BÖLÜM 9: Çaresiz Öfke

3.1K 308 235
                                        

Konfüçyüs der ki, insanları tartışırken tanırsınız. Çünkü öfke, saklanan kişiliği ortaya çıkarır.

Ben bugün, tam şu an, sanatımı icra edecek, herkesle usulüne uygun bir tanışma yaşayacaktım. Özellikle de o Polat denilen kılkuyrukla. Tedirginlikle bana bakıyordu. Bakışlarımı kısıp yüzüne dik dik baktım. Etrafımda konuşmalar dönüyordu ama odağım zerre kaymıyordu. Sanki herkes silinmiş, ortada yalnızca ben ve Polat kalmıştık.

Korkuyordu. Adımlarını belli etmeden geri geri atıyordu. Derin bir nefes aldım. Omzumdaki çantayı Alas'ın kucağına fırlatırcasına bıraktım. Ardından kazağımın kollarını sıvayıp Polat'a doğru yürüdüm. Attığım her adımda burada yaşadığım anılar zihnime üşüşüyordu. Ben yaklaştıkça, o birazdan olacakların endişesiyle yüzüme bakıyordu.

"Anlatabilirim, Aypare." Başımı iki yana salladım. "Seni döveceğim ki," dedim; içimde kopan fırtınaya tezat, son derece dingin bir sesle. "Seni öyle bir döveceğim ki yediğin dayak tarihe geçecek."

Yutkundu. Panikle sağa sola bakındı. Başka çaresi olmadığını anlayınca aniden arkasını dönüp koşmaya başladı. Aynı anda ben de hızlandım. İyi koşardım. Bir süre uzun koridorda kovalamaca oynadık. Herkesten uzaklaşmıştık. Kimsenin olmadığı bir koridora doğru koşunca nefesi daraldığından yavaşlamaya başladı. Bir sporcu olarak ondan daha dayanaklıydım. Sakin tempoda koşarken nefesini tüketmesini bekledim. Üzerindeki kıyafetler de benimkine göre çok daha kısıtlayıcıydı. Nefesi neredeyse tükendiğinde aramızdaki mesafeyi hızla kapattım. Pelerini koşarken uçuşuyordu. Havada uçuşan ucunu yakalayıp kendime doğru çektim. Dengesini kaybedip yere bir seksen uzandığında üstüne abandım. İlk iş saçlarına yapıştım. Sertçe çekiştirirken dişlerimin arasından tısladım. "Seninle tanıştığım günün sabahını eşekler tepsin! Beni nereye getirdin lan sen?"

Acıyla bağırdı: "Aypare, önce dinle!" Çenesine bir yumruk indirdim. "Sus," dedim, tehditkâr bir tonda. "Seni dövmekle kalmam, mezara koyarım."

Cümlem biter bitmez ters dönüp sürünmeye başladı. Tam o anda kolunu ısırdım. Mağarası yanan ayılar gibi feryat figan bağırdı. Boşta kalan eliyle yere vurarak acısının dindirmeye çalışıyordu. Umursamadım. Kurtulmasına fırsat vermeden ayağa kalkıp sırtına art arda tekmeler savurmaya başladım. "Söyle, Polat!" dedim, bir tekme daha atarken. "Evime nasıl döneceğim?"

Bağırmaktan cevap veremiyordu. Bu şekilde iletişim kuramayınca daha da öfkelendim. Tekme atmayı bırakıp sert şekilde saçlarına asıldım. İçimde biriken tüm hırsı ondan çıkarıyordum.

Bir şey diyordu ama anlaşılmıyordu. İçimde kaynayıp duran öfkeden de anlamıyor olabilirdim. Yine umursamadım. Konuşmasına fırsat vermeden çekmeye devam ettim. Tam o an belime dolanan ellerle duraksadım. O eller hiç vakit kaybetmeden beni Polat'ın üzerinden çekti. Sırtım göğsüne doğru çekildiği anda burnuma dolan misk, ardıç ve odun karışımı kokudan bunun Alas olduğunu anladım.

Ellerinden kurtulmaya çalıştım. Fakat beni göğsüne daha da bastırarak tüm hareket kabiliyetimi kesti. "Bırak beni, kral bozuntusu." Bir yandan kurtulmak için çırpınıyor, bir yandan ağzıma geleni sayıyordum. Ama nafileydi. Yapabildiğim tek şey, sudan çıkmış bir balık gibi havada çırpınan ayaklarımdı.

Alas'ın kucağında, Polat'tan epey uzakta olan bir odaya geldiğimizde beni indirdi. Ayağım yere değer değmez hızla göğsüne sertçe vurdum. "Beni ne diye kucağına alıyorsun, lanet olası adam!" Madem sinirimi Polat denilen lavuktan çıkarmama izin vermiyordu, ben de ona saydıracaktım. "Beni öldürmeye çalıştığın yetmedi sanırım." Kollarımı iki yana açtım. "Gelin ya, topluca benim ağzıma sı-"

Ateşe Adanmış Ruhlar Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin