duyuyorum seninle." Sesinde gözle görülür bir heyecan vardı. Efnan'ın ilk sergisi olmamasına rağmen Yağmur, her zamanki gibiydi.

Efnan'ın bu sergi için ne kadar çok uğraştığını en iyi o biliyordu. Arkadaşı takıntılı bir biçimde hiçbir kusur yapmamaya çalıştığı tuvallerine bebeği gibi bakmıştı. Saatlerce karşılarında oturup emek vermişti. Efnan'ın kırmızıya boyadığı dudaklarının arasından bir nefes çıktı. "İnsanlar keyif alıyor gibi gözüküyor." dedi ela gözleri insanların üzerinde gezerken. Şarabından bir yudum daha aldı, anın keyfini çıkarmaya devam etti.

Arada bir bazı insanlar Efnan'ın yanına yaklaşıyor, yeteneklerine övgüler yağdırıyorlardı. Övgü almak pek hoşuna gitmese de küçük bir tebessümle karşılık verip tablolarının onlarda bıraktığı hissiyatı soruyordu. Onun için en önemli olan şey, resimlerinin insanlar üzerindeki etkisiydi. Bazıları güzel oldukları konusunda birkaç kuru cümle söyleyip sanattan anlamadıklarını gösterirken bazıları gerçekten entelektüel yorumlar yapıyordu. Tüm yorumları ilgiyle dinledi Efnan.

Bir duvarda yarım bırakılmış bir yüz vardı. Gözlerden biri çizilmişti, diğeri sadece bir boşluktu. İnsanlar önünde duruyor, başlarını yana eğiyor, fotoğraf çekiyor, sonra birbirlerine bir şeyler fısıldıyordu. İnsanlar gerçekten ilgiyle tabloları süzüyor, ardından da yüzlerindeki tatmin olmuş ifade ile yandaki tabloyu incelemeye başlıyorlardı. Efnan, her bir konuğun hareketlerini tek tek, dikkatle süzüyordu.

Gözleri kalabalığı turlarken bir şey arıyordu. Daha doğrusu birini.

Geleceğim demişti, öyle değil mi? Geleceğim demişti fakat sergi açılalı dakikalar geçmişken neden ortalıkta gözükmüyordu? Yoksa gelmeyecek miydi? Kendisinden emin bir şekilde konuşan, özgüvenli o adama ne olmuştu?

Efnan o adamı neden engellemediğini kendisi de bilmiyordu. Karşısındaki adam sınırları umursamayan, açıkça Efnan'a ilgi duyduğunu gösteren, bazı laflarıyla Efnan'ı ekrana dahi bakamayacak şekilde utandıran, arsız bir adamın tekiydi. Ama Efnan'ın parmağı hiç 'engelle' tuşuna uzanamamıştı. Yapmayı düşündüğü olmuştu ama içinden bir şey engel olmuştu ona.

Sanırım Dinçer Koral'ın ona gösterdiği ilgi ve açık sözlülük Efnan'ın hoşuna gidiyordu. Herkes ilgi görmekten hoşlanırdı, kabul etmesi gerekirdi ki Efnan da bundan hoşlanıyordu.

En son beş gün önce konuşmuşlardı, belki de adam unutmuştu. Yoğun bir adamdı, unutması çok normaldi. Belki de en basitinden canı istememişti. Efnan'ın omuzları az da olsa çökerken nedensiz bir üzüntü duydu.

Elindeki küçük kartı sıkıca tutuyordu. Konuşma zamanı git gide yaklaşıyordu. Galerinin küratörü hafifçe yanına sokulduğunda zamanın geldiğini anlamıştı. “Hazırsanız,” dedi, kibar ama aceleci bir sesle küratör.
Efnan başını salladı, kesinlikle hazırdı. Sergi devam ediyordu, devam etmeliydi.

Aşk İçinde | TextingHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin