Velovis şehrinin liman bölgesi, geceleri bile uyumazdı; ancak bu uyanıklık, yaşayan bir şehrin canlılığı değil, çürüyen bir cesedin üzerindeki kurtçukların hareketliliği gibiydi. Paslı vinçlerin gölgeleri, yağlı deniz suyunun üzerine düşüyor, havada balık, mazot ve ucuz tütün kokusu asılı kalıyordu.
Yekta, siyah, camları filmli sedanın arka koltuğunda oturuyordu. Elleri kucağında sıkıca kenetlenmişti, parmak boğumları beyazlamıştı. Buraya gelmek, Karan’ın kurallarına, onun bölgesine ve onuruna yapılan en büyük ihanetti. Ama Yekta, vicdanının sesini günlerdir susturmayı başarmıştı. 'Bunu onun için yapıyorum,' diyordu içinden sürekli. 'O çocuğu hayatından çıkarmazsam, Karan yok olacak. Ben sadece cerrahım. Kangrenli uzvu kesiyorum.'
Şoför koltuğu boştu. Yekta yalnız gelmişti.
Arabanın kapısı açıldı ve içeri nemli, ağır bir hava ile birlikte Vural girdi.
Vural, nam-ı diğer Akbaba. Dişleri sararmış, yüzü çiçek bozuğu izleriyle dolu, gözleri her daim aç bir hayvan gibi parlayan o iğrenç Alfa. Karan’ın en nefret ettiği rakibi.
"Vay vay vay..." dedi Vural, arabaya yayılan o ağır misk kokusuyla. "Kimleri görüyorum? Karan’ın dokunulmaz prensesi, benim çöplüğüme teşrif etmiş."
Yekta, midesinin bulandığını hissetti ama yüz ifadesini bozmadı. "Lafı uzatma Vural. Seninle dost olmaya gelmedim. İş yapmaya geldim."
Vural sırıttı, arkasına yaslandı. "İş mi? Karan’ın haberi var mı bu 'işten'? Hiç sanmıyorum. O Delta, benimle aynı havayı solumana bile izin vermezdi."
"Karan’ı karıştırma," dedi Yekta sertçe. "Sana bir teklifim var. İstediğin şeyi alacaksın. Ama karşılığında benim şartlarıma uyacaksın."
Vural’ın ilgisi uyanmıştı. "İstediğim şey mi? Liman mı? Silahlar mı?"
"Daha iyisi," dedi Yekta, gözlerini Vural’ın gözlerine dikerek. "O çocuk. Aden."
Vural bir kahkaha atmak üzereyken durdu. Yekta’nın ciddiyetini fark etmişti. Gözleri kısıldı. "O Omega... Karan, konseyde 'O benim malım' demişti. Onu almak savaş sebebi Yekta. Karan beni yaşatmaz."
"Karan, onun kaçtığını sanacak," dedi Yekta, planını açıklarken sesi buz gibiydi. "Bu gece. Saat 03.00'te. Kuzey kanadındaki hizmetçi girişi. Alarmı devre dışı bırakacağım. Kapı açık olacak. İçeri gireceksin, çocuğu alacaksın ve gideceksin. Sessizce."
Vural, dudağını yaladı. O nadir, menekşe kokulu Omega... Karan’ın elinden bir şey çalmanın hazzı... Bu teklif reddedilemeyecek kadar tatlıydı.
"Peki ya çocuk?" diye sordu Vural. "Bağırırsa? Karan uyanırsa?"
"Bağırmayacak," dedi Yekta. "İlaçlı. Ayakta bile zor duruyor. Ama..." Yekta duraksadı, bir anlığına içinde son bir merhamet kırıntısı parladı ama onu hemen ezdi. "Ona ne yaptığın umurumda değil Vural. İster sat, ister kendine sakla. Ama tek bir şartım var: O çocuk bir daha asla, asla Karan’ın karşısına çıkmayacak. Ölüsü bile bulunmayacak. O, bu gece bu şehirden silinecek."
Vural’ın yüzüne pis bir sırıtış yayıldı. Elini uzattı. Yekta, o ele tiksinerek baktı ama sonunda, ruhunu sattığı o anlaşmayı mühürlemek için elini sıktı.
"Anlaştık prenses," dedi Vural. "Karan uyanıp yatağının boş olduğunu gördüğünde, kuş çoktan kafesten uçmuş olacak."
Gece yarısı. Malikane sessizliğe gömülmüştü.
Aden, odasında yatağın üzerinde oturuyordu. İlacın etkisi yavaş yavaş geçiyordu ama ardında korkunç bir baş ağrısı ve zihinsel bir sis bırakmıştı. Hatırladığı son şeyler bölük pörçüktü: Karan’ın gelişi, onun yüzünün bir canavara dönüşmesi, elindeki cam parçası, kan...
Ellerine baktı. Neden yapmıştı bunu? Karan onu o krizden kurtarmıştı. O kokuyu hatırlıyordu; ona nefes veren o orman kokusunu. O zaman neden ona saldırmıştı?
"İlaç," diye fısıldadı kendi kendine. O porselen kasedeki acı tat. Yekta’nın gülümsemesi.
Parçalar yerine oturmaya başladığında, Aden’in kanı dondu. O adam... O yumuşak sesli Beta... Onu zehirlemişti. Onu Karan’ın gözünde bir deliye çevirmişti.
Ayağa kalkmaya çalıştı ama bacakları titriyordu. Kapıya gitti, kolu zorladı. Kilitliydi. Pencereye gitti, aşağıya baktı. Çok yüksekti ve dışarıda fırtına kopuyordu. Yağmur camları dövüyordu.
Kaçmalıydı. Buradan gitmeliydi. Yoksa o adam onu öldürecekti.
Tam o sırada, kapının kilidinde metalik bir tıkırtı duyuldu.
Aden’in kalbi hızlandı. Karan mı gelmişti? Affetmeye mi gelmişti?
"Karan?" diye seslendi umutla.
Kapı yavaşça açıldı.
Ama içeri giren Karan değildi.
Koridorun loş ışığında, siyah giyinmiş, yüzleri maskeli üç adam belirdi. Arkalarından gelen rüzgar, odaya yağmur ve çamur kokusunu taşıdı.
Ve o koku... Aden’in burnu hassastı. Maskelerin ardındaki o iğrenç, çürümüş et ve sülfür kokusunu aldı. Bunlar Karan’ın adamları değildi. Bunlar, Akbaba’nın leş yiyicileriydi.
"Sen misin?" dedi öndeki adam, fısıltıyla. Sesi hırıltılıydı. "Patronun yeni oyuncağı."
Aden geri çekildi, sırtı pencereye değdi. "Kimsiniz siz? Uzak durun!"
Adamlar cevap vermedi. Hızla odaya girdiler. Aden, eline geçirdiği ağır bir vazoyu fırlattı. Vazo, öndeki adamın omzuna çarpıp kırıldı ama adam durmadı bile.
"Zorluk çıkarma güzelim," dedi adam, Aden’in üzerine atılarak. "Sessiz olursan canın daha az yanar."
Karan’ın odası, malikanenin diğer ucundaydı. Fırtınanın gürültüsü, gök gürültüleri, her türlü sesi bastırıyordu.
Aden boğuşmaya başladı. Tırnaklarını adamın maskesiz boynuna geçirdi. Ama üç kişiydiler ve Aden hala ilacın etkisiyle zayıftı. Adamlardan biri arkadan yaklaşıp ağzına kloroformlu bir bez bastırdı.
Aden, o keskin kimyasal kokusunu içine çektiğinde, gözleri kararmaya başladı. Son gördüğü şey, adamın cebinden çıkardığı bir kağıttı.
Kağıdı yatağın üzerine bıraktılar. Yekta’nın önceden hazırladığı, Aden’in ağzından yazılmış sahte veda mektubu:
"Senin yanında olmaktansa, sokaklarda ölmeyi tercih ederim. Beni arama. Senin canavar ruhundan kaçıyorum."
Aden’in bilinci kapanırken, son düşündüğü şey Karan’dı.
'Gelmedin... Beni bıraktın...'
Adamlar, Aden’in baygın bedenini bir çuval gibi sırtladılar. Hizmetçi kapısı açıktı. Alarm susmuştu. Her şey, Yekta’nın planladığı gibi tıkır tıkır işliyordu.
Beş dakika sonra, siyah bir minibüs malikanenin arka yolundan uzaklaşarak karanlığa karıştı.
Sabahın ilk ışıkları.
Karan, huzursuz bir uykudan uyandı. Gece boyunca kabuslar görmüştü. İçinde anlamsız bir sıkıntı vardı. Göğsünde bir boşluk, sanki bir organı sökülmüş gibi bir his.
Yanına baktı. Yekta uyuyordu. Ya da uyuyor numarası yapıyordu.
Karan yataktan kalktı. Sabahlığını üzerine geçirdi. Ayakları, iradesine sormadan onu yine o koridora götürdü.
"Sadece kapıdan bakacağım," dedi kendi kendine. "Sadece hayatta mı diye bakacağım."
Nöbetçiler yerinde yoktu. Bu garipti. Kaşlarını çattı.
Kapıya yaklaştı. Kapı aralıktı.
Karan’ın kalbi tekledi. Kapıyı itip içeri girdi.
Oda boştu.
Yatak bozulmuştu. Vazo kırıkları yerdeydi. Pencere sonuna kadar açıktı ve içeri yağmur dolmuştu.
"Aden?"
Cevap yoktu. O menekşe kokusu silinmişti. Yerini ıslak toprak kokusu almıştı.
Karan yatağa doğru yürüdü. Yastığın üzerindeki kağıdı gördü.
Titreyen ellerle kağıdı aldı ve okudu.
"Senin yanında olmaktansa, sokaklarda ölmeyi tercih ederim. Beni arama. Senin canavar ruhundan kaçıyorum."
Kağıdı avucunda buruşturdu. Dişlerini o kadar sert sıktı ki, ağzına kan tadı geldi.
"Kaçtın," diye fısıldadı. Sesi hayal kırıklığıyla doluydu. "Seni ölümden döndürdüm... Sana nefesimi verdim... Ve sen kaçtın."
Ama sonra...
Karan’ın burnu havayı tekrar kokladı. Çok derinden, çok hafif bir koku aldı. Yatağın kenarındaki halının üzerinde.
Kloroform.
Ve... Sülfür.
Karan’ın gözleri aniden değişti. İnsan tarafı geri çekildi, yerine saf, yok edici bir Delta geçti.
Bu bir kaçış değildi. O mektup yalandı. Aden kendi isteğiyle gitmemişti. Çünkü Aden’in kokusunda korku vardı ama sülfür yoktu. Sülfür, sadece bir klanın, o iğrenç leş yiyicilerin kokusuydu.
"Akbaba," diye gürledi Karan.
Elindeki buruşmuş kağıdı yere fırlattı.
Tüm malikane, Karan’ın o sabahki kükremesiyle sarsıldı. Bu bir yas çığlığı değildi. Bu, savaş borusuydu.
"HERKESİ KALDIRIN!" diye bağırdı koridora doğru. "VURAL’IN İNİNİ BAŞINA YIKMAYA GİDİYORUZ!"
Yekta, yatak odasında yorganın altına saklanmış, titriyordu. Plan kusursuzdu. Mektup inandırıcıydı. Kapı açıktı.
Ama Yekta’nın unuttuğu tek bir şey vardı:
Bir Delta’nın burnunu, bir kağıt parçasıyla kandıramazdınız.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kırık Akisler Senfonisi (Omegaverse)
FantasyYeraltı dünyasının tartışmasız lideri Delta (Karan), yıllar önce hayatını kurtaran ve feromonları garip bir şekilde uyumlu olan bir Beta ile "ruh eşi" olduğuna inanmaktadır. Bu Beta'yı korumak için dünyayı yakabilecek bir sadakatle bağlıdır. Ancak r...
