‼️Smut vardır🚫‼️
‼️Küfür vardır⛔️‼️
Eski Sevgilisinin kızı aldatmasının ardından kadın, intikam ateşinin verdikleriyle karanlık dünyaya bulaşır. Bakalım eski sevgilisinin düşmanıyla anlaşabilecek mi?
Koşarcasına yürüyordum hızlanan yağmurun altında. Bana bunu yapamazdı, izin vermezdim. Durağa yaklaşan otobüsle kendimi kenara atıp yolcuların geçmesini bekledim. Yağmur şiddetlenmişti ve her an kasırga çıkabilirdi. Tanrı onu benim gazabımdan korusun. En arka köşede kendime yer kaptım ve yolu seyretmeye başladım. Gerçekten aldatılmış mıydım? Aslına bakarsak o umurumda bile değildi fakat hesap vermesi gereken konular vardı. Otobüsten inip ormanlık alana doğru sakin ve kendimden emin adımlarla yürüdüm. Sadece kuş seslerini duyabiliyordum. Ve bazı ulumaları. Ne? ormanımda kurdun ne işi var ki? Arkadan tanıdık bir ses duyuyorum ve arkama yavaşça dönüyorum. Oydu.
"Sen..."
derin bir sessizlik oluştu.
"Evet, ben. Bu sefer gerçeklerimle."
"Senin bir doğrun bile yok. Ayrıca olsa bile... üç yanlış bir doğruyu götürür, benden kaç kere özür diledin. Seni affettim. Ama bu sondu. Bir erkek için kendimi yıpratmayacağım. Özellikle kadını hafife alan bir tipse."
Ayıplar gibi cıkladım. "Ne yazık... Hayatın boyu bir kafeste kalacak olman... Beni etkiledi. Fazlasıyla."
Omzunu sertçe ittirdim ve bununla birlikte geriye sendeledi.
"Önümden çekil. Yoksa... polise mi ihbar edeyim. Neydin sen, azılı bir katil mi? yoksa kadını aldatan bir arlanmaz mı? Her ikisine de yakışıyorsun. Sen seç." Kararlı bakışlarım seninkileri buldu. Sert ve yakıcıydı.
"Kararın nedir?"
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
"Sana seçtiğimi düşündüren ne?"
sırıttı. "Sen, arlanmaz bir piçsin!"
Eğilip kasığına tekmeyi bastım. inleyip öne doğru eğildi. Artık buna alışsa iyi olurdu, bir süre esirim olacaktı. Belki de tabure olarak kullanabilirdim. Çok yönlü kullanım alanı dedikleri bu olsa gerekti.
"Telefonun nerede?"
Ellerini anlık refleksle çevirip onu yana yatırdım. Hareketleri kısıtlıydı.
"Sağ...cebimde."
Tetikte olarak bir bacağımı kaldırıp bekledim. telefonunu alıp rehberdeki kişikere baktım. Biri gözüme çarpmıştı. Bu... en büyük düşmanı olabilir miydi?
"Bu kim?"
telefonu kırmak istercesine sıktım. Beni oyalamasa iyi olurdu.
"O... o olmaz." yalvardı. "Bırak gideyim... lütfen...!"
Yarım saat sonra siyah bir araba ormanın girişine park edildi. İçeriden yaklaşık 1.87 civarı bir adam çıktı. Çıkarken bir eli silah tutuyordu. Tetiği çekmiş, hazırda bekliyordu.
"Bu adam..." kaşlarımla işaret ettim. "O mu?"
yenilgiyle
"Evet... bu, o."
Adam yaklaştı, yaklaştı. En son aramızda iki metre kala
"Prenses, burada kimleri görüyorum?"
dedi. Yeşil hareleri benim ela gözlerimle buluştu. Yakıp yıktı...