Bölüm 6

49 3 2

BÖLÜM 6

Hareket edemiyordum. En ufak bir hareketimde sarsılarak ağlamaya başlayacağımı biliyordum. Gözlerim artık net görmüyordu. O yaşların akmasını istemiyordum. Onun karşısında güçsüz görünmek istemiyordum. O, mutluydu. Ben de bunu istemiyor muydum zaten? Pek, neden şu an onun gülüşü beni sevindirmiyordu? Aksine, kalbimdeki o kocaman sevginin bir kısmı nefrete dönüşmeye başlamıştı bile. Ve yine kendimi kandırdığımı fark ettim. O mutlu olunca, ben olmuyordum. Sadece onun mutlu olması yetmiyordu işte! Gördüğüm o gülümseme, duyduğum o kahkaha sesleri düşüncelerimi birden değiştirmişti. Bir anda bencilleşmiştim. Demek yanındaki kız için terk etmişti beni. Simsiyah saçları vardı. Kız güzeldi. Bu yüzden içimdeki duygulara bir de 'kıskançlık' eklendi. Ben de güzeldim. Bunu inkar etmiyordum. Ama bu kız... Ayrı bir havası vardı. Benim de siyah saçlarım vardı ama bu kızınki kadar gür, parlak değildi.

Bir de 'önemli olan iç güzellik' derler... Tamamen yalan bu laf. Evet, iç güzellik bence daha önemli. Ancak bir insan melek gibi olsa bile görüntüsü güzel olmayınca kaybeder. Bu böyledir. Hayatın iğrençlikleri işte...

Kaan da benden daha güzel bir kızı bulunca, beni unutmuştu demek ki. Onun için bu kadar basitti işte. Ne bekliyordum ki? Beni terk eden kendi iken oturup ağlamasını mı? Fazlasıyla komikti bu düşünce.

''Onları tanıyor musun?'' diye soran sesin sahibine döndüm. Karmakarışıktım. Duygularım, düşüncelerim... Her şey birbirine girmişti. Gözlerimi sıkıca yumdum ve geri açtım. Aynı zamanda kendime gelebilmek için derin bir nefes çektim içime.

''Benim eski sevgilim...'' diye cevapladım onu. 'Eski' derken sesim istemsizce kısılmıştı. Artık bana ait olmaması, başkalarının ona 'sevgilim' demesi, canımın yanmasına sebep oluyordu.

''Anladım,'' diye mırıldandı. İç çekerek ona bakmaya devam ettim. O da bana bakıyordu. Anlayışlı bir yüz ifadesi vardı şu an. Hislerimi saklamıyordum. Zaten her türlü anlıyordu beni. Saklamaya çalışmak boşaydı. Hiç tanımadığım bir insanın beni sadece gözlerime bakarak anlayabiliyor olması, tuhaftı. Ama buna kafa yormayacaktım. Kaan'ın sesini duymamla birden ne yapacağımı bilemedim.

''Bakar mısınız? Bu çanta sizin mi?''

Yanımda oturan, durmadan bakıştığımız çocuk bana tebessüm etti. Bu tebessüm 'yapabilirsin' der gibiydi. Evet, şimdi kalkıp çantamı alacaktım. Hiçbir şey olmamış gibi davranacaktım. Belki de tanımıyormuş gibi... Ayağa kalkıp, daha demin oturduğum banka doğru yürümeye başladım. Kaan'a hiç bakmamıştım.

''Çanta benim, kusura bakmayın,'' diye mırıldanıp çantamı aldım ve sırtıma taktım. Dönüp gidecekken Kaan durdurdu. Nazikçe tutmuştu kolumu. Zaten o bana sert davranmazdı ki hiç...

Kafamı yavaşça kaldırıp yüzüne baktım. Bakar bakmaz içimi kocaman bir özlem duygusu kapladı. Gözümü kırpsam yaşlar akacaktı. Dişlerimi birbirine bastırmıştım. Ağlayamazdım. Şimdi değil.

''Deniz,'' deyince gözlerimi yumdum. Eş zamanlı olarak bir yaş tanesi yanağıma değdi. Elini yanağımın, tam gözyaşının düştüğü yerde hissedince birden kollarımı boynuna doladım. Dayanamamıştım. Kalbim parçalanıyordu sanki. Hıçkırarak ağlıyordum. Kendimi tutamıyordum. Elimde olan bir şey değildi. Onu öyle çok özlemiştim ki... ''Ağlama,'' diye fısıldıyordu. O öyle dedikçe daha da artıyordu hıçkırıklarım. ''Özledim,'' diye mırıldandım hıçkırıklarımın, gözyaşlarımın arasında. ''Kaan, çok özledim.''

''Deniz,'' dedi yine. Aklıma yanımızda sessizliğini koruyan kız gelince hemen geri çekildim. Gözlerimi ve yüzümü hızlıca sildim elimle.

DURGUN DENİZ #Wattys2015Bu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!