Kurgumu beğendiyseniz oy kullanmayı ve yorum yapmayı unutmayın !! Hayalet okurlarıma sesleniyorum :)
Gülizar Hanım kızını uyandırmak için yukarı kata doğru çıkıyordu. Anlaşılan uykucu kızı daha uyanmamıştı. Kapıyı bir kaç kez tıklattı. Ses gelmediğinde içeri doğru adımladı. Uyuyan kızına baktı. Oğlu Miran böyle bir hata yapmasaydı belki kızı biraz daha yanında olacaktı. Ama evleneceği adam düzgündü diye geçirdi içinden. Oğlu Yusuf öyle diyordu. "Gülperi hadi kızım birazdan adamlar seni istemeye gelecek seni de çağıralım dedik. Ayıp olmasın sana diye." "Yok annem ne ayıbı. Ama düğüne çağırmazsanız darılırım önden söyleyeyim dedim." " Şakacı senii. Hadi kalk hele de daha işlerimiz var." Oturur pozisyona gelen Gülperi'nin uykusu bu konuşmalardan sonra açılmıştı. Kalkıp ihtiyaçlarını halletti. Üstünü giyinip avluya indi. Herkes sofradaydı. Kahvaltı yeni başlamış olmalıydı. Yusuf abisinin diğer tarafına geçip oturdu. "Günaydın hepinize." Sesi sevecen çıkmıştı. "Sana da prensesim." demişti Yusuf abisi. Yusuf yanında oturan karısına bakmıştı. Sancısı olduğu için gece boyu bir uyuyup bir yatmıştı. Tüp bebekti bebekleri. Leyla gülümseyerek Yusuf'a baktı. Yusuf Leyla'sının karnını okşadı. Leyla'nın yine gözleri dolmaya başlayacaktı anlaşılan. Yusuf'a belli etmemek için hemen moralini yerine getirdi. Ya yine düşük yaparsam da Yusuf baba olamazsa diye korkuyordu. Bir önceki bebeğini kaybetmişti çünkü. Ama Yusuf üzülmüyordu. Bekliyordu Rabb'inden. Allah bilirdi en hayırlı vakti. Sabrediyordu o da. Miran hâla ortalıklarda yoktu. Bugün Gülperi'nin sözü ve imam nikahı vardı. Arayıp çarpacaktı bugün eve. "Eksik gedik var mı ana alınacak?" "Bende para var oğlum gerek yok." Oğlunun bu huyunu seviyordu Gülizar Hanım. Beyi vefat ettikten sonra oğlu her görevi üstlenmiş, her şeyle ilgilenmişti. Kahvaltı gittiğinde Yusuf Mirza ayaklandı. Şirkete gidecekti. Akşama doğru da söz için eve gelecekti. Ondan isteyeceklerdi kız kardeşini. Nasıl verecekti başkalarına. Başkası değildi elbet ama. Nasıl olsa bu evden çıkıp gidecekti. O masadan kalktığında Leyla da kalkmıştı. Kapıya kadar uğurlamıştı beyini. Yusuf Mirza şirkete geçince hanımlar tempolu bir hazırlığa girişmişlerdi. Konaktaki çalışan hanımlar buzluktan içli köfteleri, mantıları çıkarmış, dün gece sarılan yaprak sarmaları da düdüklü tencereye yerleştirmişlerdi. Tatlılara, çöreklere sabah namazından sonra uyumayıp başlamışlardı. Gülizar hanım gelini ve kızını alıp çarşıya çıkmıştı. Ağar topar söz yapılacağına karar kılındığı için giyecek kıyafet almaları lazımdı. Başka alacakları eksikler de vardı. Bir kaç saat içinde hem elbiselerini almışlar hem de söz için gerekli malzemeleri almışlardı.
Zelal Hanım da sabaha heyecan içinde kalkmıştı. Temiz kalpliydi. Kalbinden iki gün önce geçirdiği kız bugün gelini olacaktı. Oğlunun uyanmadıydınız düşünerek odasına bakmaya gitti. Kapıyı çaldığında oğlu açmıştı. Oğlu elinde iki kravatı annesine doğru bakmıştı. "Ana siyah takımla hangisi daha güzel gider? Sen kadınsın ya daha güzel seçersin." Zelal hanım oğlunun bu dediğine hem gülmüş hem de bu tatlı heyecanına sevinmişti. Oğlunun elindeki kravatlardan biri siyah üzerinde küçük benekleri olan bir kravattı. Diğeri ise siyah saten üzerinde ince beyaz çizgileri olan bir kravattı. Çizgili olanı eline alıp "Bı daha ağır durur." demişti. Fatih Emre kafasıyla onaylamış ve diğerini askıya asmıştı. "Hadi kahvaltıya. Bugün büyük gün." demiş ve odadan ayrılmıştı annesi. Fatih de gömleğini düzeltip aşağıya kahvaltı masasına inmişti. Kardeşi Gülhanım onun koltuğuna oturmuş kendisini bekliyordu. "Hayırlı sabahlar hepinize" demiş ve kendi sandalyesine doğru ilerlemişti. Kardeşini kucağına oturtmuştu. Gülhanım hep abisinin sandalyesine oturup abisini beklerdi. Abisi de onu kucağına oturtup kendi elleri ile beslerdi. Fatih Emre hem kendi yemiş bir yandan da kardeşine yedirmişti. Uzaktan gören Fatih'i tanımayan biri kucağındaki kardeşini kızı zannederdi. Öyle ilgilenirdi Gülhanım ile. Kucağına da pek yakışırdı çocuk. Kahvaltıda herkesin yüzünde güller açıyordu. Herkesin gönlü tazı idi Fatih Emre ile Gülperi'nin evliliğine. Kahvaltı bittiğinde Fatih , babası ve Alparslan işe gitmek için kalkmışlardı. Fatih pek durmayacaktı şirkette. Daha yüzük alacaktı. Aradan bir kaç saat geçmişti. Saat epey yaklaşmıştı. Fatih Emre yüzüklerini seçmiş, almıştı. Şimdi ise çikolatacıda ne alacağına bilmeyen bakışlar atarak çikolataları izliyordu. Acaba hangisini beğenir diye içinden geçirdi. En sonunda bir kaç çikolata çeşidinin bulunduğu kutuyu seçmişti. Çiçeği sipariş vermişti. Evden çıktıklarında yoldayken alacaktı. Öte tarafta Gülperi de hazırlanmaya koyulmuştu. Bugün annesi ve yengesi ile beraber aldıkları elbiseyi giyinmişti. Elbise saten, saks mavisiydi. Diz kapağının biraz altında bitiyordu. Saçlarını açıp taradı. Ne model yapacağına karar verememişti. Sonrasında aklına gelen saç modeli ile gülümsedi. Kuzeni Şilan'ın düğününde bir kız çocuğunun saçında görmüştü bu modeli. Hayranlıkla bakmıştı o saça. Hızlıca bahçeye indi. Birkaç papatya ve renkli çiçeklerden avucuna doldurup odasına çıktı. Saçlarını taç modelinde ördü. Altları salık kalmıştı. Taç gibi yaptığı modelin aralarına topladığı çiçekleri yerleştirdi. Kalan saçlarına dalga şekli vermişti. Aynadan saçlarını inceledi. Aynı masallardaki peri kızlarının saçlarına benzemişti saçı. Beyaz topuklularını giyindi. Dudaklarına renkli nemlendiricisini sürdü. Nemlendiriciyi biraz eline alıp yanaklarına da sürmüştü. Son kez parfümünü de sıktı. Artık odadan çıkabilirdi. Yan odanın kapısını çaldı. Yengesi Leyla kapıyı açmıştı. Gelen kızı baştan aşağı süzlü Leyla. "Yengeem ne güzel oluvermişsin sen böyle. Maşallah, subhanallah ." diyerek Gülperi'ye dualarını okumuş ve odaya almıştı. Yengesi bu aralar hafif hafif kilo almaya başlamıştı. Leyla da Gülperi kadar güzeldi. Zümrüt yeşili uzun bir elbise giyinmişti. Altınlarını takmıştı. Su gibiydi adeta. "Bana diyen yengeme bakın hele. Su gibisin maşallah." demişti. Ve Yusuf abisi odaya girmişti. Baştan aşağı ikisini de süzmüştü. Karısının karşı koyulaşmayacak bir güzelliği vardı. Dışı güzel olduğu kadar kalbi de güzeldi Leyla'sının. Gülperi ise ismi gibiydi adeta. Peri kızlarına benzemişti. Saçları, elbisesi. Gülperi odaya abisinin girdiğini görünce hafiften topuklamış ve odalarından ayrılmıştı. Duşa girer, üstünü değiştirirdi. Münasip olmazdı orada kalması. O da aşağıya doğru adımladı. Annesi ne yapıyordu acaba. İlk olarak mutfağa girdi. Normalde hep yardım ederdi ev işlerine. Ama bugün ona hiç müsade etmemişlerdi. En güzel günün bugün demişler ve Gülperi'yi el birliği ile mutfaktan kovmuşlardı. "Kolay gelsiin. Nasıl gidiyor neler yaptınız bakalım? Beni kovdunuz hiç sıkılmadı mı canınız?" Hanımlar gülüştüler. Evin neşe kaynağıydı Gülperi. Şimdi ise iki gün sonra yuvasından uçup gidecekti. "Sağol Gülperim. Yaptık bakalım bişeyler sensiz. Koş bak bakalım avluya neler yapmışız." bu konuşan Fatma ablaydı. Pek severdi Gülperi'yi. Küçüklüğünden beri buradaydı. Gülperi koşarak avluya çıktı. Bir masa hatta uzun bir masa dolusu çeşitli yemekler yapılmıştı. Gülperi eliyle yiyebileceklerinin tadına bakmış ve beğendiğine dair sesler çıkarmıştı.
YOU ARE READING
Mecbur ruhlar
ChickLitAdam öfkeliydi. Öfkesi kendineydi. Kaç yıldır sevdiği vardı. Söyleyemezdi kimseye ne diyecekti benim sevdiğim var bi kere gördüm mü diyecekti hem de yıllar önce görmüştü. Berdel ile evlenecekti sevdiği kalbinde iken başkası ile beraber olacaktı. Gen...
