Açelya hemşire abisi ile konuşuyorken ben üzerimi değiştirdiğim odaya girdim. Telefonumu çıkartarak babamı aradım, ondan başka akıl alacağım biri yoktu ve Emre beni korkutuyordu.
"Efendim" diye açışından yanında birinin olduğunu anlamama sebep oldu. "Baba, Emre" diye mırıldandım sadece. "Melis, benim çıkmam lazım kızım. Esin, Ahu ablanızı yalnız bırakmayın." Melis iyi miydi? Uzun zamandır yanına kimseyi yaklaştırmıyordu ve bu beni korkutuyordu. İçime düşen ateşle ne olduğunu merak etmiştim. Arkadan duyduğum sesle o ateş harlanmıştı. "Kimseyi istemiyorum, gidin." Sesi öfkeliydi ama bunu yansıtamıyordu bile öyle bitkin gelmişti ki. "Abla, ne olur yapma..." Ahu'm onun da sesi çatallaşmıştı. "Ya burada onlarla kalırsın ya da seni evime götürüm Melis."
Bunu söyler söylemez çıkmıştı sanırım adım sesleri duyuyordum ama benimle konuşmuyordu. "Seni tanımadığını söyle bana İzem." Yutkundum, ona lens takmam gerektiğini söylemiştim ama o buna karşı çıkmıştı. "Beni tanıdı, reviri ayağa kaldırdı ama inkâr ettim. Baba, delirmiş gibiydi." Aklımda tuttuğum Melisi de soracaktım ona ama hala ondan bir ses gelmemişti. "İstediğim gibi." Mırıltısı öyle kinliydi ki o herkese karşı kinini sürdürüyordu. Benim aksime. Kendi öz yeğenine dahi büyük bir kin besliyordu benim yüzümden.
"Baba, yapmayalım. Ne olursun al beni buradan o da hayatına devam etsin bu onun hakkı." Hakkıydı, onun bana zararı dokunmamıştı beni kurtarmak için evlenmiş 1 senedir bunun vicdan azabını çekiyordu. "Sana o günü unutma dedim. Yaşadığın hiçbir şeyi unutmayacaksın, seni intihara sürükleyen kim varsa cezasını çekecek. Anlıyor musun beni? Ben kızımın gözlerimin önünde erimesini izlediysem bunu bana, bize yaşatan herkes delirmeye mahkum. Bunu aklından asla çıkartma!"
Sesinde öfke hala diriydi, beni korkutan öfkesi değildi ama korkuyordum. Benim yüzümden insanlara zarar gelmesinden deli gibi korkuyordum. "Melisin, neyi var?" Yutkunma sesini telefondan dahi duyabiliyordum. "Bir sorun yok, üşütmüş." Hayır başka birşey vardı. Daha önce intihar girişiminde bulunmuş olması beni daha çok korkutuyordu. O gün onu Agah abi kurtarmıştı şimdi gene aynı mıydı?
"Bana yalan söylemeyi ne zaman bırakacaksın? Dünya toz pembe değil ve ben bunu çok iyi biliyorum Boran Akar." Bir hışırtıdan sonra tekrardan benimle konuşmaya başladı. "İntihar girişiminde bulundu tekrardan ama Ahu ve Esin onunlaydı. Abimler Rizeden döndü." Açelya hemşirenin sesini duymam ile ona son birşey söyledim. "Ablamı yalnız bırakma, gitmem lazım." Benim ardımdan o da son kez konuştu. "Kendine iyi bak çiçeğim ve Emre'ye hiçbir şey belli etme." Telefonu kapattığımda derin bir nefes aldım. Umarım iyisindir Melis.
Gün bitimine doğru gelen o kişilerden birinin Açelya ablanın abisi ve çocukluk arkadaşları olduğunu öğrenmiştim. O kadını tanıyordum. İsminin Alçin olduğunu öğrendiğim askeri Demirin kalbinden vurulduğu gün görmüştüm. O da bana beni tanıdığını söylemişti ama hatırlamadığını beni hatırlamamasına binlerce kez şükrettim çünkü Demirin timinin aksine o Demire her şeyi anlatabilirdi.
Benim çıkmama yakın tekrardan Emre gelmiş benimle konuşmak istemisşti ama Alçin komutan buna izin vermemişti. Babamın beni almasını rica ettiği arkadaşı buraya geldiğinde şükrettim. "Hoşgeldin baba," en içimden gelmeyerek kullandığım kelime olsa dahi bunu yapmak zorundaydım. "Hoşbuldum kızım işin bittiyse gidelim."
Açelya hemşireye döndüğümde gözlerini açıp kapattı çıkabilirdim. "Eşyalarımı alıp geliyorum."
Günün bittiğine şükrederken hiç tanımadığım bu adamla ilerliyorum sırtımdaki çantaya uzandığında ona baktım. "Emre Akar, saat dokuz yönünde." çantamı onun eline bırakırken normal birşeyler konuşuyormuşuz gibi konuşmaya başladı. "Günün nasıl geçti Hasret? Çok yoruldun mu kızım?" O bir polisti ve hiç beklemediğim bir oyunculuk sergilemesi bile beni şaşırtıyordu. "Aslında biraz yorucu. Bir asker beni ölen karısına benzetti bu beni ürküttü."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
AHSEN İZEM KARASOY (gerçek ailem)
Teen FictionStaj yaptığım hastanede karışan o kız çocuğu bensem?
