KARACA 5

237 15 7
                                        

Korku içimde kök salmıştı âdeta. Ömrümce yalnız olmanın, korkunun, ezilmenin ceremesini çekmiş zavallı bir bedenden ibarettim. Şimdi de her zaman sert yüzünü gördüğüm hayatın son bir oyununa tanıklık ediyordum. Kelepçeyi çekmeye çalışmaktan bıkmıştım. Artık pes etmiştim. Yatakta tortop olmuş bir şekilde bekliyordum. Kelepçeyi çıkarmıyordu. Beni bırakmıyordu. Buraya hapsolmuştum artık. Ne olacağını bilmiyordum. Kafam allak bullaktı.

Bana beni istediğini söylemişti. Eğer karşımdaki normal bir adam olsa aşk itirafı duydum derdim ancak değildi. Süleyman Koza’ydı bu. Nişanlısını geride bırakmıştı. Benim için. Beni buraya tıkmıştı. Bana sahip olabilmek için. Korkum midemde filizleniyordu yine. Çığlık atmak istiyordum. Ama sesim dahi çıkmıyordu sanki. Saatlerdir buradaydım. O da içerdeydi. Sakince pes etmemi bekliyordu. Süleyman’ın beni yıldırmasına göz yummamam gerekiyordu. Ona kendimi kanıtlayıp çıkıp gitmem gerekiyordu.

İşkence gibi geçen bir sürenin ardından kapı yavaşça açıldı. Artık neredeyse akşam olmuştu.

-        Yemek yemen lazım dedi soğuk bir sesle.

-        İstemiyorum dedim.

-        Aç kalmanı istemiyorum.

-        Senin ne istediğinle ilgilenmiyorum.

-        Aç kalarak benimle savaşamazsın.

-        Ama aç kalarak seni incitebilirim.

-        Beni incitmek için farklı yollar seç. Açlıkla sınama beni.

-        Ne olacaksa olsun.

-        Ellerini açacağım. Bir daha da kelepçe kullanmayacağım. Sen de bunun karşılığında yemeklerini aksatmadan yiyeceksin anlaşıldı mı?

-        Ben senin köpeğin değilim.

-        Sen benim ölümüm olacaksın bu gidişle diye mırıldandı ağzının içinde.

Kapının önünde sert ifadesiyle duran adamın gözlerinde gördüğüm resmen çaresizlikti. Canımı istediği kadar yakabilirdi ama aç kalmama dayanamıyordu. Bunu biliyordum. İçten içe onu üzmek beni incitse de elinden kurtulmam lazımdı.

-        Tamam aç ellerimi dedim. Şüpheli bakışlarını bana çevirdi. Ve yavaşça adımlayarak baş ucuma geldi. Üzerime eğilip yakınıma girdi.

-        Gerçekten sözümü dinleyecek misin diye fısıldadı. Bu kadar yakınımda olmasından hem heyecanlanıp hem nasıl korkabiliyordum ki? Bu çok saçmaydı.

-        Evet gerçekten. Aç ellerimi.

Bana inanmayan gözlerle baksa da ellerimi açtı. Hafiften kızaran bileklerimi yakaladığında doğruldum. Açlıktan midem kazınıyor az biraz başım dönüyordu. Saatlerdir ona işkence olsun diye kendime eziyet etmiştim. Yatağın kenarına doğru bacaklarımı sarkıttığımda önümde diz çöktü. Her hareketiyle nefesim kesilse de dik durmaya çalıştım. Yakaladığı bileklerimi ona yakışmayan bir tavırda narince tutuyordu. Sonra sakince ovaladı ve dudaklarını tenime değdirdi. Aklımı yetireceğimi sanırken derin bir nefes çektim içime. Süleyman’ın buz tutmuş dudakları tenimdeydi. Garipti. Çok garipti. Güzeldi. Ateş gibiydi.

Tenime değen dudaklarını çektiğinde derince gözlerime baktı. Önümde diz çökmesinin çaresizlik olduğunu düşünürdünüz değil mi? Ama gözlerinin içindeki kapkara duygular benim çaresiz olan olduğumu açıkça ortaya koyuyordu. Ellerindeydim. Onun avucunda. Ona aşık olmanın bana neye mal olduğunu hiç kavrayamamıştım. Gözlerinin ürkünçlüğünü düşünmeden anlık bir hareketle ellerimi ondan çektim. Ve ayaklanıp salona doğru koştum. Peşimden kalkıp koşmasını bekliyordum. Ama ben canhıraş kapıya geldiğimde ve kapıyı açmaya çalıştığımda bile ortaya çıkmamıştı. Kapı kilitliydi. Açamamıştım. Uğraşlarım sona erdiğinde sinirle kapıya tekme attım. Sinirimden gözlerim dolmuştu.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: May 19 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

KOZA Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin