Müzik,
Berkay Altunyay, Yakamazsın
︵‿︵‿︵༺✭༻︵‿︵‿︵
Tamı tamına yirmi dört saatimiz kalmıştı.
Dinçer ile yeterince az zamanımız kaldığı için sabahlamaya karar vermiştik ve gece boyunca sürekli bir şeylerden bahsetmiştik. Onunlayken zaman o kadar hızlı ve akıcı geçmişti ki, sohbet esnasında tam anlamıyla dış dünyadan kopmuştum. Sustuğumuzda ve birlikte etrafı izlemeye koyulduğumuzda da güneşin yeni doğuyor olduğunu görmemizle manzaraya karşı sessizliğe gömülmüş, bir şeyler ile uğraşmaya başlamıştık.
Yani uğraşmaya başlamıştık derken... O uğraşmaya başlamıştı. Kollarının arasındaydım, oldukça konforlu ve rahattım. O ise üzerimize kocaman bir battaniye sarmasının ardından kucağında olmama rağmen zorlanmadan mp3 çalarımı tamir etmeye başlamıştı.
Ben de bu fırsattan faydalanmak için yeniden onu incelemeye koyulmuştum. Çünkü onu incelemek sıkıcı zamana karşı bir 'hayır, şu an çok eğlenceli' tabelası gibi geliyordu gözlerime. "Çok mu aşık oldun bana?" dedi Dinçer, mırıldanarak.
Tebessüm ettim. "Bilmiyorum... Bünyem bu kadar anlayışlı biriyle tanışmayı kaldıramadı sanırım. Birkaç saattir error veriyorum, baksana." Ellerimi havaya kaldırdım. Fenasal bir şekilde titriyordu.
Anında kaşları çatıldı ve elindekini bıraktı. "Neden titriyorlar?" dedi ellerimden tutarak.
"Bilmiyorum."
"Uykusuz kaldın... Ondan olmalı." Tuttuğu ellerimden öptü ve çenesini omzuma yerleştirdi. "Uyumak ister misin?"
"Hayır, uyumak istemiyorum. Başka şeyler yapalım." Onunla daha çok vakit geçirmek istiyordum. Zaten kollarının arasında olan beni sararak biraz soluklandı ve bende huzurla gözlerimi kapattım, bir yandan da bu kadar geç kalmışlığı tolere edemediğim için sitem ediyordum. "Sikeyim ya... Keşke normal bir şekilde, normal bir yerde tanışsaydık. Birlikte çok daha güzel anılarımız olabilirdi." Cümlemin ardından elindeki küçük mp3 çalarım elinden yuvarlanarak kucağıma tok bir sesle düşmesiyle kapattığım gözlerimi araladım. "Öyle değil mi? Ön yargılı başlamazdım bir kere. Gerçi... Bunun da bir önemi kalmadı artık." Yine de asla kabullenemediğim bir şey vardı.
"Yirmi dört saatimiz kaldı Dinçer." Bunu kabullenemiyordum. "Yirmi dört saat. Dile kolay, halbuki bir gecemize bakardı."
"Mesela seninle o anlattığın olaydan sonra müze gezmek çok isterdim." Burukça tebessüm ettim. Dinçer'in anlattığı kadarıyla ailesinin Arkeoloji Müzesi ve Sanat Müzesi vardı. Çocukluğunda ise ailesinin olan Arkeoloji Müzesi'nde bir gün boyunca kaybolmuş ve kamera kayıtlarına rağmen ondan geriye hiçbir iz bulunmamıştı. Hikayenin asıl ilgi çekici kısmı ise Dinçer'in 13 yaşında olmasına rağmen o günü hatırlamıyor, ailesine nasıl ulaştığını bilmiyor oluşuydu.
Konunun ardından ikimiz de mantıksız olduğunu düşündüğümüz birer açıklama yaparak o arkası olmayan düşüncelerden tabii ki de sıyrıldık.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SİBİRYA EKSPRESİ
Action🚂 Bir hata, neye mâl olabilir? ...
