Karan'ın malikanesinden kaçtığı o gece, Aden için özgürlüğün başlangıcı değil, cehennemin kapısının açılışıydı.
Pencereden atladığında bileği burkulmuştu ama o acı, kalbindeki yangının yanında bir hiçti. Karan’ın yüzü, ona "Katil" deyişi, gözlerindeki o tiksinti... Bu görüntüler, Aden’in peşinden koşan görünmez tazılardı.
İlk gece, ormanın derinliklerinde, çürümüş yaprakların altında titreyerek geçti. Üzerindeki ince ceket, Velovis’in ayazına karşı kağıttan bir zırh gibiydi. Dişleri birbirine o kadar sert çarpıyordu ki, çenesinin kırılacağını sandı. O gece ağlamadı bile. Çünkü ağlamak, umudu olanlara mahsustu. Aden’in umudu o merdivenlerde, Yekta’nın kanlı çığlıkları arasında ölmüştü.
Sabah olduğunda şehre indi.
Ama bu şehir, o sıcak arabaların camından izlediği ışıltılı şehir değildi. Bu şehir, dişlerini göstermeye hazır, aç ve acımasız bir canavardı.
1. Ay...
Açlık, midede başlayan bir sızı değilmiş; insanın zihnini kemiren bir kurtmuş. Aden bunu üçüncü gün öğrendi.
Cebinde tek kuruş yoktu. Ayağındaki ayakkabılar çamura batmış, su almıştı. Karnı o kadar ağrıyordu ki, iki büklüm yürüyordu. Bir fırının önünden geçerken taze ekmek kokusu burnuna doldu. O an, bir zamanlar Karan’ın masasında beğenmeyip bıraktığı yemekler aklına geldi ve kendi kendine acı bir kahkaha attı.
"Bana acıyın..."
Bu cümleyi ilk kurduğunda, sesi çıkmadı. Boğazı düğümlendi. O, soylu bir Omega'ydı. Nadirdi. Özeldi. Ama şimdi, şehrin en işlek caddesinde, bir duvar dibine çökmüş, geçenlerin yüzüne bakamadan el açıyordu.
İnsanlar geçip gidiyordu. Kimi tiksinerek bakıyor, kimi görmezden geliyordu.
Bir Alfa durdu önünde. Pahalı bir palto giymişti. Aden başını kaldırmaya korktu.
Adam cebinden bir bozukluk çıkardı ve Aden’in önüne değil, yüzüne fırlattı.
"Kalk buradan leş," dedi adam. "Görüntüyü bozuyorsun."
Para, Aden’in yanağına çarpıp çamurlu suya düştü. Aden, onurunu o su birikintisine gömdü ve titreyen parmaklarıyla o metal parayı aradı. Çamurun içinden parayı bulduğunda, artık Aden diye biri yoktu. Sadece hayatta kalmaya çalışan bir hayvan vardı.
3. Ay:
Sokaklar tehlikeliydi. Özellikle de güzel ve nadir bir Omega için.
Vural’ın adamları, polisler, serseriler... Herkes bir tehditti.
Aden, hayatta kalmak için en büyük silahından, güzelliğinden vazgeçti.
Bir gece, sanayi bölgesindeki bir çöplükte, yanık motor yağı buldu. O siyah, pis kokulu, yapışkan sıvıyı ellerine aldı. Hiç tereddüt etmeden o ipeksi saçlarına, o pürüzsüz yüzüne, o bembeyaz boynuna sürdü.
Menekşe kokusunu gizlemek zorundaydı. O koku onun lanetiydi.
Çöplerin arasına daldı. Çürümüş yemek artıkları, balık kılçıkları... Hepsini üzerine sürdü. Kendi kokusunu bastırmak için bir lağım faresi gibi kokmalıydı.
Aynaya –bir mağazanın vitrin camına– baktığında, gördüğü şeyden korkmadı.
Saçları keçeleşmiş, yüzü kara yağ lekeleriyle kaplı, gözlerinin altı morarmış, bir deri bir kemik kalmış bir heyula.
"İşte," dedi çatlak dudaklarıyla. "Karan'ın görmek istediği katil bu."
O gece bir parkta, bankın altına kıvrıldı. Rüyasında Karan’ı gördü. Karan ona elini uzatıyordu ama Aden elini tuttuğunda, Karan’ın parmakları küle dönüşüyordu. Aden uyanıp kustu. Midesi boştu, sadece safra ve kan geldi.
5. Ay:
Kış gelmişti. Kar, sokak lambalarının altında sarı bir ölüm gibi yağıyordu.
