54. bölüm

4.4K 336 98
                                        

Gözlerim hiç onun gözleri ile buluşmazken o konuştu. "Ahsen İzem? Gerçek misin sen? Zihnimin yeni oyunu musun yoksa?"Olduğum yerde kaldım, o beni gördüğü ilk saniye tanımıştı...

Göz bebeklerime kadar titrediğimi hissettim. Tam şu an ağlamak istiyordum, o beni tanıyordu. O beni gerçekten tanıyordu. "Bahsettiğiniz kişi değilim," mırıltıdan farksız sesim titriyordu. "Yaranıza bakmalıyım, ben sadece bir hemşireyim." Hayır bir hemşire bile değildim ama zihnini dağıtmam lazımdı.

"O'sun, Ahsen İzemsin! İnsan karısını tanımaz mı?" O karısını tanıyordu... "Hayır, Hasret benim ismim. Hasret hemşireyim ben." Babam bu ismi istemişti. Hasret olacak demişti. "Hasret değilsin, Hasret değilsin ve kızım. Hasretinden geberdiğimsin sen İzem..." Son söylediği ile yutkunamadım dahi, bu kelimeler Emre'nin ağzından çıkacak kelimeler değildi... Emre beni hep incitmek için konuşmamış mıydı? Şimdi neydi, şimdi karşımdaki bu adam kimdi?

Madem böyleydi, beni neden incitti ki? Varlığım mıydı ona beni kırma cesaretini veren? Yokluğumdan neden bir sınav gibi bahsediyordu? "Hasret, ne oluyor orada?" Kolumdan tutan kara gözler mavi gözlerimin en derinlerindeydi. Açelya hemşirenin bize seslenişine rağmen ben ağzımı açamadım, oysa gözlerime öyle bakıyordu ki bu soruyu duymamış gibiydi.

"Hasret, Emre?" Muhtemelen önündeki kişiyi bırakıp bize bakamıyordu ama sesinde bariz bir endişe vardı. "Açelya abla, bir sorun yok." Ona abla demem doğru muydu bilmiyorum ama anlamsızca kendimi ona yakın hissetmiştim. Cana yakın bir insandı.

"Çok büyük bir sorun var Açelya hemşire!" Kolumdan tuttuğu gibi az önce perdesi çekili olan taraftan beni ve kendisini çıkarttı. "Bana hemen kimliğini getireceksin!" Kolumu çok nazik olmasa da bırakırken düşmememe dikkat etmişti. Ben birkaç adım uzaklaşırken odadaki herkes bize bakıyordu. "O orospu çocuklarını geberticem! Buna cesaret ettikleri, karımla beni sınadıkları için damarlarından akacak tek bir kan damlası bile kalmayacak!"

Ben korkudan titriyordum, evet istesede bunun sahte bir kimlik olduğunu anlayamazdı ama keşke babamı dinlemeseydim ve söylediğim gibi kahverengi lensleri taksaydım. O babam bunu biliyordu! Onun beni gözlerimden tanıyacağına emindi! Onu da bununla sınıyordu, şimdi Ahsen İzem olmadığımı düşünecek ve bir başkasını karısına benzettiği için üzülecekti. Babam böyle söylemişti, o kendi kanından olan yeğenine bile acımıyordu. Sanki Ahsen İzemi gömerken bütün duygularını, en derinlere vicdanını gömmüştü.

"Hiçbir yere gitmiyorsun Hasret. Kimse sana birşey kanıtlamak zorunda değil Emre. Akli dengeni mi kaybettin? Bu konu hakkında en kısa zamanda Aras abi ile görüşeceğim!" Hayır akli dengesi bozuk olan o değildi, ona bu işkenceyi yapan bizdik. Kim ne yaparsa yapsın hiç kimse bunu haketmiyordu. Beni yaşarken toprağa koysalar bile bu yaptığım haksızlıktı, ona, ailesine, aileme...

Bencil bir insan olmuştum. Ya da babam beni buna intikamı için zorlamıştı. Acıdan uyuyamadığım her gece bana yalnızca bu masalı okumuştu. O gözümden düşen her damla için bu antı içmişti...

"Kime ne söylüyorsan söyle. Sen hemen kimliğini getir! Her ne olursa olsun, kiminle bu oyunu oynuyorsan oyna ama ben senin kim olduğunu biliyorum. Sen benim karımsın." Evet, ben senin karınım ama sen bunu hiç bilemeyeceksin, en azından Boran Akar bilmeni isteyene kadar.

Kimliğimi buraya gelirken getirdiğim çantadan alıp döndüm. Ellerim titriyordu bunu hiç istemesem de oluyordu. Kimliğimle içeri geri döndüğümde içeride yalnızca askerler ve Açelya hemşire yoktu. Doktor Gülhanımda buradaydı. "Ne bu gürültü? Burası revir, eğlenmek istiyorsanız bahçeye çıkın. Kimseyi rahatsız etmeye hakkınız yok." Bunları söyledikten sonra bana döndü.

AHSEN İZEM KARASOY (gerçek ailem)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin