11

2.4K 162 12
                                        


​Siyah SUV malikanenin kapısında durduğunda, şafak henüz söküyordu. Gökyüzü mor ve gri tonlarında, sanki yeryüzünde kopan fırtınalara yas tutar gibiydi.
​Karan arabadan indi. Öfkesi soğumamıştı; aksine, Aden’in yaşadığı dehşeti ve Vural’ın o iğrenç dokunuşlarını düşündükçe içinde katılaşmış, keskin bir buz dağına dönüşmüştü. Aden’i kucağına almadı bu sefer. Aden yürüyebiliyordu, ama Karan elini sıkıca tutmuştu. Bu tutuş, "Seni bırakmam" demekti.
​Ama aynı zamanda, "İhanetin hesabını soracağım" demekti.
​Kapıdaki nöbetçiler, Karan’ın yüzündeki ifadeyi görünce titreyerek kapıları açtılar. Kimse göz teması kurmaya cesaret edemiyordu.
​"Yekta nerede?" diye sordu Karan. Sesi o kadar duygusuzdu ki, bu sessizlik bağırmasından daha ürkütücüydü.
​"Salonda efendim," dedi baş hizmetli, sesi titreyerek. "Sizi bekliyor."
​Karan, Aden’in elini bıraktı. "Odaya çık," dedi yumuşak bir sesle. Aden itiraz etmek istedi, Karan’ın o halinden korkuyordu. "Lütfen Aden. Bunu görmeni istemiyorum."
​Aden, çaresizce başını salladı ve merdivenlere yöneldi. Ama yukarı çıkmadı; merdivenlerin başında, korkulukların arkasına gizlenerek aşağıyı izlemeye başladı.
​Karan, büyük salonun kapılarını iki yana açtı.
​Yekta, şöminenin karşısındaki koltukta oturuyordu. Üzerinde beyaz bir sabahlık vardı. Karan içeri girdiğinde ayağa kalkmadı. Sadece başını çevirdi. Yüzü solgundu, gözlerinin altı çökmüştü. Ama o korkmuş ifadesi yoktu artık. Garip bir kabulleniş, hatta tuhaf bir huzur vardı üzerinde.
​"Geldin," dedi Yekta. "Ve görüyorum ki, prensini kurtarmışsın."
​Karan, yavaş adımlarla ona yaklaştı. Her adımda yaydığı feromonlar odayı ağırlaştırıyordu.
​"Biliyordun," dedi Karan. "Vural ile anlaşma yaptın. Onu sattın. Benim evimden, benim korumam altındaki birini, ölüme gönderdin."
​Yekta acı bir gülüşle omuz silkti. "Senin iyiliğin içindi Karan. O çocuk bir virüs. Seni, bizi, kurduğumuz her şeyi yok ediyor. Ben sadece... kangren olmuş kolu kestim."
​"Sen benim kolumu değil, kalbimi söküyordun!" diye gürledi Karan. Sabrı taşmıştı. Hızla Yekta’nın üzerine yürüdü. Eli, Yekta’nın boğazına gitmek üzere havaya kalktı. İçindeki Delta, ihaneti en ağır şekilde cezalandırmak istiyordu. "Seni öldürmemem için bana tek bir sebep söyle Yekta! Tek bir sebep!"
​Yekta, Karan’ın havaya kalkmış eline baktı. Geri çekilmedi. Korkuyla sinmedi.
​Bunun yerine, yavaşça elini karnına götürdü.
​O hareket... O basit, içgüdüsel koruma hareketi, Karan’ın elini havada dondurdu.
​Yekta, gözlerini Karan’ın gözlerine dikti. O gözlerde artık kıskançlık yoktu; saf, ilkel bir zafer parıltısı vardı.
​"Öldür beni," dedi Yekta, sesi fısıltı gibiydi ama odada yankılandı. "Hadi, yap. Sık boğazımı. Ama bunu yaparsan... sadece beni değil, kendi kanını da öldürmüş olacaksın."
​Karan kaşlarını çattı. "Ne saçmalıyorsun?"
​Yekta, koltuğun yanındaki küçük sehpadan bir zarf aldı ve Karan’ın göğsüne fırlattı.
​"Oku," dedi.
​Karan, zarfı tuttu. İçinden çıkan kağıdı açtı. Bu bir hastane raporuydu. Tarih, Aden gelmeden bir gün öncesine aitti. Ve sonuç kısmında, kalın harflerle yazılmış o kelime duruyordu:
​POZİTİF.
​Karan’ın nefesi kesildi. Dünyadaki tüm sesler sustu. Kağıttaki harfler dans etmeye başladı.
​"Hamileyim," dedi Yekta. Sesi titriyordu ama bu kez duygudandı. "Bir Beta olarak... Senin çocuğunu taşıyorum Karan. Doktorlar bunun imkansız olduğunu söyledi. Bir mucize dediler. Senin o güçlü Delta genlerin... benim sıradan bedenimde bir hayat buldu."
​Karan, kağıda bakakaldı. Beyni bu bilgiyi işleyemiyordu. Yekta hamileydi. Yıllardır istedikleri ama asla gerçekleşmeyen o şey... Tam da Karan’ın ruh eşini bulduğu, Yekta’nın ise bir hain olduğu anda gerçekleşmişti.
​"Yalan," dedi Karan, ama sesi zayıftı. "Bu bir oyun."
​"Kokla," dedi Yekta, ayağa kalkıp Karan’a yaklaşarak. "Sen bir Deltasın. Yalanı kokusundan anlarsın. Ama canı... canı da kokusundan tanırsın."
​Yekta, Karan’ın elini tuttu ve zorla karnına bastırdı.
​Karan elini çekmek istedi ama yapamadı. Avucunun altında, Yekta’nın sıcak teni vardı. Ve odaklandığında... o yoğun öfke ve ihanet sisinin altında... çok silik, çok taze ama inkar edilemez bir koku aldı.
​Süt, bal ve... Kendi kokusu.
​O minicik can, Karan’ın kokusunu taşıyordu.
​Karan’ın dizlerinin bağı çözüldü. Olduğu yere, Yekta’nın önüne çöktü. Eli hala Yekta’nın karnındaydı.
​İçindeki Delta, Aden için kükrerken; aynı Delta, doğmamış yavrusu için boyun eğiyordu. Biyolojisi ikiye bölünmüştü. Eşine yapılan ihaneti affedemezdi ama yavrusunu taşıyan bedene zarar veremezdi. Bu, doğanın en büyük paradoksuydu.
​"Neden?" diye sordu Karan, başını kaldırmadan. Sesi kırıktı. "Madem bunu biliyordun... Neden bana söylemedin? Neden o çocuğa bunu yaptın?"
​"Çünkü korktum!" diye bağırdı Yekta, gözyaşları nihayet yanaklarından süzülürken. Elini Karan’ın saçlarına daldırdı. "Onu görünce... beni bırakacağını sandım. Çocuğumuzun babasız büyüyeceğini, senin o Omega ile gidip bizi unutacağını sandım. Karan, ben bunu ailemizi korumak için yaptım!"
​Yukarıda, merdivenlerin başında izleyen Aden, duydukları karşısında elini ağzına kapattı. Gözlerinden sessiz yaşlar süzülüyordu.
​Yekta hamileydi. Karan baba olacaktı.
​Aden, Karan’ın Yekta’nın önünde diz çöktüğünü, elini onun karnından çekmediğini gördü. Karan’ın omuzları düşmüştü. Öfkesi sönmemişti belki ama çaresizliğe dönüşmüştü.
​Karan, derin bir nefes aldı. Ayağa kalktı. Yekta’ya baktı. Bakışlarında artık aşk yoktu. Nefret de yoktu. Sadece ağır, kurşun gibi bir zorunluluk vardı.
​"Seni affetmiyorum," dedi Karan. Sesi buz gibiydi. "Aden'e yaptıklarını, o iğrenç işbirliğini... Asla unutmayacağım."
​Yekta'nın yüzündeki umut soldu.
​"Ama," diye devam etti Karan, elini tekrar Yekta'nın karnına, bebeğine siper eder gibi koyarak. "Ona dokunmama da izin vermeyeceğim. Bu bebek... bu bebek benim kanım. Ve benim kanım kutsaldır."
​Yekta'nın çenesini tuttu, sertçe yukarı kaldırdı. "Bu evde kalacaksın. Bu bebeği doğuracaksın. Ama sakın... sakın bunun bizi eski halimize döndüreceğini sanma Yekta. Sen artık benim eşim değilsin. Sen sadece... çocuğumun taşıyıcısısın."
​Yekta hıçkırarak Karan'ın göğsüne kapandı. "Zamanla..." dedi. "Zamanla affedeceksin. Göreceksin. Biz bir aileyiz."
​Karan, kollarını Yekta'ya sarmadı. Elleri iki yanında yumruk sıkılı halde durdu. Gözleri, yukarıdaki merdiven boşluğuna, karanlığa dikilmişti. Aden'in orada olduğunu hissedebiliyordu.
​Karan, o an kendi cehennemine hapsolduğunu anladı.
Bir yanda ruhunun eşi, diğer yanda kanının taşıyıcısı.
Ve ikisi de aynı çatı altında, birbirini yok etmeye hazır iki düşman olarak yaşayacaktı.

Kırık Akisler Senfonisi (Omegaverse)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin