3. Bölüm

244 4 0
                                        

Kurgumu beğendiyseniz yorum yapmayı ve oy kullanmayı unutmayın!🤗

Ağalardan birinden ses yükseldi. "Gönlün mü vardır bu kızda Fatih Ağa" Fatih sabır çekti içinden. Ha gönlü vardı ha yoktu. Onlara neydi ki. "Gönlüm ha var ha yok. Hanımım olursa gönlümü de veririm ona. Gencecik kızı kuma vermezindense kendime alıyorum Gülperi'yi" Bütün herkes ağzı açık Fatih Ağa'ya bakıyorlardı. Yanındaki oğluna gururla baktı Hasan Ağa. Öte tarafta Yusuf Mirza'nın içine su serpilmişti. Yusuf konuştu bu sefer "Kardeşim Gülperi'yi Fatih Emre'ye veriyorum. Üzerime kimse laf edemez. Ondan başkasına da güvenemem." Ağalar gerçekten de başka laf edememişlerdi. Hepsi teker teker "Kabuldür." demiş. Konuyu kapatmışlardı. Hasan Ağa konuştu "Berdel evliliği pek beklemeye gelmez. Bu iki gün içinde söz, nişanı halleder, dini nikahlarını kıyarız. Hafta sonu da düğün kına yapılır. Uygun mudur Yusuf Ağa"Uygundur Hasan Ağa. Herşey gönüllerince olur inşallah." Yine son sözü Yusuf Mirza söylemişti. Babasının ölümünden sonra her şeyi üstenir olmuştu. Evlerinin hem babası hem abisi olmuştu. Bütün ağalar avludan ayrılmış, arabalarına biniyorlardı. Arkasını döndü. Odasına çıkıp, karısıyla konuşacaktı. Sırdaşı, dert ortağı, karısı, gözlerini kapatıp güveneceği tek limanıydı Leyla'sı. Merdivenlerden çıktığı gibi kendisinden kaçan kardeşi Gülperi'yi görmesi bir olmuştu. Büyük adımlarla onu takip etti.Odasının kapısında duruyordu Gülperi " Abi sonra konuşsak olur mu?" "Senin için hangisi daha iyi olursa öyle yapalım Gülperi'm" Gülperi tek kelime dahi etmeden hızlıca odasına girmişti. Bilirdi abisi onun canını yakacak bir şey yapmazdı. Ama içinden ağlamak geliyordu. Öyle de oldu. Yastığına sarıldı, sanki babası yastık misalinde yanına gelmiş gibi, sanki yastığın ucu babasının omzuymuş gibi sarıldı, ağladı, döktü içini. Yan odada ise Yusuf Mirza karısının karşısına oturmuş. Annesine kırdığı vazoyu anlatırmış gibi yaptığını anlatıyordu. Leyla' sı hamileydi. Onun moralini de bozmak istemiyordu. Yarım saat kadar dertleştikleri zaman karısından aldığı fikir ile kardeşinin odasına gitti. Ona bir açıklama yapması gerekiyordu. Kapıyı tıklattığı gibi korkusundan sıçramıştı Gülperi. Hemen üstüne çeki düzen verdi.Kalkıp kapısını açtı, kim olduğunu görmek için. "Buyur abim" " Konuşalım mı biraz?" Kafa sallamakla yetinmişti Gülperi. Odasındaki koltuğa abisiyle oturmuştu. "Gülperi'm.Ben de Miran'dan böyle bir şey beklemezdim. Her şeyini anlatırdı. Bundan haberim yoktu. Gitmiş almış kızı. Dini nikah kıymışlar. Biz buna bir şey yapamayız. Ben de istemezdim böyle sonuçlanmasını. Daha seni öpmeye kıyamaz, bakmaya doyamazken ama." Boğazına yumru oluşmuştu Yusuf'un. Ne kadar zordu babasız iş yapmak. Devam etti konuşmaya "Seni başka birisine vereceklerdi." durdu biraz. "Fatih Emre vardı benim arkadaşım. Hatırlar mısın onu." "Hatırlamıyorum ki abi" Yusuf'un aklına dün Gülperi'nin düğünde kendisini çağırması için Fatih Emre'yi yolladığı geldi. "Hani dün beni düğünde çağırmak için birini göndermiştin." Gülperi'nin aklında canlandı o an. Hatırlamıştı. O karanlık, simsiyah olan gözleri. "Hatırladım abi." "Fatih seni kendine almak istedi. Bir nevi kurtardı seni. Güvenirim Fatih'e. Madem seni evlendirmek zorundayım. Gözüm kapalı güvenirim ona. Neler dedi senin için orada. Bende isterim abicim babam olsun o destek çıksın. Ama emin ol o da olsa benim yaptığımı yapardı. Gönlün var mıydı peki birinde? Var mıydı bizden gizli kalbine gömdüğün?" " Yok abi. İyi misin sen?" Genç adam gülümsemişti. İyi yetiştirmişlerdi kardeşini. Tertemizdi. Akdan bile beyazdı kardeşi. "Abi madem güveniyorsun. Bende evlenirim o vakit. Yoksa evde kalmış derlerdi bana." Bu son dediğini gülerek söylemişti Gülperi. Burada böyleydi. 20'yi geçti mi hemen evde kalmış damgası koyarlardı. Yusuf Mirza kardeşine sarıldı. Öptü,kokladı. "Allah senden razı olsun Gülperim. Yüzümüzü kara bile çıkarmadın bu güne kadar. Her istediğin gönlünce olsun güzel gözlüm." "Allah senden de razı olsun abi. Bize abimiz değil de babamızmışsın gibi ilgilendin. Yeğenimi alınca artık tam baba olursun." Son dediğine ikisi beraber gülmüştü. " Bi göstermedi ki cinsiyetini. Kucağıma aldığımda görürüm artık. Sağlıklı olsun, vatana millete hayırda bulunsun da cinsiyet önemsiz. Hadi abicim sen de aşağı gel anneme bak. Kadına üzüntüden bir şey olacak diye korkuyorum." "İniyorum hemen abi." Doğru demişti abisi. Annesi gerçekten aşağıda üzüntüden harap olmuştu. "Annemm" dedi Gülperi. Kocaman sarıldı dayesine. "Ağlama bak ben ağlıyor muyum. Evlenecek olan benim ağlayan niye sensin. Hem abimle konuştuk. İyi birisiymiş. Güveni tammış abimin." Kendini avutmaya çalışıyordu Gülperi. İçi buruktu hâla. Ne de olsa el adamıydı. Tanımaz, etmezdi. "Kızım ben de gözüm kapalı güvenip veririm seni onlara ama ana yüreği işte. El kadarken olan kızım büyüyor. Vermesi zor geliyor bana da tabi." Sıkı sıkı sarıldı annesine Gülperi. Biraz daha konuştular. Ağlayarak başlayan konuşma gülerek sonlanmıştı. Abisi kardeşinin içini az da olsa rahatlatmıştı. Eğer evleneceği kişi hiç güvenmedikleri biri olsaydı, kimse tutamazdı Gülperi'yi...
Fatih Emre konaklarına girdi. Yüzünde güller, sümbüller açıyordu adeta. "Anammm sana nasıl haberlerle geldim" diye seslendi koca konakta. Annesi hemen mutfaktan koşar adımlar ile gelmişti. Bir şey oldu diye koşar adımlarla geliyordu Zelal Sultan. "Bu hafta Gülperi'm bu konağa gelin geliyor." Annesinin gözleri dolmuştu. Oğluna sıkı sıkı sarıldı. "Ne diyorsun oğul? Gittin konuştun mu kızla?" "Yok annem. Dur hele sen geç avluya geliyorum ben. Anlatacağım." Odasına çıktı Fatih. Bir hafta sonra bu odada hanımı da olacaktı. Fazla oyalanmadan üstünü değiştirip avluya çıktı. Bütün olanları annesine anlattı. Annesi pür dikkat dinliyordu oğlunu. Zelal Hanım geçirdi içinden ,inşallah kızın da gönlü olur dedi. Yoksa hem oğlu hem gelini harap olurdu. Zelal Sultan içindekileri tutamayıp konuştu "Emre'm iyidir hoştur evleneceksiniz ama kızın gönlü olmuş mudur? Ya kız istemezse." Emre korkmuştu. Bunu nasıl akıl edememişti. O kadar mutlu olmuştu ki aklı durmuştu. Gidip kızla buluşacaktı. Yusuf'tan izin alırdı. Kızın içini rahatlatması lazımdı. "Ana ben kızla buluşayım. Yusuf'a söylerim. Hem kızın içini rahatlatmış olurum. Korkuyorsa konuşur, hallederim. Sen meraklanma." Gurur duydu Kadın oğlu ile. O sırada içeri Hasan Ağa girdi. Onun da yüzü gülüyordu. Pek severdi Yahya Ağa'yı. Ölünce ailenin başına büyük oğlu Yusuf Mirza geçmişti. Bilirdi, ederdi o aileyi. Gidip karısı ile oğlunun yanına oturdu. "Yarın akşam istemeye gideriz kızı. Ona göre hazırlanırsınız." "Tamamdır beyim" dedi Zelal kadın kocasına.  Hasan Ağa sonra oğluna döndü "İyi yaptın bugün oğlum. Sana yaraşacak Mardin'deki en iyi eş o kız olurdu. Yarın çiçektir, çikolatadır alırsın. Yüzüğü de hanım kız ile gider beğenirsiniz." "Tamamdır baba. Ben çıkacam birazdan işlerim var dışarıda." "Tamam oğlum" dedi Hasan Ağa. Fatih merdivenleri çıkıp odasına girdi. Telefonunu açtı, rehberinden Yusuf Mirza'yı bulup aradı. İkinci çalışta açmıştı. "Selamün aleyküm kardeşim nasılsın?" "Ve aleyküm selam Fatih'im. İyiyiz, yaramazlık yok. Sen ne' yaptın nasılsın?" "Ben de iyiyim şükürler olsun. Senden bir şey isteyecektim." "Buyur" "Ben şöyle bir kaç saat Gülperi'yi alsam. Otursak, konuşsak olur mu kardeşim" "İçine oturdu değil mi? Gülperi ne dedi ne yaptı diye?" "Evet hem konuşuruz, birbirimizi tanırız." "Ona sorayım iki dakika bekle hele" Yusuf Mirza avludaki kardeşine seslendi. Telefonuyla ilgileniyordu. "Gülperi abicim bakar mısın bir? Fatih Emre vardı ya telefonda şuan diyor birazcık Gülperi ile konuşabilir miyiz hem tanışırız diyor." "Buluşmak mı istiyor abi?" "Heh buluşalım diyor işte abim" "Şuan mı abi?" "Evet abim hadi hızlı cevap ver. Telefonda cevap bekliyor." Gülperi'ye kal gelmişti. "Olur de abi" "Tamam güzelim" Gülperi ne yapacaktı şimdi. Eli ayağına karıştı. Az sonra abisi yanına geldi. "İki saate almaya gelirmiş seni." "Abi ben ne yapacağım şimdi. Beni beğenmez ki. Düğün zamanında görseydi ya beni." Yusuf Mirza daha ağzını açmadan kardeşi merdivenlerin yolunu tutmuştu bile. Gülmeden edemedi kardeşinin ardından. Fatih Emre de heyecanlıydı. Ne giyecekti diye şaşırmıştı. Birazdan yüzükçüleri gezecekti. Madem normal şartlar altında evlenemeyeceklerdi. Evlenme teklif edemeyecekti. En azından yüzük vermeliydi diye düşündü. Hayalini kurmuştu öncesinden bu anların. O yüzden aklında modeller vardı. Siyah yeleğinin düğmelerini ilikledi. Ceketini de üzerine geçirmişti. Son olarak parfümünü de sıkıp odasından çıkmıştı. Arabasına bindi, içini kontrol etmeye başladı. Nasıl olsa birazdan Gülperi de bu arabanın içinde olacaktı. Düzenli adamdı Emre. Arabaya kendi parfümünden iki dış sıktıktan sonra hazırdı artık. Arabasını kullanmaya başladı. Çocukluk arkadaşlarından tasarımcı Tuncay'ın yanına gitti. Tuncay özel tasarımlar ve mücevherler ile yüzük, kolye, bileklik yapıyordu. Şimdi ise dün annesiyle konuştuktan sonra yapturdığı yüzüğü almaya gidiyordu. Annesiyle konuştuktan sonra bu işin olacağını düşünüp Tuncay'a haber vermişti. Dükkandan içeri girdi. "Selamün aleyküm. Tuncay nerde?" Genç yaşlardaki çocuk cevapladı. "Tuncay abim tasarım odasında çağırayım mı abi?" "Yok ben gideyim yanına" çocuk tamam anlamında kafa sallamıştı. Fatih arkadaşının özel odasına ilerledi. Kapıyı çaldı 'gel' komutu ile içeri girdi. "Önemli bir iş ile mi ilgileniyorsun?" "Vaay! Hoşgeldiniz hocam." "Hoşbulduk, sağol" "Senin yüzüğü temizliyordum. Bak bakalım nasıl olmuş." deyip yüzük kutusunu Fatih'e doğru uzattı. Fatih hemen eline aldı. Kuyuyu açtı. İçinde gördüğü yüzük ile büyülenmişti.Yüzük Gülperi'yi andırıyordu. En ortasında kristal Gül kurusu renginde cevher vardı. Onun kenarlarında da minik Gül kristalleri çevriliydi. Gören her kesin büyülenebileceği bir yüzüktü. Tuncay'a teşekkür edip dükkandan ayrıldı. Arabasına binmeden aklına gelen şey ile hemen gözü çiçekçi aradı. Gördüğü ilk çiçekçiye girdi. Gül mü almalıydı yoksa karışık çiçeklerden oluşan bir buket mi. Kararsız kalmıştı. Acaba Yusuf'u mu aramalıydı diye geçirdi içinden. Karar verememezlik arasında kalıp aradı. Açtığında tebessüm etti. "Yusuf Gülperi Gül mü sever karışık mı sever yoksa sevdiği bir çiçek var mı bilir misin?" " Dur be oğlum. Ne bu heyecan. Sen evlenirsen ne yaparsın kim bilir? Lale sever gül de olur. Ama şuan beyaz toz pembe giyindi. Sen en iyisi mi lale al." "Eyvallah Yusuf'um. Hadi Allah'a emanet." " Sende kardeşim sende" Fatih gözüne çarpan toz pembe laleler ile gülümsedi. "Abi Selamün aleyküm. Sen bana şu pembe lalelerden bi buket yapıver sana zahmet." " Aleyküm selam. Emrin olur ağam." Eline aldığı çiçekler ile tebessüm etti Fatih. Teşekkür edip, ücretini ödedi. Ardından arabasına doğru yol aldı. Diğer tarafta Gülperi çoktan hazırlanmaya koyulmuştu bile. İlk başta duşa girdi. Malum hem yaz ayındalardı hem de üzerine kötü bir koku sinmiştir diye duş aldı. Duşunu aldı vanilyalı losyonunu sürdü. Hem çimdi çok kuruydu, hassastı. Hem de bu kokuyu seviyordu. Saçlarını da iyice kurutup havluya sardı. Şimdi sırada ne giyeceğine karar vermek vardı. Çok geçmeden ne giyeceğini buldu. Pembe dizlerinin biraz altında biten yarım kol bir elbiseydi. Beline ince beyaz kemerini takmıştı. İnce olan belini çok güzel sarmıştı kemer. Saçlarını açtı, taradı. Pek şekil vermedi. Düzdü saçları zaten. Ardından krem hasır çantasını boynundan geçirdi. Bir kaç fıs parfümünden sıktı. Beyaz sporlarını da giyindiğinde tamdı. Aynadan son kez kendine baktı. Elbisesini eliyle düzeltti. Artık avluya inebilirdi. Avluya indiğinde abisini gördü. Telefon ile konuşuyordu. O geldikten sonra da kapatmıştı. "Olmuş mu abi sence?" "Olmuş abim çok güzel olmuşsun. Koş annemin yanına da sana nazar dularından okusun." Gülizar Anneleri lafı duyduğu gibi çocuklarının yanına geldi. "Yine beni mi çekiştiriyorsunuz bakalım." "Yok annem abim bir komşudan bahsediyor. Nazar duları pek meşhurmuş. Ona gülüyorduk." " Kesinlikle anne." Annelerinin gözleri dolmuştu. Evlatları kocaman oluvermişlerdi. Zor geliyordu ona da kızını evlendirmek. "Daye başlama gene ama." Daha konuşmaya devam edeceklerken Yusuf'un telefonuna gelen çağrı ile susmuşlardı. Abisi telefonda bir kaç şey konuştuktan sonra kardeşine döndü. "Güzelim Fatih gelmiş. Kapıdaymış, seni bekliyor." " Tamamdır. Öpüyorum hepinizi. Üzülmek yok anne. Bak ben bile bu kadar üzülmedim." Kendini kandırıyordu genç kız. Her aklına geldiğinde gözleri doluyordu. Dışarıdaki adamı da fazla bekletmeden annesine sarıldı. El sallayıp konaktan çıktı. Karşısında gördüğü yabancı araba onun arabasıdır diye düşündü. Şoför koltuğunun kapağı açıldı. İçinden takım elbiseli Fatih Emre çıktı. "Buyur geç arabaya." Gülperi kafa sallamıştı. Hemen yan koltuğa oturdu. Oturması ile burnuna ıslak toprak kokusu ilişti. Fatih de yan koltuğa oturmuştu. Aynı şekilde Fatih de burnuna dolan kokuyu hayranlıkla içine çekti. İsmi gibiydi kokusu, kendisi gibiydi. İlk konuşan Fatih olmuştu. "Nereye gidelim istersin. Gitmek istediğin bir kafe falan var mıdır?" "Yok. Nereye gidelim dersen giderim." "Tamam o zaman. Sevdiğim bir yer var oraya götüreyim seni." Arabada ikisi de konuşmamıştı. Zaten yakındı geldikleri kafe. Fatih arabadan inmeden önce çiçeği vermeyi unuttuğu aklına geldi. Heyecandan ne yapacağını şaşırmıştı. Hemen çiçeği Gülperi'nin kucağına koydu. Gülperi gözleri büyümüş bir şekilde çiçeğe baktı. Şaşkınca çiçeğe bakıp ardından yanında onu izleyen adama baktı Gülperi."Teşekkür ederim. Çok güzeller. Pek severim ben laleleri." "Ne demek. Sen böyle sevineceksen hep alırım sana ben." Utanmıştı Gülperi. Daha ilk dakikadan bu adam böyle yaparsa bi ömür al yanaklarla gezerdi artık. Kucağındaki çiçekler ile indi arabadan. Yanına gelen Fatih Emre'ye baktı. Abisinin dediği gibiydi. Onu kıracak birine benzemiyordu. Kafenin içine girdiler. İçerisi sakin olduğu için herkes bir anda kapıya odaklandı. Genç çift masalardan birine oturdular. Gülperi elindeki çiçeği masaya bıraktı. Yanlarına genç bir çocuk geldi. "Ne alırdınız efendim?" Fatih Emre kendi siparişini veriyordu. "Bana bir türk kahvesi yeterli. Sen ne istersin Gülperi?" Gülperi karşısındaki adama baktı. 'Ne güzel seslenmişti öyle'diye geçirdi içinden. "Ben de bir çay alabilirim." Garson yanlarından uzaklaşmıştı. "Tatlı almak istiyorsan alabilirsin. Ben pek tatlı sevmem. O yüzden almadım." " Yok canım istemedi zaten."  "Tanışalım istersen. Ben Fatih Emre Demirel. 27 yaşındayım. Babamın şirketinin başında şuan ben varım. Sormak istediğin olursa sorabilirsin." " Benim ismimi biliyorsunuz zaten. Gülperi. Ben daha 21 yaşındayım. 6 yaş var aramızda." "Bak eğer içinde bir önyargı varsa onu gidermek isterim. Evleneceğiz sonuçta. Seninle evlenmeyi ben istedim. Her ne kadar berdel yüzünden evlenecek olsak bile birbirimizden uzak olalım istemem. Eğer sen bana bir adım atmak istersen ben sana on adımla gelirim bunu unutma. Şimdi ilk adımı ben atmalıyım."deyip cebindeki Gül kurusu rengindeki kutuyu çıkardı. Kapağını yavaşça açmasıyla Gülperi'nin gözleri adeta büyülenmiş gibi büyüyüverdi. Hayatında ilk defa böyle bir yüzük görüyordu. Fatih içinde ya beğenmezse korkusu ile Gülperi'ye bakıyordu. Gülperi yüzündeki sevinç ile Fatih Emre'ye döndü. "Ben.. çok teşekkür ederim." "Beğendin mi? Takalım sana istersen" Gülperi kafasını salladı. Fatih kutudan yüzüğü çıkardı. Eline aldı diğer eline Gülperi'nin elini alacakken Gülperi hemen elini çekti. "Ağam ben takarım siz şey etmeyin. Helal olmaz sizin takmanız." "He o zaman ben şey etmeyeyim. Al bakalım." Demiş ve yüzüğü Gülperi'ye uzatmıştı. Gülperi eline almış ve işaret parmağına takmıştı. "En sevdiğin tatlı ne?" Kendisine yöneltilen soruyu düşünmüştü Gülperi. "Triliçe. Ama karameli. Sizin peki ağam?" "Sizi at sen de bana. Haftaya beraber aynı odada kalacağız değil mi? Ben tatlı sevmem. Ama yiyeceksem baklava. Antep fıstıklı ama." Gülperi aklına not etti. Evlenince yapacaktı. Ne demişti baklava. Ama Antep fıstıklıydı. Fatih Emre garsonu yanına çağırmıştı. "1 tabak triliçe alabilir miyiz? Karamelli olsun." Bu dediğine gülümsemişti Gülperi. Onu taklit ediyordu. Sonra gülperi konuştu garsonla "1 tabak da Antep fıstıklı baklava alalım biz." Garson peki diyip geçmişti. Fatih Emre sevmezdi tatlı yemeyi. Kaç aydır yememişti. Şu an Gülperi'si istedi diye yiyecekti. O yüzden sesini çıkarmamıştı. Tatlıları önlerine gelmişti. İkisi de yemeye koyulmuşlardı. Bir yandan sohbet edip bir yandan da tatlılarını yiyorlardı. Fatih Emre'nin Gülperi'ye olan hayran bakışlarını saymazsak tabi. Saran bir sohbetten sonra ikisi de kalkmışlardı. Fatih Emre Gülperi'yi evine bırakmıştı. Gülperi arabadan inmeden önce Fatih'e döndü. " Teşekkür ederim bu gün için." diyip ufak bir tebessüm yollamış ve sol yanağındaki gamzesi belli olmuştu. Fatih Emre durdu. Ne yapacaktı bu kızla. Gülüşünde kaybolmak istiyordu Gül Güzelinin. "Ne demek. Sen iste gezeriz böyle. Dikkat et kendine. Yarın görüşürüz." "Sende ağam dikkat et kendine." Deyip ayrılmıştı Gülperi. Konağa elinde lalesi, parmağında yüzüğü ve yüzünde açan tebessümü ile girmişti. Annesine ve abisine çiçeğini ve yüzüğünü gösterip odasına çıktı. Odasının aynasından resim çekinmişti çiçeği ile beraber. Üstünü değiştirip avluya indi. Annesi yaprak sarmak için içi hazırlıyordu. Geceye kadar yaprak sardılar, hazırlıkları yaptılar. Eğlenip, güldüler. Yastığına başını koydu. Yarın onu büyük bir gün bekliyordu. Aynı saatte Fatih Emre de yastığına baş koymuştu. Buluşmadan geldiğinden beri yüzü Gül pazarıydı. Yüzündeki gülücüklerle uykuya teslim oldu.

Bölüm buraya kadardı. Nasıldı, beğendiniz mi?? Daha bu bölüme yazmak istediğim neler neler vardı ama sığmadı. 2433 kelime 😳

Bir sonraki bölümde görüşürüzz !!

Mecbur ruhlarWhere stories live. Discover now