Malikanenin geniş, kıvrımlı merdivenleri, evin omurgası gibiydi. Meşe ağacından yapılmış, üzerine koyu kırmızı halılar serilmiş bu basamaklar, genellikle sessizliğin ve ağır adımların şahidiydi. Ama bugün, bir felaketin sahnesi olacaktı.
Öğle saatleriydi. Karan, çalışma odasında yaklaşan bir sevkiyatın detaylarıyla boğuşuyordu. Evin içinde garip, tekinsiz bir durgunluk vardı.
Aden, odasından çıkmış, alt kata iniyordu. Amacı kütüphaneden bir kitap alıp zihnini susturmaktı. Merdivenlerin sahanlığına geldiğinde, yukarıdan gelen ayak sesleriyle duraksadı.
Yekta iniyordu.
Üzerinde bol, ipek bir sabahlık vardı. Eli, artık belirginleşmeye başlayan karnındaydı. Yüzü solgundu ama gözleri... Aden ile karşılaştığı an o gözlerde beliren ifade, saf bir nefretti.
İkisi, merdivenin tam ortasında karşı karşıya geldiler. Dar bir alandı. Geçmek için birbirlerine yakınlaşmaları gerekiyordu.
Aden kenara çekilip yol vermek istedi. Yekta ile muhatap olmak istemiyordu.
"Kaçıyor musun?" dedi Yekta, Aden'in yanından geçerken duraksayarak. Sesi fısıltı gibiydi ama zehirliydi. "Bence de kaçmalısın. Çünkü bebek doğduğunda... Karan seni bu evden bir çöp poşeti gibi atacak."
Aden dişlerini sıktı. Başını kaldırdı. "Beni kışkırtmaya çalışma Yekta. Senin yalanlarınla ilgilenmiyorum."
"Yalan mı?" Yekta güldü. Elini karnına bastırdı. "Bu bebek yalan mı Aden? Karan'ın her gece bana sarılması, karnımı öpmesi, kokusunu bana sunması... Bunlar yalan mı? Sen sadece bir yedek parçasın. Bir feromon deposusun. Kullanılıp atılacaksın."
Aden'in sabrı taştı. "Yeter!" diye bağırdı. Sesi merdiven boşluğunda yankılandı. "Çekil önümden!"
Aden, geçmek için bir adım attı. Yekta ise yolu kapatmak için hamle yaptı.
"Bana emir veremezsin!" dedi Yekta, Aden'in kolunu tutarak.
"Bırak beni!" Aden kolunu sertçe çekti.
İşte her şey o salisede oldu.
Aden'in kolunu çekmesiyle Yekta'nın dengesi bozuldu. Belki ayağındaki terlik kaydı, belki başı döndü, belki de Aden'in hareketi beklediğinden sertti.
Yekta'nın gözleri büyüdü. Eli havayı yakalamaya çalıştı ama tutunamadı.
"Ah!"
Kısa bir çığlık ve ardından o korkunç, kemik kıran yuvarlanma sesi.
Aden, dehşet içinde elini uzattı ama çok geçti.
Yekta, merdivenlerden aşağıya, basamak basamak yuvarlandı. Bedeni korkuluklara çarptı, döndü ve en alt sahanlığa, sert zemine yığıldı.
Sessizlik.
Sonra... İnce, tiz bir çığlık.
"BEBEĞİM!"
Aden, donup kalmıştı. Merdivenin ortasında, eli havada, aşağıda yatan Yekta'ya bakıyordu. Yekta iki büklüm olmuş karnını tutuyordu. Ve bacaklarının arasından, beyaz sabahlığının üzerine yayılan o korkunç kırmızılık...
Kan.
Çok fazla kan.
Çalışma odasının kapısı bir patlama sesiyle açıldı. Karan, o çığlığı duymuştu. Koridora fırladı. Merdivenlerin başına geldiğinde gördüğü manzara, kanını dondurdu.
Karısı –hayır, çocuğunun annesi– kanlar içinde yerde yatıyordu. Aden ise tepede, ona bakıyordu.
"YEKTA!"
Karan, basamakları üçer beşer atlayarak indi. Yekta'nın yanına diz çöktü. Elleri titriyordu. Yekta'nın başını dizine koydu. "Yekta? Beni duyuyor musun? Tanrım, bu kadar kan..."
Yekta, acı içinde kıvranırken, yaşlı gözlerini Karan'a çevirdi. Sonra titreyen parmağını yukarıya, donmuş bir heykel gibi duran Aden'e doğrulttu.
"O yaptı..." diye hıçkırdı Yekta. "Beni itti Karan... Bebeğimizi... Bebeğimizi öldürmek istedi! 'Seni de o piçi de istemiyorum' dedi ve itti!"
Aden'in nefesi kesildi. "Hayır..." diye fısıldadı. "Hayır, yalan söylüyor! Ben dokunmadım! Kendisi düştü!"
Karan başını kaldırdı.
O an Aden, hayatı boyunca unutamayacağı bir şeye şahit oldu. Sevdiği adamın gözlerinde, kendisine karşı saf, dizginlenemez bir öldürme arzusu gördü. Karan'ın göz bebekleri silinmiş, irisi simsiyah olmuştu. Yaydığı feromonlar o kadar keskin, o kadar yakıcıydı ki, Aden'in genzi yandı.
Karan, Yekta'yı yavaşça yere bıraktı ve ayağa kalktı. Merdivenlere doğru, Aden'e doğru yürüdü. Bir yırtıcı gibi.
"Karan, yemin ederim..." Aden geri geri gitmeye başladı. "Yemin ederim ben yapmadım! O... o dengesini kaybetti!"
"KES SESİNİ!"
Karan'ın kükremesi, avizenin kristallerini titretti.
Hızla merdivenleri çıktı. Aden kaçmaya çalıştı ama Karan onu yakaladı. Boğazına yapışmadı belki ama omuzlarından tutup duvara öyle sert yasladı ki, Aden'in nefesi kesildi.
"Sana güvendim," dedi Karan, dişlerinin arasından. Yüzü Aden'in yüzüne çok yakındı. Nefesi öfke kokuyordu. "Seni korudum. Seni evime aldım. Ve sen... sen benim doğmamış çocuğuma mı saldırdın?"
"Yapmadım..." Aden ağlıyordu. Gözyaşları Karan'ın ellerine damlıyordu. "Yapmadım Karan, lütfen inan bana. O yalan söylüyor!"
"Gözlerimle gördüm!" diye bağırdı Karan. "Sen tepedeydin, o yerdeydi! Kanlar içinde! O benim kanım Aden! O benim soyum! Nasıl kıydın? Nasıl bu kadar canavarlaşabildin?"
Aden, Karan'ın gözlerindeki hükmü gördü. Yargılanmış ve suçlu bulunmuştu. Savunmasının bir anlamı yoktu. Karan, mantığını kaybetmişti. Korku, onu kör etmişti.
Karan, Aden'i bıraktı. Sanki iğrenç bir şeye dokunmuş gibi elini çekti.
"Defol," dedi Karan. Sesi buz gibiydi. "Gözümün önünden kaybol. Odana gir ve gözüme gözükme. Eğer o bebeğe bir şey olursa... Eğer o bebek ölürse Aden..." Parmağını Aden'in yüzüne salladı. "Yemin ederim, seni kendi ellerimle boğarım. Ruh eşiymiş, mühürmüş umurumda olmaz. Seni öldürürüm."
Karan arkasını döndü ve hızla aşağıya, kan kaybeden Yekta'nın yanına koştu. Hizmetçiler etrafa toplanmış, ambulans çağırıyorlardı.
Aden, duvara yaslı halde kaldı. Bacakları tutmuyordu. Yere çöktü.
Aşağıdan gelen sesleri duyuyordu. Karan'ın Yekta'ya "Dayan sevgilim, dayan" deyişini. Yekta'nın acı dolu inlemelerini.
Herkes, bebeğin ve annenin derdindeydi.
Kimse, yukarıda ruhu katledilen o masum çocuğu görmüyordu.
Aden, ellerine baktı. Titriyordu.
Karan ona "Seni öldürürüm" demişti.
Karan, ona inanmamıştı.
Ayağa kalktı. Gözyaşlarını sildi.
"Bitti," diye fısıldadı boşluğa.
Odasının kapısını kilitlediğinde, artık korkmuyordu. Sadece hissizleşmişti.
Burada kalamazdı. Bir katil damgasıyla, her gün o nefret dolu bakışlara maruz kalarak yaşayamazdı.
Pencereyi açtı. Rüzgar içeri doldu. Dışarıdaki o devasa ceviz ağacının dalları pencereye kadar uzanıyordu.
Aşağıda ambulansın siren sesleri duyulmaya başlandı. Evdeki herkes kapıya koşmuştu. Kargaşa hakimdi.
Bu, onun tek şansıydı.
Aden, üzerine kalın bir ceket aldı. Cebine hiçbir şey koymadı. Ne para, ne telefon. Bu evden, Karan'dan gelen hiçbir şeyi istemiyordu.
Pencereye tırmandı. Dala tutundu.
Son kez odaya, o yatağa, Karan'ın kokusunun sindiği o hapishaneye baktı.
"Elveda Karan," dedi. "Umarım bebeğin yaşar. Ve umarım... beni suçladığın için bir gün çok pişman olursun."
Karanlığı bir dost gibi kucaklayarak aşağıya atladı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kırık Akisler Senfonisi (Omegaverse)
FantasyYeraltı dünyasının tartışmasız lideri Delta (Karan), yıllar önce hayatını kurtaran ve feromonları garip bir şekilde uyumlu olan bir Beta ile "ruh eşi" olduğuna inanmaktadır. Bu Beta'yı korumak için dünyayı yakabilecek bir sadakatle bağlıdır. Ancak r...
