Dövmeye tereddütle baktım. Bunu fark ettiği an konuşmaya devam etti. "Bana güvenmelisin." Bakışları daha da derinleşti. "Biz birbirimize güvenmeliyiz, Aypare."
Aypare.... Adım ilk kez dudaklarından dökülmüştü.
Kararsızdım.
Bakışlarım bana samimi bir şekilde gülümseyen adama takıldı. Ne yapacağımı bilmiyordum. Ben, Alas Sipahi'ye güvenmeli miydim?
Kesinlikle hayır. Tanışalı daha bir hafta bile olmayan bir adama ne diye güvenecektim ki? Bu devirde insan annesine babasına zor güveniyordu. Benim gidip bir haftalık adama güvenmem, kusura bakmasın ama aptallık olurdu. Bileğimi tek bir hamlede çektim. "Sana güvenmiyorum, Alas Sipahi." dedim. Tepkisiz bir şekilde baktı. Devam ettim. "Sadece mecbur olduğumuzu biliyorum."
O da ben de bize sunulan her şeyi kabullenmeye mecburduk. Çoğu zaman olgun hareketler sergileyememiş olsam da, bir başına büyümüş bir kızdım ben. Öyle kolay kolay kimseye güvenmezdim. Kaldı ki Temir dışındaki herkes, en başından beri bana nefretle yaklaşmıştı. Daha birkaç gün önce yüreğimi deşmekle tehdit eden adam, bugün bana güven diyordu. Oldu paşam, başka bir arzunuz var mıydı? Çekinmeyin, söyleyin; nasılsa Aypare mal ya, her şeyi kabul eder.
Yok öyle bir dünya!
Öfkeye kapıldığımı fark ettiğim an, işler çığrından çıkmak üzereydi. Kontrolümü tamamen kaybetmek istemiyordum. Şu an en çok ihtiyaç duyduğum şeyin elimden kayıp gitmesine izin vermemek adına bir çırpıda kendimi toparladım. Mantıklı kararlar almam için sakin olmalıydım. Derin bir nefes aldım. Tüm bakışlar hâlâ üzerimdeydi. Umursamadım.
Sert adımlarla, kıpkırmızı gözleriyle beni dikizleyen adamın yanına gittim. Önünde durduğumda pis pis sırıttı. Hani bu adam kör demirciydi; maşallah, gözleri full HD kalitede görüyordu. Bu gölgede kalanlar komple maldı. Ağzımı bozmak istemezdim ama şu an bulabildiğim en kibar tabir buydu. Adama her baktıkça çıldırasım geliyordu. Cidden, şu adamın kör olduğuna mı inanıyorlardı? Yahu adam utanmasa keskin nişancı olacaktı. Sözde zeki ve üstün varlık olan onlardı. Ama sadece sözde!
"Demek kanını bana sunmayı kabul ettin, ışıkta kalan." Yüzümü buruşturarak baktım. Kanını sunmak... Bu, son derece iğrenç bir tabirdi. Bunun getirdiği öfkeyle, "Çok konuşma da ne yapacağımı söyle," diye çıkıştım.
Belinden bir hançer çıkarıp ters çevirerek bana uzattı. "Avuç içinden birkaç damla yeter."
Bir elindeki hançere, bir de yüzüne bakıyordum. "Aynı işlemi önce sen yap," dedim. "Hançerin zehirli ya da büyülü olmadığından emin olmadıkça sana bırak kanımı vermeyi, günahımı bile vermem.
Güldü. "Akıllı kadınsın," dedi. Omuz silktim. Bana iltifat etmesi bile midemi bulandırıyordu. Üstelik saçlarımı kesmişti. Bu detayı ömür boyu unutmayacaktım. Ben kindar biriydim. Elbet bir gün kuytu köşede denk gelecektik. İşte o zaman saçlarımı kesmenin bedelini ödetecektim. Adını bir kere kara defterime yazmıştım; kırk yıl geçse silmezdim.
Yüzünde iğrenç bir gülümseme vardı. Elindeki hançeri avuç içine hafifçe bastırdı. Anında birkaç damla kan yere düştü. Tiksinerek baktım. Bakışlarım adamın umurunda olmadı. Bıçağı tekrar bana uzattı. Almadım. Sertçe, "Önce yıka. Senden hastalık kapmak gibi bir niyetim yok!" dedim.
Adam tepki vermese de Bortay, bıkkınlıkla derin bir nefes verdi. Nereden bulduğunu bilmediğim bir mataradan bıçağın üzerine su döktü. Su, tüm kan izlerini alıp götürürken peleriniyle de kuruladı. Ardından bana uzattı. "Oldu mu?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ateşe Adanmış Ruhlar
FantasyBir kıvılcım çalındı ateşten. İyilik ilk kez ihanetin mührüne bulandı, Ateş ilk kez buzdan tutuştu. İki yazgının fısıltısını küller iliştirdi. Ve aşk alevlendiğinde Bazı ruhlar kül olmadan tamamlanamadı.
