5. Bölüm

213 5 2
                                        

Hepinize iyi okumalar..

Gözüne değen güneş ve birisinin nefes sesleri ile uyanmıştı Gülperi. Uykusunu açmak için gözlerini oluşturmuş ve karşısındaki kişinin kim olduğunu anlamaya çalışıyordu. Karşısındakinin Miran abisinin olduğunu anlayan Gülperi hemen doğruldu. Açık olan saçlarını arkasına attı. "Günaydın Gülperi." Abisi önceden hiç böyle seslenmezdi.Prensesim derdi güzelim derdi. Şimdi ise sadece Gülperi diyordu. "Sana da günaydın abi." "Nasılsın? Konuşalım mı biraz?" "Olur abi. Ben bir üzerimi giyineyim. Sen koltuğa oturuver." Dedi odasındaki tekli koltuğu işaret ederek. Yatağından kalktı, üstten bir yatağını düzeltti. Kalkıp lavaboya gidip ihtiyaçlarını halletti. Odasına girdi, yatağının köşesine oturdu. Tekli koltuk ile yatağı dip dibeydi. "Nasılsın kardeşim?" "İyiyim abi sen nasılsın?" dedi Gülperi. İçindeki fırtınayı, korkuları unutarak. Peki gerçekten unutmuş muydu. İşte bu sorgulanırdı. "Sen iyi olursan ben de iyi olurum . Sen diyeceksin ki abi beni sen kötü ettin. Sevdam bana söz geçiremedi. Gözümün önüne perde indi bir anda. Bu denli büyüyüp olayın sana patlayacağını düşünemedim. Abilik edemedim sana. Hakkına girdim. Göz yaşlarını akıttım senin. Ama düşman kızıydı. Evlenmesem anam beni başka kızla evlendirirdi. Kalbimde Ayşen olacaktı, yanında başka biri. Gönlüm buna izin vermedi. Nereden bilebilirdik ki senin canının da yanacağı. Affetmen zordur ama Gülperi. Hayatın belki miladı gerçekleşiyor ama . Ben sana abilik yapamamış olsam bile, bir şey olduğunda ben buradayım. Haberin olsun. Ben çok konuştum. Kalkayım hele de sende işlerini halledesin." deyip ayaklanmıştı genç adam. Gülperi ayağa kalkan abisine baktı. Belki hiç aşık olmadığı için anlayamıyordu abisini. Olsun dedi içinden. Kaderindeki adamla böyle evleneceğini bilemezdi. Alın yazısının karşısına böyle çıkacağını bilmiyordu ama evlenecekti. Hiç olmasa bu güne kadar onu koruyup kollayan abisi için yapacaktı bu fedakarlığı. Abisi kapıdan çıkacakken Gülperi de ayaklandı. İçinden gelen his ile abisinin boynuna atladı. Abisi şaşkın şaşkın Gülperi'ye bakıyordu. O da sonrasında kokusuna hasret kaldığı kardeşine sarıldı. Miran Efe ellerini Gülperi'nin beline sardı. Genç kız abisinin boynunda ağladı. Babasını sever gibi severdi abisini. Gerçi Gülperi babasını görmüş müydü. Görmediği bir kişiyi sevebilir miydi insan? Görmediği birini önleyebilir miydi? Kokusuna hasret kalabilirim miydi? Gülperi kalabiliyordu. O babasının kokusuna hasret kalmıştı. Peki ya Fatih Emre. O da sevdiğinin kokusuna hasret miydi? Bir kere gördüğü bir kızı özlemiş miydi? Asıl insan görmeden sevdiklerini daha çok özlerdi. Fatih Emre yatağından kalkmış, üstünü giyinmiş, ailesi ile kahvaltı yapıyordu. Annesi ise heyecanlıydı. Bugün gelini ile alış veriş yapacaktı. Koluna takıp bütün Midyat çarşısını turlayacaktı. "Oğul sen de gelecek misin alış verişe?" Fatih Emre başını masadan kaldırdı. Tabi ki de gelecekti. Bu anların hayali ile yaşamıştı. Bu anlar için parasını biriktirmiş, gece gündüz demeden çalışmıştı. "Tabi geleceğim ana." Oğlunun bu dediğine sevindi Zelal Sultan. En sonunda kahvaltılar yapılmış etraf toparlanmıştı. Fatih Emre arabada annesini bekliyordu. Çarşının meydanında buluşacaklardı. Annesi sonunda hazırlanmış arabaya binmişti. Diğer tarafta Gülperi aynadan son kez kendisini inceledi. Papatyalı dizlerinin hemen altında biten elbisesini giyinmişti. Saçlarını açık bırakmış tel toka ile çiçek bağlamıştı. Çantasını da alıp odasından çıktı. Annesi ile taksiye binip meydana gittiler. Taksiden indiler. Gözleri etrafta gezindi. Fatih Emre Gülperi ve annesini görmesi ile oldukları tarafa doğru ilerledi annesi ile birlikte. Sonrasında alış verişe başlamışlardı. Kadın gelinini koluna takmış meydanda geziniyordu. Bütün köy halkı Emrah ve hayranlıkla bakıyordu. Herkes Gülperi'nin kim ile evlendiğini merak ediyordu. Fatih ağa ile evlendiğini gören 'tam da birlerine yakışıyorlardı' diyerek aralarında konuşuyordu. Zelal hanım ve Gülizar hanım her mağazaya girip bir şey alıyorlardı. Bu gün gelinlik, bindallı, özel eşyaları ve süsleri alacaklardı. Demirel konağında yaşayacakları için genel olarak her şeyleri hazırdı. Yatak oda takımını Fatih Emre kendisi ayarlayacaktı. Kaç yıldır bunun hayali ile tasarladığı oda takımı vardı. İç mimardı Fatih. Şimdi ise aldıkları şeyleri ellerinde taşımamak için arabaya götürsün diye Fatih'e vermişlerdi. Böylelikle kadın iç çamaşır mağazasına girebileceklerdi. Gülperi kayınvalidesine bende var ben alırım diyerek diretse de Zelal hanım olur mu öyle şey bunları da alırız onları da kullanırsın demiş ve mağazaya girmişlerdi. Mağaza çalışanları da hiç utanmaları yokmuş gibi iç kıyafetleri önlerine sermişlerdi. Her renkten çamaşır almışlardı. Sıra Gülperi'nin domates olacağı yere gelmişti. "Yok, bunları ben sonra tek başımayken alayım. Hem bissürü şey aldık." diyerek kayınvalidesine diretmişti. Zelal hanım dinlememişti gelinini. Her konuda dinlerdi ama bu zaten düğün alış verişinde alınacağı için duymamazlıktan gelmişti. Olan oldu ya Fatih Emre de etrafta annelerini ve Gülperi'yi arıyordu. En sonunda mağazanın camından içeride olduklarını anlamıştı. İlk başta girmemeyi düşünse de sonrasında kararından vazgeçmişti. Emre'nin içeri girdiğini fark eden Gülperi elinde tuttuğu gecelikleri yanına koymuştu. Hem buraya erkek girebiliyor muydu diye geçirdi içinden. Fatih koskoca ağaydı. Tabi izin almayacaktı. Hem içerde sadece annesigil vardı. "N'aptınız anne?" Diye sormuştu. Gülperi içinden saydırdı. Napmışlardı acaba. Domates biber seçmiyordu ya gecelik alıyorlardı. Zelal ve Gülizar dünür dünür bakarak ilerliyorlardı. Çalışanlar ile beraber ilerideki çamaşırları incelemeye gitmişlerdi. Mağazanın o kısmında Fatih ve Gülperi tek kalmıştı. Gülperi kaçmak istese de bir yandan cesaretlenmeye çalışıyordu. "Benden utanmana gerek yok hanım. Asıl ben göreceğim bu kıyafetleri senin üzerinde." Bu dediğine gözleri pörtlemişti Gülperi'nin. Ne dediğinin farkında mıydı bu adam. "Fatihh!" Diyerek dişlerinin arasından tıslamış ve koca adamın koluna vurmuştu. "Bir daha söyle bakayım. Ne güzel yakışmış ağzına ismim." "Eğer beni utandırmaya devam edersen söylemem" demişti. Fatih artık Gülperi'nin kızarmalarına kıyamayıp konuştu. "İyi madem Hatun. Beyaz tenine pek yakışır siyah, kırmızı. O renklerden al. Yanakların gibi kırmızı." Bu dediğine başını önündeki geceliklerden kaldıramamıştı Gülperi. Hemen hızlıca kırmızı ve siyah rengindeki gecelikleri eline doldurup annelerinin yanına gitti. Giden kızın arkasından bakakaldı Fatih. İyi oyalanmışlardı mağazada. Ellerindeki poşetler ile çıkmışlardı. Gelinlik için sabah randevu almışlardı. Saatleri yaklaştığı için gelinlikçinin yolunu tuttular. İçeriye girmeden vitrindeki gelinlikleri inceledi Gülperi. Ortadaki gelinliğe hayranlıkla baktı. Hep beraber içeri girdiler. Annesi ve kayınvalidesi gelinliklere bakıyorlardı. Gülperi de ucundan ucundan bakıyordu. Kayınvalidesi konuştu "Beğendiğin model var mıdır gelinim?" Gülperi düşündü. Acaba girişte gördüğü gelinliği söylese miydi. Ama mağaza dışında durduğuna göre gayet pahalı olması lazımdı. "Vitrinde bir model vardı ama onu almayalım ücreti çoktur. Ama o model güzelmiş onun gibi bir şey alabiliriz." demişti. Bu konuşmayı duyan Fatih yerinden kalktı. Görevliye söyleyip gelinliği getirtti. Bunun için çalışmıştı adam. Karısının aklı bir şeyde kalmasın istediğini alsın diye çalışmış para biriktirmişti. Fatih Emre eline gelinliği alıp Gülperi'ye götürdü. Gülperi gördüğü gelinlik ile Fatih'e baktı. "Fatih Emre bu olmaz. Çok paradır bu şimdi. İki saat giyeceğim diye o kadar para ödenir mi? Ha gözüm çarptı hoşuma gitti. Vardır elbet başka güzel gelinlikler." "Hatunum otur mu öyle şey? Alacaksın tabi. İki saatse iki saat. Gel dene bakalım gelinliğini." deyip kabini göstermişti. Gülperi'nin ise içi kıpır kıpırdı. Hatunum lafını hiç böyle sevmemişti. Yüzündeki gülücükle kabine ilerledi. Gelinliğin bedeni kendi bedenindeydi. Giyinip kabinin perdesini açtı. Gelinlik ışıltılıydı. Simli ama sadeydi. Kolları tüldendi ve dökümlüydü. Önü hafif v yakaydı. İki kadın da hayranlıkla Gülperi'yi süzüyordu. "Kızım bunu beğendiysen alayım mı bunu ? Pek de yakışmış sana. Mevlam nazardan kem gözden korusun seni." Demişti. Gülizar hanım da dolu gözler ile kızını seyre dalmıştı. Sonrasında bindallı beğenmişlerdi. Gülperi kınasında elbise de giymek istediğini söylemişti. Kırmızı renkte simli bol taşlı bir elbise beğenmişlerdi. Geri kalan süsleri de aldıktan sonra ev için yola çıkmışlardı. Alış veriş esnasında Fatih Gülperi'nin numarasını da almıştı. Hemen kaydetmişti. Gülperi ve annesi yorgunlukla kendilerini eve atmışlardı. Düğünden sonra kullanacakları eşyalar Demirel konağına gitmişti. Gülperi adasına çıkmıştı. Gelinliğini, bindallısını ve elbisesini dolabıma astı. Diğer eşyaları da yerleştirip kendini yatağına bıraktı. Aynı şekilde Zelal hanım da yorulmuştu. Ama Fatih Emre halinden gayet memnundu. Tatlı telaştı bunlar. Odasına çıktı Gülperi ve kendisi için aldıkları eşyaları poşetlerle dolabının alt kısmına koydu. Yeni eşyaları geldiğinde onlara yerleştiriridi.
Akşam yatmadan önce Gülperi'nin numarasını kaydetti. Hatunum diye. Kendi numarasını kaydetmesi için mesaj attı.
Siz: Gülperi'm, Fatih Emre ben. Hayırlı geceler. Allah rahatlık versin.
Hatunum: Sanada da Fatih. Hayırlı geceler.
Sonrasında Gülperi numarayı kaydetti. Beyim diye...
••••••••••••
Aradan iki gün geçmişti. Bu iki gün içinde kuzenleri ile birlikte gecelere kadar kına çerezlerini paketlemişlerdi. Ailesi ile güzel vakitler geçirmişti. Şimdi ise Gülperi'ni saçını yapıyorlardı. Birazdan kınası başlayacaktı. Üzerinde geçen alış verişte aldığı kırmızı pullu elbisesi vardı. Saçları dalgalı yapılmış, üstten minik bir tutamı bağlanmıştı. Bağlanan yere kırmızı taşlı bir toka takılmıştı. Odasından avluya doğru inmeye başladı. Kına hanımlar arasında olacaktı. Erkekler diğer tarafta kendi aralarında eğleneceklerdi. Aşağıdan gelen çalgı sesleri ile adımlarını atmaya başladı Gülperi. Bütün kadınlar oynamış, halaylar çekmişlerdi. Gülperi ikinci kıyafeti olan bindallısını giyinmiş koltukta bekliyordu. Birazdan etrafında kuzenleri, arkadaşları ve başka başka kızlar dönmeye başladığında müzik de başlamıştı. Herkes etrafında yavşça dönüyor, türkü söylüyorlardı. Ağlamamak için kendini sıktı genç kız. Daha fazla dayanamayacağını fark etti. Göz yaşları ondan izin almadan akıyordu. Baba ocağından ayrılacaktı. Babasız baba ocağından.. Sonrasında önündeki örtüsü açılmış ve Zelal hanım gelinine kına yakmıştı. Avcının içine altın koyarken bileğine de bilezik takmayı ihmal etmemişti. Bir kaç tur oyun oynandıktan sonra Gülperi elindeki kınayı yıkamak için çeşmenin yanına gitti. Fatih Emre de çömlek kırılacağı İçin hanımlar tarafına doğru ilerliyordu. Gülperi'nin çeşmenin oraya geçtiğini görünce, adımlarını oraya doğru çevirdi. Nasıl olduğunu merak ediyordu. Elindeki kınayı çıkarmaya çalıştığını görünce, elini eline aldı. Gülperi yanına gelen adama bakıp gülümsemişti. Elimdeki kına tortusunu yıkadı. Eline su alıp ovuşturdu. En nihayetinde kına çıkmıştı. Kendisine bakan kıza baktı Fatih Emre. "Çok güzel olmuşsun Hatun." "Sizde pek yakışıklısınız beyim." Bu dediğine dudaklarının kenarı kıvrılmıştı adamın. Gülperi'nin alnınına uzun bir öpücük kondurmuştu. Sonrasında Gülperi içeri geçmiş, Fatih de yanlış anlaşılmasın diye biraz sonra gelmişti. Fatih Emre'nin içeri girmesiyle müzik başlamıştı. Gülperi de elindeki testi ile Fatih'in etrafında dönüyordu. Çocuklar Gülperi'nin elini takip ediyorlardı.Gülperi testiyi kırmış, kına da bitmişti. Herkes dağılmış, avlu toplanmıştı. Gülperi üzerini değiştirmiş, sırtını yatağın başlığına yaslamıştı. Yarın hiç alışık olmadığı bir yatakta, bilmediği kolların arasında yatacaktı. Gözlerinden istemsizce yaşlar akmaya başladı. Nasıl ayrılacaktı ailesinden. Yarın sabah babasının mezarına gidecekti. Daha fazla bir şeyleri düşünmeden gözlerini uykuya emanet etti.

Mecbur ruhlarWhere stories live. Discover now