2.Bölüm :Yeni Bir Hayat (korkuyorum)

En başından başla

Martha'nın az önceki duygusal halinden eser kalmadı ve yine her zaman ki çok bilmiş edasıyla bana şöyle bir baktıktan sonra;

-"İlaçlarını aldın değil mi Sera? Kalın kıyafetlerini de unutma lütfen. Ne olur ne olmaz belki Helezona soğuk olabilir." Diye saymaya başladı.

İlaçlar için diyecek lafım yoktu büyüme sürecinde sürekli kullandığım bu ilaçları elbette unutmamıştım ama sağlığım konusunda ultra hassaslığını bildiğim için bu uyarısını anlayışla karşılamaya karar verdim ama gerisi beni çıldırtmaya yetecek türden olacak bundan hiç şüphem yok. Zira Ne kadar büyüsem de Martha bunu ya görmüyor ya da görmek istemiyor. Bir yandan zihnimde kendimle konuşurken bir yandan da Martha'ya sitemkâr bir şekilde cevap vermeye çalışıyordum. Bu veda faslı daha ne kadar dramatik hale gelebilirdi ki!

-"Yapma Martha orası neredeyse yılın on ayı güneşli ve sıcak, hem zaten benim hiç üşümediğimi iyi biliyorsun. Sil artık şu gözyaşlarını ve yardım et de aşağı inelim. Yoksa uçağı kaçıracağız." Diyerek artık gerçekten sıkılmış ve gerilmiş bir ifadeyle hem ardı kesilmeyecek nasihatlere hem de bu bıkkınlık veren veda faslına son noktayı koyma konusunda ciddiydim ve başarmıştım. Nihayet Martha yenilgiyi kabul eden bir ifade takınarak hüzünle karışın sitemkâr bir şekilde bana bakıyordu. Belki niyetimi anlamıştı ve uzatmadan;

-"Peki tatlım." Diyerek arkasına döndü, beyaz bavulumu aşağı doğru sürüyerek, merdiven kenarında bizi bekleyen George' ye verdi. Onlar yolculuk konusunda her şeyin eksiksiz ve yolunda olmasıyla ilgili planlarını gözden geçirirken ben son defa odama doğru yürüdüm. Beyaz ve şık kapının arkasında kalan sessiz sığınağıma işte  son defa bakıyordum. Bu küçük ama tamamen bana ait odanın görüntüsünü de aklımın bir köşesinde tuttuğum "özleyeceğim sayılı şeyler" listesine kaydediyordum.

Kısım kısım gece mavisi kısım kısım beyaza boyanmış olan duvarları ( Martha tarafından asılmış küçüklük resimlerim hariç tabi! Onları özlemeyeceğime eminim. ), pencereye paralel, yattığımda camdan dışarı bakıp yıldızların, özellikle bana gülümseyen o küçük yıldızımın içime işleyen parıltısını doyasıya izlediğim siyah örtülü yatağımı ve küçükte olsa bana yeten beyaz dolabımı gerçekten de çok özleyecektim. Ağlamaktan korktuğum için daha fazla oyalanmayı bırakıp aşağı indim.

Genel nüfusun maddi durumunun hiçte fena olmadığı bu kasabada ben de oldukça pahalı sayılabilecek büyük bir eve sahiptim, sahiptim çünkü bu ev bana diğer birçok mülk gibi anne ve babamdan miras olarak kalmıştı. Ailem hakkında birçok şeyi bilmesem de babamın ve atalarının oldukça zengin olduğuna emindim. Merdivenlerden yavaş yavaş inerken Martha'nın beni çağıran sesini duydum.

Nihayet gitme zamanı gelmişti. Kapıdan dışarı son adımı attığımı fark ettiğimde boğazımda bir şeylerin düğümlendiğini hissettim. Arkama bakmamaya gayret ederek arabaya doğru yürüdüm. Dışarıdan bakıldığında üç katlı beyaz bir şatoyu andıran sevimli, bahçesi bin bir çiçekle bezenmiş olan bu tarihi eseri özlemem gerektiğini de listeme yazarak kendi ellerimle büyüttüğüm güllerimin kokusunu son kez içime çektikten sonra George'nin nazikçe kapısını açtığı arabaya hızlıca bindim. Arabanın fazla gösterişli olması beni her zaman rahatsız etmiştir ve şimdide oldukça büyük ve göze batan beyaz bir jeepe binmiştim. Ne olduğunu anlamadan dudaklarımdan

-"Iyy bu çok klasik" lafları dökülürken refkles olarak ellerimi ağzıma kapadım. Oysa Martha arabaya benden önce binmişti ve tanrım tabi ki duymuştu beni. Martha'nın kendini tuttuğunun farkındaydım ve bu onun damarına basan son şey olmuştu. Şimdi fırçayı hak ettim diye düşündüm zira biraz çenemi tutmayı öğrenmeliydim. Evet, Martha'da benim gibi düşünmüş olmalı ki istifini bozmayarak hafifçe bana döndü, yüzünün şeklinden tam olarak ne kadar kızdığını kestiremiyordum. Oldukça sitemkâr bir sesle;

Kayıp Yıldız - Sır DüğümüBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!