Av, avcının inine kendi ayaklarıyla diklendiğinde;
Cennetle cehennem arasında,
Sadece bir nefeslik mesafe kalır.
Ve kurdun inine kendi ayaklarıyla giren bir ceylanın kaderi,
Ya o amansız pençelerde parçalanmak,
Ya da o sarsılmaz karanlığın ışığı olmaktır.
⛓️❄️⛓️
10 | KURDUN KUCAĞINDA
Hayat seçimlerimizdir.
Yollarını kendi belirler insan. Hangi yoldan gideceğini kendi seçer. Hayat bazen kendi kaderine bile baş kaldırabilmek, sana dayatılanı reddedip kendi yolunu çizebilmektir.
Gideceğim yolu kendim seçtim. Kendim seçtim çünkü bu sefer kendine dayatılanı kabul eden geçmişteki o küçük kız değildim.
Aklımdaki düşünceler, arabamım camlarını döven yağmur sesiyle şiddetlendi. Fırtına o kadar şiddetliydi ki silecekler ön cama kırarcasına çarpan damlaları temizlemekte acizdi artık. Farların en yüksek ışığı bile zifiri karanlığı parlatmaya yetmiyor, sadece önümdeki çamur deryasına dönmüş dik dağ yolunu aydınlatıyordu.
Direksiyonu sıkan parmak boğumlarım kaskatı kesilmiş, bembeyaz olmuştu. Bedenimdeki yorgunluk, yerini damarlarıma pompalanan o keskin, acımasız adrenaline bırakmıştı. Tekerlekler altımdaki kaygan zemine her tutunamadığında araba tehlikeli bir şekilde savruluyor, direksiyon hâkimiyetini elimde tutabilmek için bütün gücümü ellerime vermem gerekiyordu. Motorun zorlandığını belli eden iniltisi, dışarıdaki sağır edici uğultuya karışırken arabamın bir metre ilerisindeki uçuruma bakmamaya çalıştım.
Bu kenarı uçurum dolu dağ yolunda, özellikle de bu fırtınada ilerlemek açıkça ölüme meydan okumaktı. Uçurumla aramda sadece santimler ve arabamın tekerlerinin durmadan saplandığı kaygan bir çamur tabakası vardı.
Fakat vazgeçmedim.
Gaza biraz daha yüklendiğim anda tekerlekler derin bir çamura saplandı ve tiz bir ses koptu zeminden. Araba yana doğru şiddetle kaydı, midemi ağzıma getiren o sarsıntıyla birlikte uçurumun kenarına bir metre kala motor titreyerek sustu. Gösterge panelindeki ışıklar sönüp karanlık beni yuttuğunda, o derin sessizlikte sadece kendi nefesim ve arabanın kaportasını döven yağmur sesi kaldı.
Kontak anahtarını sertçe çevirdim. Bir tıkırtı koptu ama motor çalışmadı. Bir kez daha denedim. Cevap yoktu.
Öfkeyle direksiyonu vurdum. “Tam onun yanına gidecekken beni yarı yolda mı bırakıyorsun?”
Gözlerimi kapatıp derin, buz gibi bir nefes çektim ciğerlerime. Ne yapacağımı düşündüm bir süre ama geri dönmek ya da arabamın içinde sabahı beklemek gibi zayıf seçenekler zihnimin hiçbir köşesinde barınmıyordu.
Ani verdiğim bir kararla kapıyı açtığımda, soğuk esen rüzgâr kapıyı vahşi bir güçle geriye çarpmaya çalıştı. Sanki yukarıdan bir kuvvet bile bana onun yanına gitme diyordu.
Vazgeçmedim. Bütün ağırlığımı vererek o arabanın kapısını araladım. Dışarı çıktığım an, siyah botlarım çamura saplandı ve daha adımımı attığım o ilk saniyede dağın ayazı görünmez bir bıçak gibi tenime değdi.
Gök gürültüsü ayaklarımın altındaki toprağı sarsarken, yağmur saniyeler içinde üzerimdeki kıyafetleri ıslatmıştı. Rüzgâr beni geriye savurmak ve o karanlık uçurumdan aşağı itmek istercesine sert esiyor, adeta buradan gitmem gerektiğini yüzüme bağırıyordu. Ama adımlarım ileri doğru ilerlemeye devam etti, ne olursa olsun geri dönmeyecektim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ALACAKAN
Teen Fiction"Kalbini savaş meydanında bırakmış bir asker, o intikamı elbet bir gün alır." Kurter Alacakan... Lakabı Alakurt olan; adı askerî raporlarda kahraman, düşmanların hafızasına ise cehennem olarak kazınan genç ve acımasız bir komutandı. Ama kalbini sava...
