9.Bölüm

8.2K 442 9
                                                  

 Bölüm Şarkısı=Göksel-Denize Bıraksam

Media=Defne Yılmaz

İçimde huzursuzlukla bekledim akrep ve yelkovanın yer değişimini. Geçen 24 saatin ardından yeni bir haber yoktu daha . En son doktorun verdiği haberlerden sonra hiç bu konu üzerine tekrar konuşulmamıştı Kimse bir şey demediğine göre sonuç negatif olmalıydı. Yapılan testlere o kadarda kendimi mutlu hazırlamıştım ki! Tüm mutluluğum bir anda buhar olup uçup gitmişti. Hiç bir şeyi değiştiremiyordum hayatımda ama yaşamak istiyordum. Sağlıklı bir insan nasıl yaşıyorsa, nefes alıyorsa, kalbi nasıl çarpıyorsa bende bu duyguları tatmak istiyordum. Aşık olmak ve hayallerimi gerçekleştirmek istemem çok mu zordu?. Bende içimde minicikte olsa yer verdiğim umut kırıntısını yok ettim. Ne zaman şanslıydım ki şimdi olacaktım.

Annemin odaya girmesiyle gözlerimdeki yaşları sildim. Ağladığımı fark etsin istemiyordum. Ben ağlayınca oda üzülüyordu. Annemi üzmek bu hayatta en son istediğim şey, ama ya içimdeki mutsuzluğumu nasıl dizginleyecektim. En son kendi kendime söz vermiştim. Son günlerimi mutlu geçireceğim diye. Ve her zamanki gibi yine elime yüzüme bulaştırmıştım. Şu an benden mutsuzu var mıydı Dünya'da...

''Defne Sen ağlıyor musun? ''dedi annem yatağımın kenarına otururken.

''Hayır anne gözlerim nemlendi biraz''dedim iyice kısılmaya başlayan sesim ile. Sesim bile beni terk etmeye başlamıştı. Bu demek oluyordu ki çok fazla zamanım kalmamıştı. Belki de yarın güneş benim için doğmayacaktı.

''Ağlama benim çirkin ördeğim''dedi annem saçlarımı okşamaya başlarken.Bu şefkati ile kendimi tutamayarak, ''Anne gökyüzünü görmek istiyorum, rüzgarı tenimde hissetmek istiyorum....'' diyerek cümlemi tamamlayamadan tekrar göz pınarlarımdan yaşlar akmaya başladı.

Gözlerimden bir anda dökülen boncuklar konuşmamı engellemişti. Benim için gözyaşlarım boncuk taneleriydi. Annem, küçükken ne zaman ağlasam gözlerimden dökülen yaşların boncuğa dönüştüğünü söylerdi. Boncuk tanelerim yuvalarından ayrıldığı zaman bütün büyülerini yitirip su taneciklerine dönüşürmüş. Sonrada bütün değerlerini kaybedip,kuruyup yok olurlarmış. Bu masal küçük çocuklar ağlamasın diye kandırmak amaçlı olsa da ben hep inanmıştım. Şimdide boncuklarım yine değerlerini yitiriyorlardı.

Annem gözyaşlarımı pamuk elleriyle silerken ben tekrar ağlamamak için kendimle iç savaşa girdim. Annemin karşısında ağlamamalıyım diye beynimi ikna etmeye çalışıyor olsam da benliğim beni dinlemiyordu. Kalbim yerine beynimi ikna ediyordum her şeyden önce. Çünkü benim kalbim yoktu! Yapay bir cihaza neyi inandıracaktım ki?

''Ağlama artık Defne''dedi annem hıçkırıkların arasından.Annemde benimle aynı uyumu yakalamıştı sonunda. Koca kadını ağlatmıştım. Yakışır mıydı bu bana? Annemin ağlamasına sebep olamazdım. En azından şimdilik diye düşündüm içimden. Benim karşımda ağlamamalıydı. Nasıl olsa ben bu hayattan gittikten sonra o beni dinleyemeyecek ve kendini tüketecekti...

''Anne-kız ilişkinizi bozmak istemezdim bayanlar ama haberlerim var''diyen Fatih bey'in sesi ile annemden güçsüz kollarımı küçük bir tebessüm ile ayırdım. Doktorun geldiğini bile fark etmeyip kendimizi nasıl kaptırdıysak ayrılmak zorunda kalmıştık.Sadece ellerimiz temas ediyordu birbirimize.Birbirine kenetlenen parmaklar ayrılmak istemeyişin bir görsel kanıtıydı aslında.Annem arada odama gizlice kaçarak gelirdi.Kaç kere uyarılmıştık, sağlığım için odaya tedbirsiz girmek yasak diye. Ama annemi özlüyordum.Doktorlara kalsa yalnızlıktan ölecektim bu odada. Yine şimdi kesin laf işitecektik.

''Anneme kızmayın ben istedim yanıma gelmesini''dedim kendimi parmak göstererek. Küçükken sınıfta yaramazlık yapanların isimlerini tahtaya yazarlardı suçluları bulmak için. O küçücük yaşımızda,küçük bedenlerimiz içinde bile suçlanırdık her zaman. Şartlar ne olursa olsun,haklı veya haksız, öğretmen tarafından tek ayak üstünde tüm ders boyunca beklerdik. Bazen şansımız yaver gider ufak bir azarla durumu kurtarırdık.Ama şimdi suçumu itiraf edip annemin laf işitmesine engel olmuştum.Benim nasıl olsa duygularım ölmüştü ama annem utanmamalı,utandırılmamalıydı.

Çatallaşmış ses ile konuşmaya çabalamıştım.Boğazıma sanki kezzap dökmüşler gibi yanıyordu. Sahi bu acı nasıl tarif edilirdi? Benim sözlerime gülüp geçen Fatih bey yanıma gelip değerlerimi kontrol etti önce. Sonrada tepemde dikilip kollarını birbirine bağladı. Anlamsız bakışlarla bir anneme bir doktoruma baktım. Durumda bir terslik vardı bize kızmamıştı ama öğrenecektim. Ben tekrar sormaya fırsat kalmadan doktorum tekrar konuştu.

''Duymadınız herhalde beni, size güzel haberlerim var demiştim''

Anlamsızca ve biraz gaf yaparak ''Nedir? Yoksa ömrümü bir kaç ay daha uzatabilecek bir deney mi geliştirdiniz?'' dedim. Fatih beyde gözlerini bana devirerek yanımdan yatağımın ucuna doğru yürüdü. Yürürken mırıldanıp gülmesini duyabiliyordum.

''Hayır Defne, hayatının tadını çıkar diye şansı geliştirdik''derken kahkahasını bu sefer daha bir sesli duymuştum.Doktorun kahkahası tüm odayı doldurmuş benim yapay kalbin sesini bile bastırmıştı. Sonunda doktorları delirtmiştim anlaşılan. Bu odaya sağlam giren normal çıkamıyordu.Söylediklerine göre hastalar bazen doktorları sinir hastası edebiliyormuş.Ve benimde burada üç yıl geçirdiğim düşünülürse,çoğu doktoru sinir hastası yapma olasılığım yüksekti. Benimle bir tek böyle dalga geçen Fatih beydi.Benimle ilgilenen diğer doktorlar pek konuşmaz,gülmezlerdi.Bir insan hiç mi gülmezdi hayatında.İyi yada kötü,sahte de olsa bir tebessüme ihtiyaç duyuyordum bazen. Ama Fatih doktorum öyle mi? Adam yaşına başına bakmadan her daim şebeklik ve esprilerle güldürüyordu beni.

Boğazımı temizleyerek doktoruma müdahale ettim, eğer etmezsem adam gülmekten çatlayabilirdi.''Gülmenizi bölüyorum ama iyi misiniz? ''dedim şaşkın bir ifade ile.

''Ahh çok iyiyim teşekkür ederim.Yakında sende iyi olursan ben çok daha iyi olurum''dedi Fatih bey aynı eğlenceli ifadesi ile.

''Anlamadım?''

'' Defne Yılmaz hazırlanın! Yeni bir yaşama tutunmanız için gücünüzü toplayın. Büyük bir savaş vereceksiniz''

''A...Anlamadım? N...Ne savaşı?''dedim geçen konuşmadan hiçbir şey anlamadığımı belirterek. Savaş mı çıktıda benim haberim yoktu?

Annem ve ben hiç bir şey anlamadan, doktorun ne demek istediğini bilmeden birbirimizi süzdük. Ne konuşuyordu ki bu adam? Anlamsızca ve muhtemelen yüzümden aptallık akan bir duruşla bakakaldım. Bunu Fatih bey anlamış olacak ki tekrar gözlerini devirip ofladı.

''Ameliyata hazırla kendini! Yeni bir kalbin olacak ama öncesinde güçlü olman gerek.Yaşam savaşına hazırlan Defne diyorum''dedi Fatih bey kollarını karşımda bağlayıp ciddi duruşuyla. Şaka yapıyor gibi görünmüyordu ve hatta yüzünde hiç görmediğim bir kararlılık ifadesi akıyordu.

Gözlerimi doktorumdan çekip anneme odaklandım. Annem ve ben hayretler içerisinde birbirimize öylece bakakaldık bir süre. Sonra gözlerimden dökülen yaşlarla yataktan güç bela doğrulmaya çalışıp anneme sarıldım. Güçsüzdü kollarım. İstediğim gibi sarılamıyordum ama bundan sonra,yani ameliyattan sonra sarılabilecektim sevdiklerime. Şimdi biraz olsun mutluluktan ağlıyordum. Korkuyordum yeniden içimde umut yeşertmekten. Korkuyordum tekrar kaybolup gider diye. Yeniden kırılmak istemiyordum. Sessizce en kuytu köşelerimdeki sevinçlerimle sevindim. Annemin kollarından biraz geriye çekilip gözlerine bakarak, bu savaşa meydan okurcasına konuştum. ''İyi olacağım ve hayata yeniden doğmuş olacağım!'

Oylamayı unutmayınız :)


SEN ONA AŞIKSIN- Tamamlandı (Düzenlenecek)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin