6

2.7K 182 19
                                        


​Karan, merdivenlerin başında durduğunda, evin içindeki hava cam kadar kırılgan, barut kadar patlamaya hazırdı. Burnuna çalınan o silik iz –Yekta’nın kokusunun yasak koridorda gezindiğine dair o kanıt– zihninde alarm çanları çaldırıyordu.
​Yekta’nın odasının kapısı aralıktı. Karan, sert adımlarla içeri girdi. Yekta, makyaj masasının önünde oturmuş, aynadaki yansımasına bakıyordu. Yüzünde hiçbir ifade yoktu; sanki porselenden bir maske takmıştı. Karan’ın içeri girdiğini fark etmesine rağmen başını çevirmedi.
​"Odaya girdin," dedi Karan. Sesi bir soru sormuyor, bir hüküm bildiriyordu.
​Yekta, elindeki gümüş tarağı yavaşça masaya bıraktı. Aynadan Karan’ın öfkeli gözlerine baktı. Eskiden olsa, bu bakış karşısında küçülür, özür diler, onu sakinleştirmeye çalışırdı. Ama şimdi, içinde bir yerlerde, o naif şefkat ölmüş, yerine soğuk ve keskin bir cam parçası yerleşmişti.
​"Girdim," dedi sakince. Arkasını döndü. "Merak ettim. Uğruna konseyi birbirine kattığın, Vural’ı tehdit ettiğin o şeyi görmek istedim."
​Karan şaşırmıştı. Yekta’dan bu tonu, bu meydan okumayı beklemiyordu. "Senin haddine değil," diye hırladı, Delta baskınlığını kullanarak Yekta’yı sindirmeye çalıştı. "O benim meselem. Sen karışmayacaksın."
​Yekta ayağa kalktı. Delta feromonlarından etkilenmiyordu, çünkü o bir Beta’ydı. Bu biyolojik bağışıklık, şu an onun en büyük silahıydı. Karan’a doğru yürüdü, aralarında bir nefeslik mesafe kalana kadar durmadı.
​"Senin meselen mi?" dedi Yekta, gözlerini kısarak. "Yıllardır inşa ettiğimiz her şeyi bir hiç uğruna ateşe atıyorsun Karan. Ve benden köşede sessizce oturup izlememi mi bekliyorsun? Ben senin eşinim. O sadece bir..."
​Cümlesini bitiremedi.
​Koridorun sonundan, misafir odasının olduğu taraftan gelen boğuk bir çığlık ve ardından düşen ağır bir cismin sesi, aralarındaki gerilimi bıçak gibi kesti.
​Karan’ın göz bebekleri anında büyüdü. Yekta’nın yüzüne bakmayı bıraktı, bedeni bir yay gibi gerildi. O ses... O ses, Aden’in odasından geliyordu.
​Saniyeler içinde Karan, Yekta’yı orada bırakıp fırladı. Koridoru insanüstü bir hızla geçti. Kapıdaki nöbetçiler ne olduğunu anlayamadan Karan kapıyı omuzlayıp içeri daldı.
​Oda savaş alanı gibiydi. Komodinin üzerindeki tepsi devrilmiş, çorba kasesi parçalanmıştı. Ve Aden...
​Aden, yatağın kenarından yere düşmüştü. Vücudu kaskatı kesilmişti, şiddetli kasılmalarla titriyordu. Gözleri geriye kaymış, beyazları görünüyordu. Ağzından köpüklü salyalar akıyordu. Nefes alamıyordu; boğazından hırıltılı, boğulur gibi sesler çıkıyordu.
​"Aden!"
​Karan, dizlerinin üzerine çöküp çocuğu kendine çekti. Aden’in vücudu ateş gibi yanıyordu ama teni buz gibi terlemişti. Bu normal bir nöbet değildi. Bu, Mühür Reddi krizinin başlangıcıydı. Bir Omega, ruh eşi olan Delta’nın yakınındayken reddedilirse veya uzak tutulursa, biyolojisi kendi kendini yok etmeye başlardı.
​"Doktor!" diye kükredi Karan. Sesi malikanenin duvarlarını sarstı. "Lanet olası doktoru getirin!"
​Aden’in başını dizlerine koydu, dilini yutmasını engellemek için çenesini zorla açtı. Parmakları Aden’in ağzına girdiğinde, çocuk istemsizce Karan’ın elini ısırdı. Kan, Karan’ın parmağından sızıp Aden’in dudaklarına bulaştı.
​Ve o kanın tadı, Aden’in kasılmalarını bir anlığına durdurdu.
​Doktor nefes nefese içeri girdiğinde, Karan çoktan ne yapması gerektiğini anlamıştı. İlaçlar işe yaramayacaktı. Bu tıbbi bir durum değildi; bu, ruhun bedene yaptığı bir darbeydi.
​"Feromonlarınız efendim," dedi doktor, manzarayı görünce dehşetle. "Onu sakinleştirmeniz lazım. Yoksa kalbi duracak. Vücudu iflas ediyor. Sizi istiyor."
​Karan tereddüt etmedi. Eğer şimdi durursa, Aden ölecekti.
​Eğildi, Aden’in terden sırılsıklam olmuş boyun girintisine yüzünü gömdü. O ana kadar baskıladığı, Yekta üzülmesin diye sakladığı o yoğun, saf Delta feromonlarını serbest bıraktı.
​Oda bir anda ağır, sisli bir orman kokusuyla doldu. Yağmur, toprak, çam ve güç. Karan’ın kokusu, Aden’in ciğerlerine doldu, zehirlenmiş kanını temizledi. Karan dudaklarını Aden’in şah damarının üzerine bastırdı, mühürlemeden, sadece ten temasıyla onu dünyaya bağlamaya çalıştı.
​"Buradayım," diye fısıldadı Karan, Aden’in kulağına. Sesi bir emir değil, bir yakarıştı. "Nefes al. Benim için nefes al."
​Aden’in kaskatı bedeni yavaşça gevşedi. Titremeleri azaldı. Karan’ın kokusu, onun için oksijenden daha hayatiydi. Derin, sarsak bir nefes aldı ve gözleri normal haline döndü. Bal rengi gözleri, bulanık bir şekilde Karan’ı buldu. O an, o odada sadece ikisi vardı. Biyolojik bir bütünlük, kaçınılmaz bir yerçekimi.
​Ama odada başkaları da vardı.
​Kapının pervazında duran Yekta, bu sahneyi başından sonuna kadar izlemişti.
​Gözlerinde yaş yoktu. Yüzünde hüzün yoktu. Sadece saf, buz gibi bir idrak vardı.
​Karan’ın o çocuğa sarılışı... Ona feromonlarını verişi... Odayı dolduran o yoğun koku... Yekta, bir Beta olarak bu kokuyu alamasa da, havadaki ağırlığı, Karan’ın duruşundaki o sahiplenici bükülmeyi görebiliyordu.
​Doktor, Aden’in nabzını kontrol edip "Stabilize oldu," dediğinde Karan rahat bir nefes verdi ama Aden’i bırakmadı. Hala yerde, kollarının arasında tutuyordu çocuğu.
​Yekta, elini kapı pervazına yasladı. Tırnakları ahşaba battı.
​Demek böyle, diye düşündü. Biyoloji dediğin şey bu kadar güçlü demek. Yılların hatrı, sadakat, emek... Hepsi bir kokuya yeniliyor.
​O an Yekta'nın içindeki "kurban" öldü. Ve küllerinden, kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış bir "oyuncu" doğdu.
​Karan'ı bırakmayacaktı. O çocuğu, bu eve geldiğine pişman edecekti. Eğer fizyolojisi düşmanıysa, o da zekasıyla savaşacaktı. Karan'ın vicdanını, zaaflarını kullanacaktı.
​Yavaşça geri çekildi, gölgelerin arasına karıştı. Kimse onun orada olduğunu fark etmemişti. Koridorda yürürken telefonunu çıkardı.
​Rehberde bir numarayı tuşladı. Bu, Karan'ın asla aramasını istemeyeceği, yasaklı bir numaraydı. Şehrin en iyi kimyagerlerinden biri, illegal işler yapan bir Beta.
​"Alo?" dedi karşı taraf.
​"Benim," dedi Yekta. Sesi o kadar soğuktu ki, kendi bile tanıyamadı. "Bana o bahsettiğin karışımdan lazım. Feromon baskılayıcılar... Ve biraz da zihin bulandırıcı."
​"Yekta Bey? Ama Karan Bey..."
​"Karan bilmeyecek," dedi Yekta, keskin bir dille. "Bu, benim küçük sırrım olacak. Hazırla. Bu gece aldıracağım."
​Telefonu kapattı.
​Karan, o odada Aden'i hayata döndürürken, Yekta koridorda onların sonunu hazırlamaya başlamıştı. Savaş artık sadece biyolojik değildi; psikolojik bir satranca dönüşmüştü. Ve Yekta, şahı devirmek için piyonları feda etmekten çekinmeyecekti.

Kırık Akisler Senfonisi (Omegaverse)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin