12. Bölüm

37.4K 1.6K 376
                                        


Keyifli okumalar 💖

Bazen insan diğerlerinin dertlerini dinlerken, kendi sorunlarından kaçmak ister. Her gün her saat başka bir ruh haliyle başkalarının dünyasına dalıyor, onları anlıyor aynı zamanda iyi hissettirmeye çalışıyordum. Bu söylediklerim her terapistin işi gereği yapması gerekenlerdi. Olması gerekendi. Ama bazen bu dalma işine kendimi o kadar çok kaptırıyordum ki elimde olmadan yalnız hissetmeye başlıyordum.

Yine yalnız hissettiğim bir günün sabahına uyanmıştım. Bunun en büyük nedeni ise Şeyda’nın ve Sungur’un gitmesiydi.

Sungur’un gidişinin üzerinden neredeyse üç hafta geçmişti. Şeyda’nın gitmesinden de hemen hemen öyle. Şeyda ile neredeyse her gün konuşurken, Sungur’la olan konuşmalarımız üç veya dört günde bir oluyordu. Ki aslında buna konuşma demek de zordu. Çünkü sohbetten ziyade genellikle birkaç dakika süren ve içeriği tamamen Zeynep'e ait olan aramalardı. O aramalarda onunla ve benimle ilgili olan tek şey nasılsın sorularıydı. Bu bile yeter miydi bir insana? Yeterdi. Yetiyormuş.

Düşüncelerimin dikkatimi dağıttığını fark edince silkelenip toparlanırken saatimden gelen tik taklar arasında gözlerimi kapadım. Ardından kısa bir nefeslenip yerime geçtim. Tam o esnada kapı tıklandı ardından ağır ağır açıldı. Özlem görüş alanıma girerken tekrardan ayaklanıp yüzüme küçük bir tebessüm kondurdum. Kapıyı ardından kapatıp bana doğru yürümeye başladı. 

Gözleri, her zamanki gibi yorgun bakıyordu.

Hiçbir şey söylemeden koltuğa geçip oturdu. gözlerini yere sabitledi. Ben de toparlanıp tekrardan yerime geçtim. "Hoş geldin, Özlemcim."

Karşılık vermedi. Alıştığım bir durum olduğundan yalnızca biraz daha gülümsememi büyüttüm. "Peki... " dedim yavaşça. Bir müddet hazır hissetmesi için bekledikten sonra "Nasıl hissediyorsun?" diye sordum.

Gözlerini bana kaldırmadan önce bir süre parmaklarını birbirine sürtüp nefeslenip. Daha sonra her zamanki kısık sesiyle söze girdi. "İyi değilim. Olduğum yerde sayıyorum sanki. Hiçbir şey değişmiyor."

Sesindeki yorgunluk hayal kırıklığıyla doluydu. Özlem, bir süredir bu duyguyla savaşıyordu. Hayal kırıklığı.

Aldatılma, yalnızlık, intihar düşünceleriyle boğuştuğu o dönem ona sadece psikolojik izler bırakmamıştı. Aynı zamanda bedeninde de o dönemden kalan fazlaca izler taşıyordu.

"Sana değişmediğini düşündüren şey ne?" diye sordum sitem dolu sesinin aksine sakin bir tonla.

Derin bir nefes aldı, sonra titreyen dudaklarıyla "Yetersizlik." dedi. "Öyle bir yapıştı ki üstüme ne üzerimden atabiliyorum ne de kenara indirip nefeslenebiliyorum."

Yetersiz hissetmesinin temel nedeni aldatılmış olmasıydı. Elbette bu bir neden değildi. Olamazdı da. Ancak suçu kendisinin yetememsinde sanıyordu. Burada olmasının sebebi de buydu bir nevi. Bu yetersizliğin ona ait olmadığını fark ettirmek için...

"Aldatıldığını duyduğunda, ne hissettin?" diye sordum, sorum çok basitti ama onun için fazlasıyla ağırdı.

Bunu zaten solgun olan yüzünün biraz daha solmasından kolaylıkla anladım."İlk aldatıldığımda hayata devam edemeyeceğimi düşünmüştüm. İkincisinde de öyle oldu. Her ne kadar şimdi ikna olsamda yaşayabileceğime, bir yanım hala o diğer düşüncenin karanlık tarafında."

SAUDADE Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin