BÖLÜM 1: Gecenin İlk Nefesi

204 1 2
                                        

İstanbul, mart ayının ortasında bile kendini ele vermeyen bir şehir. Gökyüzü griye çalıyordu; ne tam bir bahar ne de tamamen kışın artığı bir hava. Boğaz'dan esen rüzgâr, sokak lambalarının camlarında titreşiyor, martıların keskin çığlıklarını şehrin gürültüsüne katıyordu. Karaköy'ün dar sokakları, eski binaların gölgeleriyle doluydu. Taş döşemeler, zamanın aşındırdığı izlerle kaplıydı; her bir çatlak, bu şehrin anlatılmamış hikâyelerini fısıldar gibiydi. Binaların cephelerindeki sıvalar dökülmüş, bazılarının pencerelerinde kırık camlar rüzgârla usulca sallanıyordu. Ama bu sokaklar, tüm yıpranmışlığına rağmen canlıydı. Gecenin kokusu-denizin tuzu, balıkçı tezgâhlarından yayılan keskin koku, bir köşede pişen kestanenin tatlı dumanı-her şeyi sarıyordu.

Ela, bu sokaklarda yürüyordu. Adımları, taşlarda ritmik bir tıkırtı bırakıyordu; topuklarının sesi, geceye bir meydan okuma gibi yayılıyordu. Üzerinde siyah ipekten bir elbise vardı; kumaş, bedenini zarifçe sarmış, her hareketinde ışığı yakalayıp usulca yansıtıyordu. Omuzlarından dökülen ince bir şal, rüzgârla dalgalanıyor, sanki ona eşlik eden bir gölge gibi hareket ediyordu. Saçları koyu kestane, omuzlarına kadar uzanıyordu; her bir tel, rüzgârın oyununa katılsa bile kusursuz bir düzen içindeydi. Yüzü, keskin hatlara sahipti: elmacık kemikleri yüksek, dudakları dolgun ama sert bir çizgiyle kapanmış, gözleri ise zeytin karası-içinde bir fırtına gizli gibi. Ama Ela'yı asıl çarpıcı kılan, duruşuydu. Başı dik, omuzları geride, adımları kararlı. Bu şehirde, bu sokaklarda, o bir gölge değildi; bir kraliçeydi.

Adı Ela'ydı. Şehirde onun adını duymayan yoktu, ama kimse gerçekten kim olduğunu bilmiyordu. Bazıları, onun zengin bir ailenin düşüşe geçmiş kızı olduğunu söylerdi; eski bir konakta doğmuş, sonra servetini yitirip sokaklara düşmüş. Diğerleri, tırnaklarıyla kazıyarak bu noktaya geldiğini iddia ederdi; bir sokak kedisi gibi, hayatta kalmak için her şeyi yapmış. Gerçek her neyse, Ela bunu kimseye anlatmıyordu. Anlatmasına gerek de yoktu. Onunla bir gece geçirmek için servet döken adamlar, hikâyesini değil, varlığını satın alıyordu. Zarafeti, kibri ve keskin zekâsıyla, Istanbul'un en seçkin hayat kadınlarından biriydi. Müşterilerini titizlikle seçerdi; sıradan bir tüccar, kendini beğenmiş bir iş adamı ya da parasıyla hava atmaya çalışan bir mirasyedi, onun kapısından içeri adım bile atamazdı. Ela'nın dünyasında sadece güçlüler ve zenginler yer bulurdu. Ve o, bu oyunun kurallarını yazan kişiydi.

O gece, sokak lambalarının ışığı yüzüne vururken, Ela'nın zihninde bir huzursuzluk vardı. Belki de hava, belki de içindeki bir his. Çantası omzunda hafifçe sallanıyordu; içinde sadece bir ruj, bir ayna ve birkaç banknot vardı-onun gibi bir kadının ihtiyaç duyacağı kadar az şey. Ama bu sadelik, bir aldatmacaydı. Ela, her zaman fazlasını taşıyordu: gözlerinde bir sır, dudaklarında söylenmemiş sözler, adımlarında ise kimsenin çözemediği bir kararlılık.

Karaköy'ün ara sokaklarından birinde, loş bir barın önüne geldi. Kapının üzerindeki tabela eskimiş, harfler zamanla silikleşmişti: "Kıyı". Boyası dökülmüş, ahşabı çürümeye yüz tutmuş bir tabelaydı, ama bu bar, şehirdeki pek çok gizli hikâyenin merkeziydi. Ela, kapıyı itip içeri adım attığında, hava birden değişti. Sigara dumanı, genzi yakan bir bulut gibi havada asılı duruyordu. Ucuz parfüm kokusu, fondaki ud melodisine karışmış, ortamı ağır bir sis gibi kaplamıştı. Masalarda oturan birkaç adam, ellerinde kadehlerle sohbete dalmıştı; bazıları kahkahalarla gülüyor, bazıları ise fısıldaşarak sırlarını paylaşıyordu. Barın köşesinde, eski bir radyo cızırdayarak udun tınılarını yayıyor, tellerin titreşimi sanki geceye bir ruh katıyordu.

Ela, içeri girer girmez bakışlarını kalabalığın üzerinde gezdirdi. Bir avcı gibi, ortamı tartıyordu. Yüzünde ne bir gülümseme ne de bir endişe vardı; sadece soğuk bir dikkat. Sonra gözleri, barın en ucunda oturan iki adama takıldı. Siyah takım elbiseli, iri yapılı, suratlarında sert bir ifade. Biri kadehini masaya koymuş, diğeri ise sigarasını dudaklarının arasında tutuyordu. Ela'nın dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. Bunlar sıradan tipler değil, diye geçirdi içinden. Bu adamlar, bu şehirde gölgelerin arasında dolaşan türdendi-tehlikeli, hesaplı ve emirler doğrultusunda hareket eden.

Maskenin ArdındaWhere stories live. Discover now