İkinci kitabımız çok yakında çıkacak, editör sürecindeyiz!
✨🤍
İyi okumalar ✨
39. BÖLÜM: ''UZAK DENİZ.''
Ramin Djawadi, A Lannister Always Pays His Debts
Yazardan...
Araba özel hastanenin güvenlik girişine yanaştığında, her şey bir anlığına ağır çekimdeymiş gibi hissettirdi. Motor sustuğunda bir anlık sessizlik hâkim oldu, ama bu sessizlik yalnızca fırtına öncesi bir duraktı. Ömer, sert bir hareketle kapıyı açtı ve çevresine dikkatlice baktı. Her zamanki soğukkanlılığına rağmen çenesinin kenarında biriken gerilim belliydi ama hemen altında bir duygu daha vardı, uzun zamandır tatmadığı... Korku.
Kapıda, beyaz önlüğü içinde genç bir doktor onları karşılıyordu. Arkasında hazır bekleyen iki sağlık personeli ve bir sedye vardı. Doktor, Ömer'le göz göze geldi ve sessiz bir anlaşmayla başını hafifçe salladı. Buraya gelmeden önce Aybars Komutanına bir mesaj çekmişti. ''Hızlı ama dikkatli olun,'' diyerek durumu kısaca özetledi, Ömer. ''Kardeşim size emanet.''
Çağlar arka kapıyı açtı, nefesi hızlanmıştı ama elleri Vural'ı desteklemek için hazırdı. İçeride Nare, Vural'ın başını hala dizlerine yaslamış bir şekilde bekliyordu. Ellerini yaradan çekmemiş, baskıyı bir an olsun bırakmamıştı. Yüzü, gözyaşları ve kanla karışmış, ama bakışları tek bir şey söylüyordu: ''Onu kurtarmak için her şeyi yaparım.''
''Lütfen,'' dedi Nare, sesi titrek ama kararlıydı. ''Onu dikkatlice alın. Sarsılmasına izin vermeyin. Lütfen!''
Çağlar, Vural'ı yavaşça koltuktan kaldırmaya çalıştı. ''Hazır mısın?'' diye sordu doktora. Doktor, yanındaki iki sağlık görevlisine işaret etti.
''Tamam, şimdi alıyoruz,'' dedi doktor, sakin ama kesin bir tonla. Sağlık görevlileri, Vural'ı koltuktan çıkarırken titiz bir özen gösterdi. Onu dikkatlice sedyeye yerleştirdiler, her hareket yavaş ve kontrollüydü.
Nare, bir an bile Vural'dan kopmak istemedi. Sedyeye yatırdıkları anda onun yanına eğildi, ellerini yüzüne koydu. ''Sevgilim, buradayım. Seni bırakmayacağım,'' dedi, sesindeki titreme çaresizliğini ele veriyordu. ''Vural, ben buradayım. Aşkım. Lütfen. Bırakma beni.''
Vural, sedyede hareketsiz yatarken yüzü solgun ama huzurlu görünüyordu. Ömer başlarında durup her şeyi boğazında bir yumru ile izliyordu.
''Yaraya baskıyı devam ettirin. Damar yolu açılana kadar kan kaybını en aza indirmeliyiz,'' dedi doktor.
Kapılar otomatik olarak açıldı ve hastanenin steril, parlak ışıkları üzerlerine döküldü. Koridordaki soğuk hava yüzlere çarptı; antiseptik kokusu her yeri dolduruyordu. Sedyenin tekerlekleri zeminde pürüzsüz bir ses çıkararak ilerlerken, Nare sedyenin yanında koşar adım yürüyordu.
''Onun yaşaması lazım,'' dedi Nare, neredeyse yalvarır gibi. Doktor bir an için ona baktı. ''Sakin olun. Müdahalemizi hemen başlatacağız. Elimizden geleni yapıyoruz.''
Ömer, doktorun arkasından ilerlerken bir kez daha çevresine bakındı. Her şey kontrol altında görünüyordu ama yine de gözleri bir tehdit arar gibi tetikteydi. Sedyenin acil müdahale odasına girişini izlerken, gözlerinde sarsılmaz bir kararlılık vardı.
Kapılar ağır bir şekilde kapanırken koridor sessizleşti. Geriye, o anın ağırlığını omuzlarında taşıyan üç kişi kaldı.
Nare, olduğu yerde kalakalmıştı. Elleri hala titriyordu, avuç içleri Vural'ın kanıyla kaplanmıştı. Gözlerini kapıya dikmiş, hiçbir şey söyleyemiyordu. Sanki kapıların arkasında bir dünya yitmiş, onun dışındaki her şey anlamsız hale gelmişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
VURGUN
Teen FictionVURGUN I, Kelebek Çiçekler çok yakında Lapis Yayınları ile raflarda!.. Geçmiş; yazılmayı bekleyen bir romanın ilk cümlelerini kulağıma fısıldadığında kurtarıcım olan adamın rahesinde ağzımdan akan kan vardı. ''Seni bulduğum gün kollarıma almasaydı...
