Keyifli okumalar 🦋
Halıyı yıkamayı bitirip içeri girmiştik. Sezen’le birlikte odasına çıktığımızda, o çoktan üzerini değiştirmişti. Bana da siyah bir etek ve bluz vermiş üzerimi değiştirmek için odadan çıkarken, "Hızlı ol, ben kahve yapıyorum." demiş, sonra hızla gitmişti.
Kıyafetlerimi katlayıp bir kenara bırakırken, ıslak olan elbiselerimden bir an önce kurtulmuş, Sezen’in verdiklerini giymiştim. Saçımı toplamaya başlamıştım. Dağılmış saçlarımı ellerimle toparlarken, bir yandan da düşüncelerim yerinde durmuyor, aklımda bir sürü soru dolanıyordu. Aynada son kez kendime bakıp odadan çıktığımda, o anda karşı odanın kapısı da açıldı. Adımlarım, bir anda bedenimin izniyle durdu.
Sungur odasının kapısını kapatırken, çok kısa bir an gözleri üzerime kaydı. Ama dediğim gibi, bu bakışlar sadece bir saniye kadar sürdü. O saniyenin içinde bir şeyler vardı ama ne olduğunu anlayacak zamanım olmadı.
Bakışlarımı ondan çekerken, merdivenlere yöneldim. İçimde, giderek büyüyen bir stres vardı. Merdivenin başına doğru adım atarken, saniyelerin bir an da nasıl saate dönüştüğünü anlamaya çalışıyordum. Hızla ilerlerken, trabzanları sıkıca tutarak aşağıya indim.
Adam yanımda öylece dururken bile dengemi bozuyordu.
İçeri geçtiğimde, Sezen’in kahveleri getirdiğini, hatta kendi kahvesini keyifle yudumladığını gördüm. Birkaç adım atarak ona doğru yaklaştım ve gülümseyerek hemen yanındaki tekli koltuğa yerleştim. "Afiyet olsun," dedim, fincanıma uzanırken. Sezen, telefonunun ekranından kafasını kaldırıp bana gülümseyerek, "Teşekkürler, sana da. " dedi daha sonra tekrar telefonuna döndü.
Birkaç saniye boyunca bir şeyler yaptı, parmakları ekranın üzerinde hızla kayarken, ben de kahvemden bir yudum aldım. Sonra telefonu kapattı ve bana döndü.
Gözleri bir anlığına benden kayıp, televizyon izleyen abisine saplandı. "Abi, sen sevmiyorsun diye sana yapmadım, çay koyayım mı?" diye sordu. Sesindeki naif ton inceliğini bir kez daha hatırlattı bana.
Sinirlenmediği sürece çok tatlı ve güler yüzlü biriydi. Ama damarına basıldığında ne kadar kötü olabileceğini kendi gözlerimle görmüştüm. O yüzden bazen bu kadar naif olması bana diğer tarafını ne kadar iyi gizlediğini düşündürüyordu.
Sungur, gözlerini ekrandan ayırmadan, yalnızca "İstemiyorum," diye cevap verdi.
Sezen, abisinin cevabının ardından başını sallayarak başka bir şey söylemeden arkasına yaslandı.
Dakikalar geçerken bir yandan sohbet ediyor, bir yandan da kahvelerimizi içiyorduk. Kahvem bitince, Sezen’in zoruyla fincanı kapatıp soğumaya bıraktım. O esnada Sungur’un ayaklanıp şarjda olan telefonuna ilerlediğini gördüm. O önüne dönmeden ben bakışlarımı çekmek istediğimde kapatığım fincana bakışları takılı kaldı.
Dudağının kenarının kıvrıldığını gördüm. Sırıtışı büyürken "Tövbe estağfurullah." dedi kendi kendine.
Gülümsememek için kendimi zor tuttum. Sezen fincanı kontrol ederken soğumuş olduğunu görüp yerinde dikleşti, hemen ardından falıma bakmaya başladı.
Bir iki dakikanın sonunda "Hayatında biri var mı?" dediğinde anlamayarak yüzüne baktım. Omuzlarını silkti. "Ne? Saklı kutu gibisin."
Bakışlarımı ondan kaçırıp, yanlışlıkla Sungur’la göz göze geldim. O zaten bana bakıyordu, biraz daha rahat bir şekilde. Bakışlarını çekeceğini düşünsem de, gözlerini benden ayırmadı. Sanki ne diyeceğimi bekliyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SAUDADE
RomanceKarakaya ailesi, sabaha karşı çalan telefonla oğullarının görevde yaralandığını öğrenir ve apar topar hastaneye koşar. Ancak bilmedikleri bir gerçek vardır ki, o da oğullarını hayatta tutan kişinin görev sırasında ona siper olan en yakın arkadaşı Su...
