43

152 14 129
                                        


✭༻

"Dinçer, konuşmamız gerek." Rehber abisini gördüğü gibi yetişip kolundan tuttu ve emrivaki bir şekilde onu bir odaya yönlendirdi. Dinçer ise daha öncesinde Rehber'den böyle bir atak görmediği için haliyle şaşkın bir tepkiyle karşılık vermişti.

İkili giderken kapının arkasında onlara merakla baktığımı gören Armen'e orta parmağımı kaldırdım. Bu hareketime yönelik omzunu silkip alayla gülümsedi. Tamam, davranışımın yersiz olduğunu biliyordum, sadece onun açısından yeterince açıklayıcı olmasını bekliyordum ki öyle de olmuştu. Bir şeyler çevirdiğimi anladığını gösteren bir edayla ben koltuğa oturup ayaklarımı masaya uzattıktan sonra yanıma gelip oturmuş, sonrasında susarak konuşmamı beklemişti.

Ve bende istediğini ona verdim. "Yoksa sana karşı koz olarak kullanacağımı mı düşünmüştün?"

"Neyi koz olarak kullanabilirmişsin bana karşı?"

"Gizli İkinci Lider olduğun kozu." dedim bende üzerine basa basa cevap vererek. Çünkü bana göre en mantıklı şey bu meseleyi koz olarak kullanmayı beklemek yerine zamansız bir bomba gibi patlatmaktı.

Ortalığı karıştırmayı seviyordum.

Bu cevabı beklemiyor olmalıydı ki birkaç saniye duraksadı, boş boş gözlerime baktı. "Bunu yaptın mı gerçekten?" Gülümsedim. "Biraz zeki olduğunu düşünürdüm lakin şu yaptığından sonra aklının olmadığına ciddi anlamda kanaat getirdim! Eline bir şey geçmeyecek. Rehber ile Dinçer'in arasını bozacağını mı düşünmüştün yoksa?" Gülümsedi. "Sende kardeşlik bağı nasıl işliyor bilmiyorum ancak sandığın gibi bir çift küpe yüzünden bağları koparacak değil."

"Kardeşlerin arasını istesem de bozamayacağımı biliyorum zaten. Bir şekilde barışmanın yolunu bulacaklardır." Dilimi şaklattım. "Ama senin Rehber'le aranı bozabilirim değil mi?"

Boş bakışlarını bana yönlendirdi.

"Çok aptalsın." dedi kuşkucu olmayan rahat bir tavırla. İşaret ve baş parmağını yaklaştırıp havaya kaldırdı. "Dinçer seni şu kadarcık sevmeseydi şu an yaşamıyor olurdun. Hala kafasız gibi uğraşıyorsun. Kendine dönüp bir bak ve hala yaşıyor olduğuna dua et." Ve iki parmağın arasındaki boşluğu kapattı.

"Ne kadar uğraşırsan uğraş Dinçer'i benden uzaklaştıramayacaksın Armen."

"Şu zamana kadar yapacağım dediğim şeyi yapamadığım olmadı Seren."

"O halde bu ilk olacak."

İnanmayarak güldü. "Bir zayıflığını bulduğumda bu afra tafranı sana yedireceğim." Kendinden emin bir tavırla kapıdan çıktı, ardından gitmeden başını zarifçe sağa uzattı. Göz göze geldik. "Dikkat et. Tehditlerimin altı dolu. Yaşatmam." Yüzündeki sivri tebessümü silinmezken ortadan hızlıca kayboldu.

Hemen peşinden bende ayağa kalktım ve terliklerimi ayağımdan çıkarıp çıplak ayaklarımla betonun üzerinde ses çıkarmadan yürüdüm. Nedense hiç telaşlanmamıştı... Eğilerek yürürken hangi noktaya doğru gittiğine baktım. Koridordan sola dönmüş, yani üst kata çıkmamıştı.

Rehber ve Dinçer de üst katta değildi.

Bunun gökten gelen bir işaret olduğunu anlayıp kol çantamı alarak mutfağa doğru ilerledim. Otuz beş yaşlarındaki iki kadın şarkı eşliğinde yemek yapıyorlarken duvarın arkasında yüzüme tebessüm yerleştirip onlara göründüm. "Merhaba." dedim şüpheci tavrımdan kurtularak. İçerisi pişmiş et ve çörek kokuyordu.

SİBİRYA EKSPRESİHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin