41. BÖLÜM: ''FİNAL''

14.5K 673 129
                                        


Geriye kalan tüm bölümleri buradan okuyabilirsiniz, bölüm isimleri kitaba göre gitmektedir, sizler 41. BÖLÜM olarak görebilirsiniz.

 Desteğiniz için teşekkür ederim. 

İyi ki varsınız. Son kez... Sevgilerle, Burçin


17. BÖLÜM: "ATEŞ ERİTİR MUMU, GERÇEKLER DE RUHU."

Cloe Wilder, House by the Water

Geçmiş...

Kar, usulca yağıyordu. Beyaz taneler gökyüzünden süzülerek pencereye konuyor, sonra yavaşça eriyordu. Evin içi sessizdi.

Mutfaktaki büyük masanın başında ergenliğe yeni girmiş bir kız oturuyordu. Elleri kucağında kenetlenmiş, gözleri masanın üzerindeki boş bardağa dikilmişti. Yüzünde hiçbir ifade yoktu ama zihnindeki sesler susmak bilmiyordu.

Annesi az önce yanından geçmiş, tam kapıdan çıkarken arkasına bile bakmadan konuşmuştu:

"Doğum gününü kutlamayı unut. Sana kaç kez söyledim?"

Sesi soğuktu. Gereğinden fazla vurgulanan kelimeler, kızın kulaklarında yankılanıyor, beyninin en derin kıvrımlarına kadar ulaşıyordu. İçindeki bir şeyin koptuğunu hissediyordu.

Derin bir nefes aldı, gözlerini kapattı. Kutlamalar, pastalar, mumlar... Şebnem'in kutlanan doğum gününde bir kapı eşiğinde oturduğunu hatırladığında güçlükle yutkundu. Bunların hiçbirini zaten beklememişti. Ama yine de bu cümleyi duymak, sanki varlığı inkâr ediliyor gibi hissettirmişti...

Birden ayağa kalktı. Sandalye hafifçe geri kaydı, ahşap zeminde sürtünerek küçük bir gıcırtı çıkardı. Kız sessiz adımlarla kapıya yöneldi, koridoru geçti ve ağır basamaklardan inmeye başladı. Merdivenlerden inerken soğuk hava tenine dokundu. Alt katta, büyük salondaki piyano onu bekliyordu.

Piyanonun başına oturdu, parmaklarını hafifçe tuşların üzerine bıraktı. Önce tek bir nota. Ardından bir melodi. Sessizliğin içinden yükselen, hüzünlü ve yorgun notalar vardı Nare'ye ait olan.

Parmakları tuşların üzerinde dans ederken gözleri dolduama ağlamadı. Müzik onun gözyaşlarıydı artık. Her nota, içinde dile gelmeyen cümleleri anlatıyordu.

"Geçecek," dedi fısıltıyla. "Bu yalnızlığım bir gün dinecek."

🦋

Battaniyeye iyice sarılmış, kanepeye gömülmüş vaziyetteydim. Dışarıda kar yağışı hız kesmeden devam ederken, içeride mutfaktan gelen tereyağı ve kızarmış ekmek kokusu burnuma doldu. Gözlerimi kapatıp içime çektim. Mis gibi, sıcacık bir koku...

Ama en çok hoşuma giden şey, bu kokunun kaynağının Vural olmasıydı.

Gözkapaklarımı usulca araladım, başımı kanepeye yaslayarak mutfağa doğru seslendim. "Ne yapıyorsun?"

Cevabı tok, huzur dolu bir sesle geldi. "Tost yapmaya çalışıyorum. Çalışmak? Bu işte ustayım diyelim. Yanıma gelsene."

Hızla uzandığım yerden doğruldum. Kocaman gülümserken mutfağa doğru ilerledim. Vural, ciddiyet dolu ifadesiyle tost makinesinin başında durmuş, kapağını kaldırıp içindekileri kontrol ediyordu. Her detayla ilgileniyor; peyniri taşmasın, ekmek eşit bir şekilde kızarsın diye uğraşıyordu. Koyu gri bir tişört giymişti, bol siyah eşofmanının beli hafifçe düşmüştü. Saçları dağınıktı...

Ben dağıtmıştım.

Bu adam benimdi.

Gözlerimle birlikte yüzüm de gülerken onu izledim. "Sen ve mutfak... Mükemmel bir ikili."

VURGUNBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin