︵‿︵‿︵༺✭༻︵‿︵‿︵
Saniyeler... Gözümün önünde dönen rakamlar, kuzular mı yoksa başka yaratıklar mı bilemem, kafamı allak bullak ediyorlardı ve çok sinir bozuculardı.
Kulağıma çalınan uğultular bir an nerede olduğumu sorgulattı. Gözlerimi kıpırdattım, yavaşça açtım ve bir anda dehşet içinde kalkıp sırtımı dikleştirdim. Küçük, beyaz ışıkların beni kör edeceği bir odada tek başımaydım ancak burası fazlasıyla yabancı görünüyordu. En son ne olmuştu? Biraz düşündüm. Pekala. Dinçer ile güzel manzaralı Sibirya Ekspresi'nde yemek yiyorduk, yani yiyecektik ama sonra beni... "Oha!" Dinçer beni kendine çekmişti. Hayır hayır, bunun olma sebebi neydi? Hatırlamaya çalışarak utanç içinde elimi alnıma vurdum.
"Doğru. Beni yakaladı ve olanları anlatmam için tehdit etti!" Kaşlarım çatıldı. Anlatmadığıma göre neredeydim? Ayrıca kaç saattir buradaydım da kirpiklerim birbirine yapışabilmişti?! Dudaklarım aralandı ancak bir an, neye ya da kimse sesleneceğimi bilemedim. Zaten seslenebileceğim kimsem var mıydı?
Yoktu.
Küçük odanın içini kurcalamaya devam ettim. Hasta yatağında uzanıyordum ve kolumda bir serum vardı. Dinçer ona gerçekleri söylemediğim için beni polislere satmış mıydı?
Ya da belki de seslenebileceğim birileri vardı.
Ama ben seslenmeden gelmişti. Bu da başka bir seçenekti ve bu seçeneği kendisi yaratmıştı. "Seren?" İç çekip içeriye girdiğinde yutkundum. Kafamın içerisinde bir katır tepiniyordu sanki. Yanıma geldi, dibimdeki koltuğa oturdu ve ilk önce ellerime baktı.
Gözlerim dolmuştu, çaktırmamam gerekiyordu ama başaramamıştım. Çareyi soru sormakla bulmuştum. "Ne zaman çıkacağım?" titrek bir sesle ağzımdan çıkanlar onu birkaç saniye duraksattı.
"Aileni aramayı düşündüm." Hâla trende olmalıydık çünkü etraf sarsıntının getirdiği kuvvetle titriyordu. "Ama sonra, içimden bir ses vazgeçmemi söyledi. Senin uyandıktan sonra onları arayacağını düşündüm."
"Ne zaman çıkacağım?" dedim tekrardan ona.
"Telefonunu getirdim, 2. sınıf vagonundayız şu anda." Telefonu bana uzatmadı ama başucumdaki komodine koydu.
"Dinçer." dedim sesini bastırarak. "Ne zaman çıkacağım?" Bu soruyu bu kadar göz ardı etmeye çalışması ortada bir şeyin olduğunu mu kanıtlıyordu?
"Seren." dedi sorgular nitelikte öylece yüzüme bakarak. Üstünü değiştirmiş, uykusunu da almış görünüyordu. Kaç gün geçmişti acaba? "Asemptomatik bir tümörün varmış." Kaşlarım çatıldı, bir şey söyleyemedim. Bir şey söylememi bekledi ama söyleyemedim. "Bunu neden bana söylemedin?" O an benim için zaman durdu, ritimler durdu, hayat durdu. Ben ağır olmayan cümlelerin altında ölüyormuşum hissiyatına kapıldım.
"Bunu da nereden öğrendin?" Dehşet içindeki sesim, odanın içindeki sessizliği bastırmıştı. Tümörümün bir yalan olduğunu söylememi istermiş gibi bakıyordu. Kim bilir neden önemsemişti?
"Hastane kayıtlarından öğrendim." dedi kollarını göğsünde birleştirerek.
Duraksadım. "Hastane kayıtlarıma nasıl ulaştın?" Benimle dalga mı geçiyordu?
"İsteyip ulaşamayacağım hiçbir şey yok. Asıl sen onu bırak, bana neden o çantandaki ilaçları kullandığını söyle." Gözlerini kısmış, yalanımı yakalamak istermiş gibi pür dikkat beni ve mimiklerimi inceliyordu. İşte şimdi bazı şeyler netleşmişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SİBİRYA EKSPRESİ
Action🚂 Bir hata, neye mâl olabilir? ...
