BÖLÜM 2: Işığın Kızı

3.3K 281 150
                                        

Hayattaki en büyük çaresizlik, kimsesiz olmaktı. Bir yetimhanenin tuvaletinde; her yanım yara içindeyken de bunu düşünmüştüm, şimdi hiçliğin içinde kaybolduğumda da bunu düşünüyordum. Kimsesizlik insanı boğazında bir yumruyla büyütüyordu. Yedi yaşında; bir tabak fazla yemek için ölesiye dayak yerken başlayan bu yumru, yirmi beş yaşında her yalnız anında ortaya çıkıyordu. Oysa büyümüştüm. Kimsesizliğin kollarında bile olsa ben büyümüştüm. Bir çok madalya kazanmış, bir çok şampiyonluk yaşamıştım. Peki, hâlâ niye eksiktim? Aslında bunun cevabı da benim hayatıma kazınmıştı. Düşünüyorum da kazandığım yarışmaların hiç birinde elimde madalyamla koşarak aileme sarılamamıştım. Bu yüzden hiçbir zaman kazanamamıştım. Küçükken yaralandığımda babam göz yaşlarımı silmemiş, bir annenin kucağına sığınmamın sıcaklığını hiç yaşayamamıştım.

Ben Aypare Ulusoy. Kendine hayalet bir baba bulup, onunla dertleşen yalnız kız. Şimdi hiçliğin içinde yine o yedi yaşındayım. Yine yediğim dayağa dayanamamış, bayılmıştım ve yine beni kucaklayacak bir babanın gelmesini bekliyordum. Sahi bu çaresizliğin kaçıncı eşiğiydi?

"Neden uyanmıyor?"

"Uyanması lazımdı efendim. Tüm yarasını iyileştirdim."

Algılayamıyordum. Sabahtan beri birileri, sürekli başımda konuşuyordu. Fakat ben bir türlü algılayamıyordum. Zihnim bir pusun arkasına gizlenmiş gibi bulanıktı. Uykunun sersemli kollarındaydım. Rüya ile gerçeği ayırt edemeyecek derinliklerdeydim.

"Bir ışıkta kalan olduğu için ruhu hâlâ yorgun olmalı."

Işıkta kalan mı? Cımbızla ayırt ettiğim bu cümleyle, zihnime bir sinyal gelmiş gibi bir anda kendime geldim. Göz kapaklarımdaki mayhoş ağırlığa inat gözlerimi yavaş yavaş araladım. Etraf silik, dalgalı ve bulanıktı. Gözlerim bir açılıp, bir kapanırken gözümdeki sis de dağılmaya başlamıştı. Boğazımdaki kuruluk; dudaklarıma kadar ilerlemiş, beni rahatsız eden gıcık bir kaşıntıya sebep olmuştu. Kendimde konuşacak gücü bulsam, sabahtan beri konuşan o kişiden bir yudum su isteyecektim. Yerimde rahatsızca kıpırdandım. Çıkardığım hışırtılı seslerle amacıma ulaşmış, odadaki kişi ya da kişilere uyandığımı belli etmiştim.

Adım sesleri yattığım yatağın ucunda durduğunda, gelen kişi üzerime eğildi. Tombul yanakları, kahverengi çilleri ile yaşlı bir kadındı. Beyazlara bürünmüş saçları; iki yandan örülmüş, saçına ise bandana benzeri tuhaf bir şey takmıştı. Bakışları yüzümdeydi. Soğuk ellerini anlıma koyduğunda irkildim. "Ah ateşin sonunda düşmüş."

Yorgundum, Zihnimdeki sis hâlâ tam dağılmamıştı. Ne düşüneceğimi bilmeden kadını izliyordum. Gözlerim ağır bir yük taşıyormuş gibi kısıktı. Kadın komodin gibi bir yerin üzerinde olan demir sürahiden, yine demir olan bardağa su döktüğünde boğazımdaki kuruluk daha da arttı. Umarım bu su benim içindir.

Kadın arzuladığım gibi bana yöneldi. Yardımıyla başımı yastıktan kaldırıp, yerimde doğrulduğumda iştahla suyu içtim. Bakışları bendeydi. "Çok susamış olmalısın. Günlerdir uyuyorsun, seni iyileştirmek beni çok zorladı ışıkta kalan."

Kadının tatlı bir sitemle söyledikleri kaşlarımı çatmama sebep oldu. Günlerdir uyuyor muyum? Korkuyla kadına baktım. Endişeli bir ses tonuyla "B-bana n-ne oldu?" diye sordum. Hiç bir şey hatırlamıyordum.

Kadın soruma cevap vermek yerine gülümsedi. Cevabı eş geçerek "Ben efendimize haber edeyim." Deyip odadan çıktı. Bunu kapanan kapı sesinden anlamıştım.

Kadının çıkmasıyla birlikte, nerede olduğumu anlamak için etrafıma bakındım. Revir gibi bir yere benziyordu. Fakat her şey çok garipti. Taştan duvarların arasında, ahşap küçük bir cam ve camı kapatan değişik desenli perde vardı. Duvarların aralarına kurumuş otlar asılıydı. Üzerinde bulunduğum tahta sedye, keten benzeri bir kumaşla örtülmüştü. Yine ahşaptan bir dolap ve dolabın içinde çeşit çeşit bitkiler ve neşter benzeri ilkel aletler vardı.

Ateşe Adanmış Ruhlar Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin