Aden gözlerini açtığında, ilk hissettiği şey zemin döşemesinin soğukluğu değil, midesindeki o dayanılmaz bulantıydı. Başının üzerindeki tek, titrek ampul sallanıyor, etrafındaki gölgeleri dans ettiriyordu.
Burası neresiydi?
Doğrulmaya çalıştı ama bileklerindeki ağırlık onu yere çekti. Ellerine baktı. İnce bileklerine deri kelepçeler geçirilmişti ve bu kelepçeler, duvardaki bir halkaya kalın bir zincirle bağlıydı.
"Uyandın demek," dedi köşeden gelen hırıltılı bir ses.
Aden irkilerek sesin geldiği yöne döndü. Vural, paslı bir metal sandalyeye oturmuş, elindeki elmayı bıçağıyla soyuyor ve keyifle yiyordu. Odanın içi küf, nem ve Vural’ın o ağır sülfür kokusuyla doluydu. Bu koku, Aden’in midesini daha da bulandırdı.
"Karan nerede?" diye sordu Aden, sesi titreyerek. "Beni neden buraya getirdin?"
Vural kahkaha attı. Elmasından ısırılan bir parçayı yere tükürdü. "Karan mı? O şu an senin kaçtığını sanıyor güzelim. Sana yazdığımız o dokunaklı mektubu okurken muhtemelen seni lanetliyordur. 'Beni bıraktı, bana ihanet etti' diyordur."
Aden'in gözleri doldu. "Ben yazmadım onu... O buna inanmaz."
"İnanır," dedi Vural, ayağa kalkıp Aden'e yaklaşarak. "Çünkü deltalar gururludur. Reddedilmek, onların mantığını kör eder."
Aden geri çekilmeye çalıştı ama sırtı soğuk duvara çarptı. Vural, kirli parmaklarıyla Aden'in çenesini tuttu, yüzünü sağa sola çevirerek inceledi. Bir malı kontrol eden bir tüccar gibiydi.
"Güzel," diye mırıldandı. "Çok güzel. Karan'ın neden senin için çıldırdığını anlıyorum. O menekşe kokun... Piyasada bunun için servet ödeyecek sapıklar tanıyorum."
Aden'in kanı dondu. "Ne? Ne yapacaksın bana?"
"Seni satacağım," dedi Vural, sanki hava durumundan bahseder gibi. "Bu gece büyük bir müzayede var. 'Kırmızı Kadife' kulübünün özel gecesi. Zenginler, sapkınlar, koleksiyoncular... Hepsi orada olacak. Ve gecenin yıldızı sensin."
Aden, Vural'ın eline vurdu. "Ben mal değilim! Bırak beni!"
Vural sert bir tokat attı. Aden'in başı yana düştü, ağzının içi demir tadıyla doldu.
"Kes sesini!" diye bağırdı Vural. "Sen artık bir hiçsin. Adın yok. Geçmişin yok. Sen sadece bir et parçasısın. Ve bu gece en yüksek parayı verenin altına yatacaksın."
Kapı açıldı ve içeriye ellerinde kıyafetler ve makyaj malzemeleri olan iki Beta girdi. Yüzleri ifadesizdi.
"Hazırlayın," dedi Vural, kapıya yönelirken. "Onu parlatın. Yıkayın, yağlayın. Çil yavrusu gibi parlasın. Ve o ağzına bir şey takın, çığlıklarını duymak istemiyorum."
Saatler sonra.
Müzayede salonu yerin üç kat altındaydı. Ağır kadife perdeler, kristal avizeler ve pahalı puroların dumanıyla dolu, boğucu derecede lüks bir yerdi. Masalarda oturan adamlar maske takmıştı. Hepsi şehrin önde gelenleri, yozlaşmış bürokratları ve mafya babalarıydı.
Sahnenin ortasında, spot ışıklarının altında devasa, altın rengi bir kafes duruyordu.
Aden, kafesin içindeydi.
Üzerine sadece şeffaf, ipek bir tül giydirilmişti. Vücudunun hatları, ışığın altında savunmasızca sergileniyordu. Boynuna, üzerinde "SATILIK" yazan küçük bir plaka asılmıştı. Ağzına takılan deri tıkaç yüzünden konuşamıyor, sadece boğuk iniltiler çıkarabiliyordu.
Gözlerinden yaşlar süzülüyor, yanaklarındaki simli makyajı bozuyordu. Kalabalığa baktı. Maskelerin ardındaki o aç gözleri hissetti. Onu bir insan olarak değil, bir oyuncak olarak görüyorlardı.
Karan'ı düşündü. Onun öfkesini, sahiplenişini. O zamanlar korktuğu o "canavar", şimdi Aden'in tek umuduydu. 'Keşke,' dedi içinden. 'Keşke o gece ona camla saldırmasaydım. Keşke ona sığınsaydım. Beni bul Karan. Lütfen beni bul.'
Müzayedeci kürsüye çıktı. Tokmağını vurdu.
"Bayanlar ve baylar! Gecenin en nadide parçasına geldik. Nadir bulunan, menekşe feromonlu, işlenmemiş bir elmas!"
Salonda bir uğultu koptu. Alfaların feromonları heyecanla yükseldi. Aden bu yoğun baskı altında nefes alamıyordu. Başını dizlerine gömdü.
"Açılış fiyatı 5 milyon!" diye bağırdı müzayedeci.
"Altı!" dedi ön masadan biri.
"Yedi!"
"On milyon!"
Fiyatlar havada uçuşuyordu. Aden, kendi hayatının, kendi özgürlüğünün üzerine biçilen bu rakamları duydukça ruhunun parça parça döküldüğünü hissetti.
Aynı dakikalarda, şehrin diğer ucunda.
Karan, Vural'ın sağ kollarından birini, terk edilmiş bir deponun tavanına asmıştı. Adamın yüzü tanınmaz haldeydi. Karan, gömleğinin kollarını sıvamış, elleri kan içinde, elindeki demir sopayı avucuna vuruyordu.
"Son kez soruyorum," dedi Karan. Sesi o kadar sakindi ki, bu bağırmasından daha korkutucuydu. "Kırmızı Kadife nerede?"
Adam öksürerek kan tükürdü. "Söylersem... Vural beni öldürür."
Karan sopayı adamın kaburgalarına öyle bir geçirdi ki, kemik sesi boş depoda yankılandı.
"Vural seni öldürür," dedi Karan, adamın kulağına eğilerek. "Ama ben... ben seni öldürmem. Seni yaşatırım. Her gün, her saat, derini santim santim yüzerek yaşatırım. Cehennemi bu dünyada yaşarsın."
Adamın direnci kırıldı. Ağlayarak, "Eski metro tünelinde!" dedi. "Güney istasyonunun altında! Girişi orada!"
Karan sopayı yere attı. Arkasındaki korumalara döndü.
"Arabaları hazırlayın. Ve ağır silahları getirin."
Gözleri kararmıştı. İçi yanıyordu. Aden'in korkusunu, o altın kafesin içindeki çaresizliğini hissedebiliyordu. Ruh bağı, mesafe tanımazdı.
"Dayan Aden," diye fısıldadı rüzgara karşı. "Geliyorum. Ve orayı başlarına yıkacağım."
Müzayede salonunda tansiyon zirve yapmıştı.
"Yirmi milyon!" dedi arka masadan, sesi boğuk, yaşlı bir adam.
Salonda sessizlik oldu. Bu çok büyük bir rakamdı.
"Yirmi milyon, bir!" dedi müzayedeci. "Yirmi milyon, iki!"
Aden gözlerini kapattı. Bitiyordu. Satılmıştı.
"Yirmi milyon..."
Müzayedeci tokmağı kaldırdı.
Tam o sırada, salonun devasa demir kapısı, kulakları sağır eden bir patlamayla havaya uçtu.
Dumanların ve uçuşan metal parçalarının arasından, elinde uzun namlulu bir silahla, siyahlar içinde bir iblis gibi Karan belirdi.
Arkasında, ona sadık ölüm mangası vardı.
Karan, silahını tavana doğrultup bir el ateş etti. Kristal avize büyük bir gürültüyle yere, kaçışan insanların arasına çakıldı.
"Müzayede bitti!" diye kükredi Karan. Sesi, patlamadan daha güçlüydü.
Gözleri doğrudan sahneye, o altın kafese odaklandı. Kafesin içindeki titreyen bedeni gördüğünde, Karan'ın yaydığı Delta feromonları tüm salonu bir karabasan gibi kapladı. Maskeli adamlar oldukları yerde donup kaldılar. Bu öfke, onların dayanabileceği türden değildi.
"O kafese dokunan herkes..." dedi Karan, silahını kalabalığa çevirerek. "Bu gece buradan sağ çıkamayacak."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kırık Akisler Senfonisi (Omegaverse)
FantasyYeraltı dünyasının tartışmasız lideri Delta (Karan), yıllar önce hayatını kurtaran ve feromonları garip bir şekilde uyumlu olan bir Beta ile "ruh eşi" olduğuna inanmaktadır. Bu Beta'yı korumak için dünyayı yakabilecek bir sadakatle bağlıdır. Ancak r...
