49

196 14 84
                                        


✭༻

Dinçer ile beraber girdiğim ilk duşun ardından kendimi toplamak için biraz dinlendim, ardından kıyafetlerimi giydim ve mutfaktaki balkona ilerledim.

Güneş doğmadan önceydi ve saat sabahın bilmem kaçını gösteriyordu ama çok umurumda değildi. Sigaramı paketinden çıkarıp Dinçer'den çaldığım zippoyla ucunu yaktım. Yaşadıklarımızın etkisi altından hala çıkamamıştım. "Ah Dinçer, ah." dedim sigaranın dumanını dışarıya üflerken.

Dürüst olmak gerekirse onunla bile isteye sevişmiştim. Bedenim ve ruhum tamamen onu arzuluyor, dudaklarım dudaklarını istiyor, kalbim ise sadece onun olmak için çırpınıyordu. Harbiden, daha neden kendimi kandırmaya çalışıyordum ki? Onu seviyordum, ona delicesine aşıktım ve belki de bir daha kimseyi bu kadar sevemeyecektim ama ben bu fırsatla ona karşı aklımın mı yoksa kalbimin mi daha ağır bastığını ölçmeye çalışmıştım. Ve tüm çabalarım karşısında ölçmüştüm de.

Tüm bu olanlardan sonra duygularım onun tarafında olsa bile çok sevdiğim mantığım hayal dünyamdan çıkmamı emrediyordu. Belliydi, intikamımı başka türlü alamayacaktım. Tüm bu olanlardan sonra da içimdeki öfkeden kurtulmam için tek çare Dinçer'e bedelini ödetip kurtulmaktı.

Belki onu bu vesileyle affetmiş olurdum.

"İş işten geçecek ama..." dedim sessizce. "Neyse." Doğum kontrol hapımı içip sigaramı peşinden söndürdükten sonra ayağa kalktım ve merdivenlere doğru yöneldim. "Seren. Ya şimdi ya hiçbir zaman." Kendime ikinci bir düşünme fırsatı vermeden sert adımlarla Dinçer'in çalışma odasına doğru yürüdüm. Adımlarım o kadar kendinden emindi ki parkede yankılanan çıplak ayaklarımın sesi hızım arttıkça gerilim dolu bir melodiye dönüşüyordu.

İçeriye girdim ve bu sefer risk almadan sağlam kapıyı arkamdan kilitledim. Gözlerim etrafta dolanmaya başlarken birkaç şey dışında hiçbir şeyin yerinin değişmediğini, her şeyin yerli yerinde olduğunu fark ettim. "Kolay olacak."

Vitrine yeniden yaklaştım. Bu sefer tozlu değildi. "Pekala." dedim vitrini açabileceğim bir kenar ararken. Telaşla ellerimi sağ ve solda gezdirdim ama bir çıkıntı yoktu. "Vitrinin içindekileri temizlemek için camları kırıp sonra yerine yeni camlar ekleyecek değiller Seren, düşün..." dedim kendime zorbalık yaparak. Vitrini açamadım ama hislerim, aradığım şeyin burada olduğunu söylüyordu.

Uzun denemelerim sonucunda vitrinin içini açtım ve tüm eşyalara, biblolara, küçük heykel figürlere bir bir baktım ancak aradığım şeyin burada olamayacağını anladığımda somurtarak vitrinin camını yeniden yerleştirdim.

Sonra arkamdaki çalışma masasının çekmecelerine yaklaşıp her şeyi iyice kurcaladım ve işime yarayacak şeylerin fotoğrafını çekmek adına telefonumu açtım. Pekala, aradığım şey burada mıydı bilmiyordum, burada olsa veya olmasa bile doğru belgeyi nasıl fark edecektim onu da bilmiyordum. Elimde bir örnek yoktu.

Bir umutla üçüncü sıradaki kilitli çekmeceye dokundum. Kapalıydı. Öfke içinde kulbuna vurup ayağa kalktığımda dikkatimi bir ışık çekti.

Çekmecenin kulbu parlıyordu.

Kaşlarımı çatarak yere eğildim ve üzerindeki düğmelere bakmaya başladım. Altı haneli bir şifre girmem gerekiyordu. Önce Dinçer'in doğum gününü, ardından belki tutar diye kendi doğum günümü, sonra ise tanıştığımız gün olur belki diye o güzel günün tarihini denedim ama hiçbiri olmadı.

SİBİRYA EKSPRESİHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin