BÖLÜM 3: Maskelerin Ardında

84 1 0
                                        

Galata'daki konağın büyük salonu, gece ilerledikçe daha da yoğun bir atmosfere bürünmüştü. Kristal avizeler, ışığı tavandan yere damlalar gibi döküyor, altın varaklı duvarlarda titreşiyordu. Udun melankolik tınısı, kalabalığın uğultusuna karışmış, havayı hem ağır hem de gizemli kılıyordu. Masalar, şarap kadehleri, gümüş tabaklarda sunulan pahalı atıştırmalıklarla doluydu—kavrulmuş bademler, zeytinyağında marine edilmiş peynirler, ince dilimlenmiş pastırma. Ama bu gece, lezzetler değil, güç konuşuyordu. Salondaki her yüz, bir maske taşıyordu; kahkahalar, fısıltılar ve bakışlar, altında saklanan niyetleri gizliyordu.

Ela, kalabalığın ortasında duruyordu. Bordo kadife elbisesi, avizenin ışığında parlıyor, her hareketinde bedeninde zarif bir dalga gibi kıvrılıyordu. Saçlarındaki gevşek tutamlar, boynuna dökülüyor, gümüş kolyesi ise ışığı yakalayıp usulca yansıtıyordu. Duruşu, bir kraliçeninkini andırıyordu—başı dik, omuzları geride, gözleri ise zeytin karası bir fırtına gibi. Kaan'ın son fısıltısı hâlâ kulağında çınlıyordu. Ve Ela, bu sahneyi sadece oynamayacak, ona hükmedecekti.

Kalabalık, ilk anda ona dönen gözlerle doluydu. Siyah takım elbiseli adamlar, ipek elbiseli kadınlar—her biri, Ela'yı süzüyordu. Kimisi hayranlıkla, kimisi kıskançlıkla, kimisi ise bir tehdidi tartar gibi. Ama Ela, bu bakışlara alışkındı. Yıllar ona, her gözün ardındaki niyeti okumayı öğretmişti. Bir tüccarın açgözlü parıltısını, bir politikacının sahte gülümsemesini, bir suçlunun soğuk dikkatini—hepsini tanırdı. Ve bu gece, hepsini kullanacaktı.

Salonun bir köşesinde, uzun boylu, gri takım elbiseli bir adam duruyordu. Ellili yaşlarında, saçları tamamen beyazlamış, ama duruşu hâlâ genç bir enerji taşıyordu. Elinde bir kadeh şarap, diğer eli cebinde, bir grup erkekle sohbete dalmıştı. Ela, onu hemen fark etti—Hakan Yılmaz, şehirdeki en büyük ithalatçılardan biri. Resmiyette, tekstil ve gıda ticaretiyle tanınırdı; ama sokaklarda, onun gemilerinin uyuşturucu ve silah taşıdığı fısıldanırdı. Ela, onun gözlerini yakaladı; Hakan, bir an duraksadı, sonra hafifçe başını eğerek selam verdi. Ela, gülümsemedi—sadece gözlerini bir saniye daha üzerinde tuttu, sonra başka bir yöne çevirdi. İlk hamle yapılmıştı.

Kaan, kalabalığın arasında dolaşıyordu. Siyah takım elbisesi, onu gölgeler içinde bir hayalet gibi kılıyor, ama varlığı her yerde hissediliyordu. Ela, onun hareketlerini köşeden izliyordu—her el sıkışında, her fısıldadığında, bir satranç tahtasında piyonlarını yerleştirir gibiydi. Ama Kaan'ın gözleri, sık sık Ela'ya dönüyordu; kısa, keskin bakışlar, bir mesaj gibi. Gözlerini açık tut, demişti. Ve Ela, bunu yapıyordu.

Salonun diğer ucunda, ipek bir elbise içinde, otuzlu yaşlarında bir kadın dikkat çekiyordu. Sarı saçları, omuzlarına dökülüyor, dudaklarında parlak kırmızı bir ruj parlıyordu. Yanında, iki adamla sohbet ediyordu; ama elleri, sürekli kadehinde ya da saçlarında dolaşıyor, bir huzursuzluk taşıyordu. Ela, onu tanımıyordu—ama bir şey, bu kadının burada tesadüfen olmadığını söylüyordu. Adımları, ona doğru yöneldi; topuklarının sesi, udun tınısına karıştı.

Kadın, Ela'yı fark ettiğinde, konuşmasını kesti. Gözleri, Ela'yı baştan aşağı süzdü; dudaklarında bir gülümseme belirdi, ama bu, samimi olmaktan çok uzaktı. "Seni daha önce burada görmedim," dedi, sesi tatlı ama içinde bir iğne saklıydı. "Yeni misin?"

Ela, kadının gözlerindeki o ince kıskançlığı yakaladı. "Yeni değilim," dedi, sesi sakin ama kararlıydı. "Sadece seçiciyim." Sözleri, havada bir an asılı kaldı; kadının gülümsemesi dondu, ama Ela bunu umursamadı. "Adın ne?" diye sordu, kadehini eline alırken.

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Mar 16, 2025 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

Maskenin ArdındaWhere stories live. Discover now