21 - "Kelebek"

59.4K 2.4K 710
                                    

Okunmuyor mesajları yüzünden bölüm 3. kez güncellenmiştir.

Karanlığın kirli bataklığına bu kadar derin saplanmış biri olarak, hayatım boyunca hep karanlıktan korkmuştum.

Küçük bedenim her kapı sesi duyduğunda silmek isterdi kendini dünyadan. Dans kursunun merdivenlerinde yankılanan o tanıdık, oyun sonu canavarı müziği gibi bedenimi paniğe veren topuk seslerinin ısrarla dolduğu kulaklarım koşarak kaçmak, sonsuza kadar saklanmak isterdi. Biliyordu çünkü küçük bedenim. O karanlıktı, gece başını yukarı attığında gözlerine dolan manzaranın aksine o sesler gerçekten karanlıktı.

Ve karanlığın elleri vardı. Bataklıktan kurtulmak için çırpındığım her seferde ayak bileklerime yapışan, arkama bakmadan koşmayı denediğim her seferde kollarını göğsüme saran, çığlıklarımı susturmak için dudaklarıma dolanan ve daha fazla dayanamayacağımı anladığında gözlerimi yuman elleri ve parmakları vardı karanlığın. Her seferinde farklı bir amaçla çıkardı ortaya. Ama her seferinde aynıydı.

Kirli, acımasız ve sonsuz.

Her sefer olduğu gibi bu sefer de aynıydı karanlık, en savunmasız anımda ortaya çıkmış, kirli parmaklarıyla kalbimi avuçlarının arasına hapsetmişti. Öyle bir sıkıyordu ki, kalbimin çırpınışları derimi dağlıyordu. Duvarları yumruklayan çaresiz bir adamın sesini duyurmak adına verdiği son savaşı veriyordu kalbim karanlıkla. Biliyordu ki sonu aydınlıktı. Belki kirli bir depoda, belki kuş tüyünden bir yatakta, belki sevgilinin kucağında... Safirlerimin gücünü geri kazanışının zaferi her zaman aydınlıktı.

Bu sefer bu aydınlık, insanı çıldırtacak düzeyde bir beyazlıktaki, antiseptik kokusunun savaşmaktan yorgun ciğerlerimi yaktığı bir hastane odasında gelmişti önüme. Karanlığın en son havada süzülen bedenimi yakaladığını anımsıyordum, ama neden burada olduğum, tamamıyla kaosun hüküm sürdüğü beynim için büyük bir muammaydı. Ölüyor muydum? Veya çoktan kurtulmuş muydum bu lanet dünyadan?

"Emin misiniz doktor, yani bu... Mümkün mü?"

Özlemle içimin titremesine neden olan ses, fısıltı halinde kulaklarıma dolarken başımı sesin geldiği yöne çevirmeye çalıştım. Çığlığımı zorlukla geldiği yere gönderip başımı çevirdiğimde yarı aralık kapıdan, Ayaz'ın siluetini seçebiliyordum. Başımı çevirmek için sarf ettiğim efor, beynimde büyük bir inşaata sebep olduğunda gözlerimi yummamak için kendimi zorladım. Çin işkencelerini anımsatan sabit ve çıldırtıcı bir acı, elinde çekici ile sürekli olarak beynimi dürtüyor gibiydi.

"Bakın Ayaz Bey, sizde doktor sayılırsınız. Vücudu testi doğrulayacak miktarda koryonik gonadotropini üretmiş bile. Bu da 15 günden fazla olduğunu gösterir. Ki ben 17 ila 20 günlük arası olduğunu sanıyorum."

Doktor'un bana antik bir dili anımsatan sözlerinden sonra Ayaz'ın dudaklarından kaçan kahkaha, acıdan kıvranan beynime uğraşacak yeni bir malzeme verirken şaşkınlıkla neler olduğunu anlamaya çalışıyordum. Hasta mıydım? Ben hastaysam Ayaz neden bu kadar mutluydu?

"Peki" diye fısıldadı aşık olduğum o ses endişeyle. "O iyi mi? Yani Destan'ı buraya getirdiğimde kan kaybından ölüyordu. Siz, yani siz..." Titrek nefesi ve panik hali onu ele geçirirken yataktan doğrulmamak, koşup kolları arasına girmemek için kendimi zor tutuyordum. Ellerinin saçlarına daldırıp sıkıntı ile iç geçirirken gözlerini doktora dikti. "Sırtındaki izleri gördünüz doktor. Yani ona bir şey olmamıştır değil mi? Ben – ah ben onu kaybedemem! Böyle bir mucizenin bir daha başıma geleceğini sanmıyorum doktor. Onun iyi olduğunu söyleyin lütfen!"

Ayaz'ın ses tonundan akan çaresizlik göğsümde bir yerleri sıkıştırırken doğrulmak için çabaladım. Ona ulaşmak istiyordum. Ne kadar kızgın olduğum önemli değildi, onu daha sonra da süründürebilirdim. Şuan önemli olan başımın onun kalbinin hizasına yaslı olmasıydı, kalbinin sesinin kalbiminkine nasıl uyduğunu dinleyebilmekti.

RuhsuzHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin