1

23.4K 830 66


Odasında oturmuş annesinin günlüklerini okuyordu genç prenses.
Üzerinden onlarca kere geçtiği günlükleri kenara bırakıp kafasını oturduğu koltuğa dayanıp düşünmeye başladı.

Bu hep yaptığı bir şeydi.
Sarayın derin sessizliğinde düşüncelerine boğulmak...

Kahkahaların uçuştuğu bir saraydı burası zamanında.Öyle ki mutlulukları herkesin dilindeydi.

Her şey dedesinin yıllar sonra ortaya çıkışıyla başlamıştı aslında.Hayatlarında anne-babasızlık dışında hiçbir sorunları yoktu.
Birbirlerine destek olurken annesizliği de babasızlığı da biraz olsun unutabiliyor,atlatabiliyorlardı.

Ta ki o güne kadar.Ailesini dağıtan adamı hatırlayınca içine çöken kin tekrar baş gösterdi.İstemsizce gerildi.Daha dün gibi aklındaydı her detayı.Yıllar geçtikçe düşünecek daha çok zamanı olmuş,olayların üzerinden belki milyon kez geçmişti.

Umarım bir yerlerde mutsuzluktan sürünüyordur diye dua etti içinden.

Sadece 7 yaşındayken kaybetmişti annesini ve hizmetçileri Talia'nın elinde büyümüştü.
4 kardeştiler;büyük abisi Ares ve her ne kadar birbirlerine pek benzemeseler de ikiz ağabeyleri William ve Miller'la güzel bir aileydiler.

Annesi tetanozdan ölse de halk hastalıktan ölmeyi yakıştıramadıkları kraliçelerine "mutluluktan öldü" diyordu.Bu söylem Violet'in de hoşuna gidiyordu.Annesinin fazla mutluluğu kaldıramayıp ölmüş olması fikri kulağa imkansız gelse de ona mümkün geliyordu


Babası annesinin ölümü üzerine üzüntüden çökmüştü adeta.Çocuklarıyla bile konuşmuyor sadece susuyordu.
Kralın kraliçeye olan aşkı herkesin dilindeyken onun bu çöküşü kimseyi şaşırtmamıştı.

Bir süre sonra kalp krizinden öldü o da.
Violet bugün bile emindi babasının bu ölümden mutlu olduğuna.Karısı Aurora'sız bir hayattansa ölmeyi tercih edeceğini sadece kendisi değil,kardeşleri,saray halkı,hatta tüm krallık biliyordu.

Onların aşkı dillere destandı ve Kraliçe Aurora yoksa Kral Hector da olmazdı.

Babasının da ölümünden sonra her şey bir karmaşaya girmişti.Ares bir yandan krallığı yönetiyor bir yandan kardeşlerine abilik yapıyordu ve bu durumda fazlasıyla yoruluyordu.Yine de bu durumdan şikayetçi değildi genç adam.
Anne ve babalarının eksikliğini olanca gücüyle kapatmaya çalışıyordu ve bunda başarılı da olmuştu.

O yağmurlu günü hatırladı genç kız.

Sarayın kapısından gitmeyen bir adamın haberini verdi muhafızlar.Violet o zamanlar 10 yaşındaydı ama daha dün gibi hatırlıyordu ailesinin hepten dağıldığı o günü.

Ares masadan kalkıp "Gelsin, derdi neymiş öğrenelim" dedi ve William ve Miller da kendisini takip ederken odadan çıktı.Saatlerce salona geri dönmediler.Violet yemeğini yemiş,bakıcısı Talia'nın odasında oyalanmış tekrar salona dönmüştü ama ortalıkta kimse yoktu.

Küçük kız hala gelmediklerini görünce abilerinin gittiği odaya doğru yürüdü ve içeri girdi.

William ve Miller ayaktaydı ve Ares masanın önündeki sandalyede oturmuş ellerini başının arasına almıştı.

"Ne oldu neden hala buradasınız?" dedi çocukluğun verdiği merakla.

"Hiç..hiçbir şey yok"

KRALİÇE VİOLETBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!