Aden hastaydı. Ciğerlerinden gelen hırıltı, göğsünü yırtıyordu. Ateşi o kadar yüksekti ki, halüsinasyonlar görüyordu. Bazen Yekta’nın kahkahasını duyuyor, bazen Karan’ın bebeğinin ağlamasını işitiyordu.
"Ben yapmadım..." diye sayıklıyordu sokaklarda yürürken. Delirdiğini düşünenler yolunu değiştiriyordu. "İtmedim... Yemin ederim itmedim..."
Bir gece, "Çukurlar" denilen o sefil mahallede, yıkık dökük bir binanın bodrumuna sığındı. İçerisi nemliydi ve fareler cirit atıyordu. Ama rüzgarı kesiyordu.
Aden köşeye büzüldü. Artık titreyemiyordu bile. Vücudu pes etmişti. Gözleri kapanıyordu. Bu, tatlı bir uykuydu. Ölümün o yumuşak kollarıydı.
Tam o sırada, içeriye iki serseri girdi. Ellerinde şarap şişeleri vardı. Aden'i fark ettiler.
"Ooo," dedi biri, sarhoş bir sırıtışla. "Burada bir misafirimiz varmış. Hem de Omega."
Aden’in kaçacak gücü yoktu. Bağırmaya çalıştı ama sesi çıkmadı.
Adamlar yaklaştı. Aden’in üzerindeki pis kokuya rağmen, Delta ile mühürlenmiş (tam mühürlenmese de onun izini taşıyan) o tenin altındaki cevheri hissettiler.
"Pis görünüyor ama..." dedi diğeri, Aden’in çenesini tutarak. "Yıkanırsa iş görür."
Aden, hayatında ilk kez ölmeyi diledi. O an, orada, kalbinin durması için tanrıya yalvardı.
"Yapmayın..." diye inledi. "Hastayım... Ölüyorum..."
"Biz seni ısıtırız güzelim," dedi adam ve elini Aden’in yırtık kazağının altına soktu.
O an Aden’in gözünden bir damla yaş süzüldü ve yanağındaki motor yağının üzerinde temiz bir yol açtı.
Karan aklına geldi. Onun güçlü kolları.
'Neredesin?' diye haykırdı ruhu. 'Beni koruyacağını söylemiştin. Derimi yüzerlerse dünyayı yakacağını söylemiştin. Bak... Ruhumu yüzüyorlar Karan. Neredesin?'
Ama Karan yoktu.
Sadece o iki serseri, soğuk beton ve Aden’in bitmeyen çaresizliği vardı.
Adam tam üzerine abanmışken, Aden son bir güçle, cebinde sakladığı o kırık cam parçasını çıkardı. Ama adama saplamak için değil.
Kendi bileğine dayadı.
"Dokunursan..." dedi Aden, gözlerinde deliliğin parıltısıyla. "Kendimi keserim. Size bir ceset bırakırım."
Adamlar duraksadı. Aden’in gözlerindeki o vazgeçmişliği gördüler. Bu çocuk şaka yapmıyordu. Yaşamak için bir nedeni kalmamış birinin bakışlarıydı bunlar.
"Lanet olsun," dedi adam, geri çekilerek. "Deli bu. Bulaşmaya değmez. Geberip gidecek zaten."
Adamlar söylenerek çıkıp gittiler.
Aden, elindeki cam parçasıyla karanlıkta yalnız kaldı. Camı bileğinden çekmedi. Bir süre öylece durdu. Bastırsa... Sadece biraz bastırsa her şey bitecekti. Acı bitecekti. Soğuk bitecekti. İftira bitecekti.
Ama yapamadı.
İçindeki o lanet olası Omega içgüdüsü, o yaşama tutunma arzusu buna izin vermedi.
Camı elinden bıraktı ve betona kıvrıldı.
Cenin pozisyonu aldı.
Dışarıda kar yağıyordu.
İçeride ise bir Menekşe, köklerinden sökülmüş, yaprakları ezilmiş, çamurun içinde son nefesini veriyordu.
Aden o gece uyudu. Ve sabah uyandığında, içinde "Aden"den geriye hiçbir şey kalmamıştı.
Gözlerindeki ışık sönmüştü.
Kalbi taşlaşmıştı.
Artık acı hissetmiyordu. Çünkü kül olmuş bir şey, bir daha yanmazdı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kırık Akisler Senfonisi (Omegaverse)
FantasyYeraltı dünyasının tartışmasız lideri Delta (Karan), yıllar önce hayatını kurtaran ve feromonları garip bir şekilde uyumlu olan bir Beta ile "ruh eşi" olduğuna inanmaktadır. Bu Beta'yı korumak için dünyayı yakabilecek bir sadakatle bağlıdır. Ancak r...
