56. bölüm

3.2K 225 45
                                        

Zehra hanım bir anne şevkati ile beni evinde ağırlamıştı şimdi saat geçe gelirken bana daha doğrusu kızının hali hazırda olan odasında kalmamın sorun olup olmayacağını sormuştu.

Ölmüş insanlar hepimizi biraz korkuturdu değil mi? Mesela ben küçükken taziye evlerinde kalamazdım, o insanların orada olduklarını düşünürdüm. Şimdi ise bir ölüydüm, kayıtlarda bir ölü... Bu odaya girdiğim ilk an gördüğüm o kız ile benzerliğimi fark ettim, Hasret, onun hakkında yalnızca öldüğünü biyordum ve ben ölü birinin odasında ölü olarak bilinen biri olarak girmiştim.

Hayat mıydı yorucu olan? Yoksa hayatım mı? Neydi omuzlarımdaki yükün sebebi? Ölmek kolay birşey sanıyordum. Ölmek ne kadar büyük bir yükmüş, intihar bir çözümdü o gün benim için. Ne büyük bir günah işlemiştim ben böyle? Omuzuma nasıl böyle bir yük bindirmiştim? Kendimle beraber kaç kişiyi öldürmüştüm ben?

Öncelikle babam, o tam bir deliye dönmüştü o herkesi delirtmeye yemin etmişti. Bunu yapıyordu, herkesi tek tek delirtiyordu. Peki ya buradaki insanlar? Zehra hanım, o bana 3 saatten kısa bir sürede kızıymışım gibi davranıyormen buradan çekip gittiğimde ona da yûk olmayacak mıydım? Mehmet bey, o katı suratının altındaki gülümsemeyi karısı ve benim için gösterdikten sonra ben buradan gidecektim. Onlar, Hasretin yarasını benimle beraber kapattıklarını sandıklarında ben buradan da uçmuş olacağım.

Evlat acısı kapanır mıydı? Ben hiç evlat olamamıştım ki birinin acısını kapatayım... Benim hiç acımı hisseden bir ailem olmamıştı. Koca dünya benim için yalnızlıktan ibaretti.

Beni düşüncelerimden ayıran şey telefonumun çalması oldu. Ekrandaki 'Babam' yazısı ile gözümden akan yaşı silmiştim. Görüntülü aramıyordu ama o hissederdi.

"Uyandırdım mı çiçeğim?" Saat daha 12 bile olmamıştı ve benim uyku problemi biliyordu. "Hayır, uyuyamıyorum..." Bazı geceler uyumam için onun omzu dahi yetmiyordu ve şimdi o benden çok uzaklardaydı. "Uyuman lazım, biliyorsun değil mi? Yarın tekrardan staja gideceksin ve orada yoruluyorsun." İlk günden pes etmek istemiyordum ama bunu daha fazla Emre'ye yapamayacaktım. "Ablam, nasıl?" Ondan hem kaçmak hemde onunla kalmak istiyordum neden bu kadar zor?

"Ablan gayet iyi yengem onunla ilgileniyor. Kapat ve uyu artık yarın yorulacaksın." Yutkundum, elim kırmızı tuşa gitmedi bunun yerine onunla konuştum. "Yarın, gitmeyeceğim. Beni buradan al baba, ben yapamıyorum..." Derin bir nefes alıp verişine şahit olmuştum. "Zamanı geldiğinde oradan geleceksin ama şimdi zamanı değil. Duygularını değil aklını kullanmayı öğren!" Başta kendine hakim olabilse dahi sonda bana bağırışı gözlerimi doldurmuştu. "Ahsen, ona, onlara bu cezayı vermeyi sen seçtin şimdi katlanmak zorundasın! O gün kendini atarak beni bunları yapmaya sen mecbur ettin!" Gözümden birer birer akannyastan habersizdi, o bana bağırmazdı, benim babam beni hep sabırla beklerdi...

"Şimdi beni suçlayamazsın. Beni yarı yolda bırakamazsın! Canını yakan kim varsa canını almadığıma şükretsin." Kini öyle büyüktü ki gözü beni bile görmüyordu. "İstemiyorum, baba istemiyorum! Yaktın, yıktın bari onu bırak..." Artık gözümdeki yaşlar ve buna eşlik eden hıçkırıklarım vardı. "Yakmadığım ne kadar yürek varsa, yıkmadığım ne kadar yer varsa hepsini bitireceğim. Benim geceler boyu çektiğim acıyı onlar hapse girmekle, gurbete gitmekle acısını bastıramayacak." Onun acısı sanki benimkinden büyüktü, oydu sanki aylarca kemikleri sızlayan. Onlardı sanki beni o uçurumdan atan...

Hepsinin bir parmağı vardı o uçurumdan atlamamda ama onlardı beni iten. Emre'nin suçu neydi, o değildi beni oradan atan. Beni buna zorlayan kendi öz bir öz ailemdi. Beni bir malmışım gibi o cehenneme göndermek isteyen öz annem, öz babamdan başkası değildi ki. Onların cezasını Emre neden çekiyordu? "Baba..." Ben konuşmadan o tekrar konuştu. "Yarın oraya gideceksin, şimdi kapatıyorum." Yüzüme kapanan telefon ile öylece kaldım.

AHSEN İZEM KARASOY (gerçek ailem)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin