final

2.5K 170 29
                                        


Velovis Malikanesi, tarihinin en fırtınalı, ama bu kez korkuyla değil, telaşlı bir umutla çalkalanan gecesini yaşıyordu.
Saat gecenin üçüydü. Gökyüzünde tek bir yıldız bile yoktu; sanki evren, tüm ışığını malikanenin ebeveyn yatak odasına saklamıştı.
Aden, ipek çarşafların arasında, alnında biriken ter damlalarıyla nefes almaya çalışıyordu. Karnındaki sancı, o güne kadar hissettiği hiçbir şeye benzemiyordu. Ne Viktor’un kafesindeki soğuğa, ne Çukurlar’daki açlığa, ne de Yekta’nın merdivenlerindeki o ihanet acısına... Bu acı başkaydı. Bu acı, bedeni yırtan ama ruhu onaran, yaşam dolu bir yangındı.
"Karan..." diye inledi Aden, dişlerini sıkarak. Sesi, odadaki sessizliği bir bıçak gibi kesti.
Karan, yatağın hemen yanındaydı. Bir Delta olarak, hayatında hiç bu kadar korktuğunu hatırlamıyordu. Ne namlunun ucunda, ne de alevlerin ortasında... Eşinin, canının içinin böyle kıvranması karşısında eli kolu bağlı kalmak, onu delirtiyordu.
"Buradayım nefesim," dedi Karan, Aden’in elini iki avucunun arasına alıp öperken. Elleri titriyordu. "Buradayım. Dayan. Doktor birazdan burada olacak."
Aden, bir çığlık daha attı. Bedeni yay gibi gerildi. "Geliyor!" diye bağırdı. "Karan, dayanamıyorum! Parçalanıyorum!"
Karan, feromonlarını serbest bıraktı. Odayı yoğun, sakinleştirici bir orman kokusu, ıslak toprak ve güven veren sedir ağacı kokusu kapladı. Delta’nın bu gücü, normalde orduları dize getirirdi; ama şu an tek amacı, eşinin acısını hafifletmekti.
Mühür yeri... Aden’in boynundaki o diş izi zonkluyordu. Biyolojik bağ sayesinde Karan, Aden’in çektiği acının her zerresini kendi bedeninde hissediyordu. Aden’in kasıkları kasıldığında, Karan’ın da nefesi kesiliyor; Aden’in kemikleri sızladığında, Karan’ın da dizlerinin bağı çözülüyordu.
"Acını bana ver," diye fısıldadı Karan, alnını Aden’in terli alnına yaslayarak. Gözleri kapalıydı, bir dua mırıldanır gibiydi. "Bana ver Aden. Hepsini bana ver. Sen sadece nefes al."
Odanın kapısı gürültüyle açıldı. Aile doktoru ve iki hemşire, ellerinde steril malzemelerle içeri daldılar.
"Su geldi mi?" diye sordu doktor, hızla eldivenlerini giyerken.
"Evet," dedi Karan, yerinden kıpırdamadan. Aden’i bırakmıyordu. "Yirmi dakika önce. Sancılar iki dakikada bire düştü."
"Tamam," dedi doktor, Aden’in durumunu kontrol ederken. "Doğum başlamış. Bebek kanalda. Ama..." Doktorun yüzü ciddileşti. "Bebek ters geliyor Karan Bey. Ve çok büyük. Omega anatomisi zorlanıyor."
Karan’ın gözleri dehşetle açıldı. "Ne demek zorlanıyor? Ona bir şey olursa..."
"Karan!" Aden, Karan’ın elini tırnaklarını geçirecek kadar sert sıktı. "Sus! Beni korkutma! Sadece elimi tut!"
Karan sustu. Otoritesini, gücünü, kibrini kapının dışında bıraktı. Şu an sadece bir eşti.
Saatler süren o mücadele başladı.
Her ıklınma, Aden’den bir parça koparıyor gibiydi. Aden, geçmişin hayaletlerini görüyordu sancıların arasında. Bazen Yekta’nın gülüşünü, bazen o bodrumdaki soğuğu... Ama sonra Karan’ın sesini duyuyor, Karan’ın kokusunu alıyor ve geri dönüyordu.
"Yapabilirsin," diyordu Karan sürekli. "Sen neleri yendin Aden... Sen ölümü yendin. Bunu da yapabilirsin."
Ve nihayet... Günün ilk ışıkları pencereden sızarken, o son, o en güçlü çığlık koptu.
Odayı dolduran o ses, bir insanın değil, bir mucizenin sesiydi.
Ingaaaa!
Zaman durdu.
Aden’in başı yastığa düştü. Göğsü hızla inip kalkıyordu. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama yüzünde tarifsiz bir rahatlama vardı.
Doktor, kanlı ellerinin arasındaki o minik bedeni havaya kaldırdı.
"Kız," dedi doktor, gülümseyerek. "Dünyalar güzeli bir kızınız oldu."
Karan, o an dizlerinin üzerine çöktü. Bacakları artık onu taşımıyordu. Gözyaşları, yanaklarından süzülüp Aden’in eline damladı.
Bir kızı olmuştu.
Aden’in kızı.
Hemşireler bebeği temizleyip kundağa sardılar ve Aden’in göğsüne bıraktılar.
Aden, kollarının arasındaki o sıcaklığa baktı.
Minicikti. Yüzü buruşuktu, pembe beyazdı. Ama kokusu...
Aden burnunu bebeğin başına gömdü ve derin bir nefes aldı.
Menekşe ve Sedir.
Kendi kokusuyla Karan’ın kokusunun mükemmel karışımı.
"Merhaba," diye fısıldadı Aden, sesi çatallıydı. "Hoş geldin... Umay".

Kırık Akisler Senfonisi (Omegaverse)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin