Multimedia : Tanıtım videosu

Genç kız çalıştığı gece kulübünden geç bir saatte çıkmıştı. Bu gece Transilvanya'nın üzerinde uğursuz bir karanlık vardı. Gökyüzü oldukça kasvetliydi ayrıca rüzgar bir jilet kadar keskindi. Yaşadığı bölge Braşov'un taş sokaklarından yükselen iç yakıcı soğukluk, damarlarını açıyor ve kanına karışıyordu.

Siyah, kasvetli gökyüzünün hayalet bulutları gözyaşları içerisindeydi. Durmadan ağlıyor, yer yüzünü ıslatıyordu ve tabi ki genç kız da bundan nasibini alıyordu. Motosikleti yanında olmadığı için kaldığı yurda geç gidecek ve bu yüzden çok ıslanacaktı. Yine de buna aldırmadı. Yağmuru gerektiğinde severdi. Ona göre yağmur, acılarını dindirirdi. Ruhunu kirleten zehir acılarını derinine kadar olmasa da yüzeyini temizlerdi. O gece de öyle oldu.

Derin bir nefes aldı ve gecenin tadını çıkardı. Kanaya Kanaya acılarını akıttı. Ama ne yazık ki yetmiyordu. Çünkü genç kızın acıları tarifi imkansız bir boyuttaydı. Kimse hissettiği sıkıntıları yok edemezdi.

Yine başını eğdi ve çocukluğundan kalma bir alışkanlıkla yere düşen damlaları seyretmeye başladı.

Ne zaman yağmur yağsa, gökyüzünün ağladığını düşünürdü. Damlaların arasına saklanmış hüzünler, tenininden içeri sızar ruhuna bulaşırdı ve genç kız, araf rengindeki; gri ruhu taşımak içi henüz çok küçüktü. Yalnız o bunun tam tersini düşünüyordu; yeterince büyüktü ve savaşabilecek yaştaydı. Ona göre on dokuz yaş oldukça yetişkin sayılıyordu ve aklı başında bir kadın olduğunu düşünüyordu.

Yanılıyordu.

Belki direnebilirdi ama henüz savaşmaya hazır değildi!

Sisli düşünceler içinde yürümeye devam etti. Ta ki o ana kadar hiç durmamıştı; sadece sokak lambalarının yansıttığı karanlık sokağın derinlerinden yükselen bazı sesleri duyana kadar.

Kaskatı kesilen bedeni eşliğinde yürümeye devam etti ancak dizleri karıncalanıyordu. Ve sesler gitgide yükseliyordu. Feryat figan bağıran adamın sesi iç acıtıcıydı. Genc kız tam da kendisine yakışır bir şey yaptı ve düşünmeden hareket edip köşeye kadar hızla ilerledi. Merakına yenik düşmüştü.

Köşeye varınca sırtını duvara yaslayıp ellerini iki yana açarak duvara yapıştırdı. Küçük oyukları olan bu eski binanın duvarları rahatsızlık vericiydi. Ama o buna aldırmamaya çalıştı. Ardından başını omzuna doğru indirdi ve yüzünün yarısını çıkararak o seslerin sahiplerine baktı.

Siyahlara bürünmüş üç adam vardı. Karanlığın içinde sadece açıkta olan elleri parlıyordu. Arkaları dönük olduğu için yüzlerini görmesi imkansızdı. Ancak biri daha vardı. Çaresizce bağırıp yalvaran genç bir adam.

"Lütfen, lütfen yapmayın... Özür dilerim. Ben... Ben öyle bir şey yapmak istememiştim..."

"Kes sesini! " diye hırladı arkası dönük iri yarı adamlardan biri. Daha sonra dairesel hareketlerle biraz öteye kaydı. İşte o an yalvaran genç adamı görebildi genç kız. Adam yerdeydi ve yüzü kan revan içindeydi. Acıyla haykırıyordu ama adamlar zerre aldırmıyordu.

"Zavallı kadına yaptıkları yetmiyormuş gibi bir de bedenini paramparça etmiş... Şimdi ne yapalım istersin? " diye sordu başka biri.

Bu soruyu kime sorduğunu başta anlayamamıştı genç kız. Ta ki az önce dairesel hareketlerle yürüyen adamın sesini duyana dek. Ve bu sefer daha net geliyordu kulağına sesi.

" O kadına yaptıklarının aynısını. " dedi. Bu cezalandırıcınım sesi o kadar erkeksi ve çekiciydi ki. Kız inanılmaz derece de etkilenmişti. Yüzünü karanlıktan ötürü göremiyordu ama ses tonu bile etkilenmeye yeterli olmuştu. Yalnız tek bir şey onu bu adamın sesinden soğutmaya yeterdi;

GÜMÜŞ (Silver)Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!