2.Bölüm

13.3K 519 16
                                                  

Bölüm şarkısı=Ozan Ekici-Sessiz ve Dingin

Düzenlendi 

Bölümler düzenlendiği için diğer bölümlerle farklılık gösterebilir.

UMUT

Toplantı bittiğinde üzerimdeki yorgunluk göz kapaklarımın ağırlaşmasına yol açmıştı. Başımda felaket bir ağrı vardı. Odama geçip kendimi üçlü deri koltuğun üzerine bıraktım. Gözlerim anında yorgunluktan kapanırken, ruhum çoktan rüyalar alemine dalış yapmıştı...

Uyandığımda başımdaki ağrı biraz daha hafiflemişti. Yattığım yerden doğrulup bir kaç saniye bekledim. Boynum tutulmuştu. Üzerimden henüz atamadığım uyku hissini yok etmek için yerimden kalkıp, ofisin içerisindeki lavaboya geçip elimi yüzümü yıkadım. Şimdi kendime gelmiştim. Suyun ayılttığı bedenimi tekrar odaya sürükleyip masamın başına geçmeden önce, koltuğun üzerindeki ceketimin cebinden cep telefonumu çıkarıp aldım. Kapalı cihazın açılmasını beklerken bu arada bende masamın başına geçip, önüme şimdiden bir kaç dosya çekmiştim. Bu dosyalara bakmadan önce Cansu'nun sesini duymam şarttı. Zaten beni arayıp ulaşamadığına şüphe yoktu. Onu daha fazla merakta bırakmak istemiyordum. Telefon açıldığında bir dakika daha oyalanmadan Cansu'yu aradım. Geçen bir kaç saniye sonrasında telefonunun kapalı olduğuna dair duyduğum telesekreter sesine anlam veremeyerek aramayı sonlandırdım. Ekrana düşen cevapsız çağrılara kısa bir an göz gezdirip Cansu'dan gelen mesajı açtım. Bembeyaz gelinliğin içinde olan resimlerini göndermiş ve Nasıl olmuş? demişti mesajında. İncecik belini kavrayan kumaş O'nun üzerinde öyle güzel duruyordu ki, resimdeki hali böyleyse yanımda beyazlar içindeki hali nefesimi kesebilirdi. Bir kaç kare fotoğraf da bile kalp atışım hızlanıyorsa O'nun bana evet derken ki halini zaman saklamalıydı. Durmalıydı o an da saatler... Bir süre fotoğrafları inceledikten sonra yeniden aradım sevdiğim kadını. Ve yine değişmeyen o telesekreter sesi beni meraklandırmaya yetmişti. Aramayı sonlandırdıp bu sefer Işıl annenin numarasını çevirdim. Işıl Güney, Cansu'nun yaşlılık hali gibiydi. Anne- kız birbirlerine bu kadar benzeyebilirlerdi doğrusu.

Aramam yanıt bulduğunda Işıl annenin ağlamaklı sesi az önce ki merakımın fitilini ateşlemişti. Uras dedi hıçkırıklar arasından seçtiğim adımı net olarak duyarak. Öyle şiddetli ağlıyordu ki söylediklerinden hiç bir şey anlayamıyordum. Derin bir nefes alıp ''Anne, sakin ol ve ne olduğunu söyle!'' dedim sandalyeden kalkıp hızla odadan çıkarken. Asansörün düğmesine basıp beklemeye başlarken, Işıl anneni kendini toparlamaya çalıştığına dair aldığı derin nefeslerin ardından Uras, Cansu ölüyor dedi. İlk önce ne dediğini tam olarak algılayamasam da devamında söylediği cümleleri net olarak anlamıştım. Cansu kaza geçirmiş... O ölüyor... Uras, bebeğim ölüyor.

İşte tam bu cümle benim dünyamı yıkıp geçmişti. Durduğum yerde bir kaç adım geri sendelediğimde sekreterim Semra hanımın desteği ile ayakta kalabişmiştim. ''Uras bey, iyi misiniz?'' diyor olsa da, aklımda yankılanan sadece Cansu'nun kaza geçirdiğinin ve durumunun kötü oluşu ile doluydu. Asansörün kapıları iki yana açıldığında, Semra hanımın tuttuğu kolumu elleri arasında kurtarıp ağır adımlarla içeri girdim. Robotlaşmış gibi, mekanik hareketlerle düğmeye basıp, asonsörün kapaılarının kapanmasını izledim. Asansör otopark katına geldiğinde adımlarımı hızlandırıp arabaya koştum. Dünya sanki bir anda sessizliğe bürünmüş gibiydi. Boğazımdaki düğüm nefes almamı engelliyordu ama ayakta kalmam da gerekiyordu. İnanmıyordum sevdiğim kadının benden gidişine. O, beni bırakıp gitmezdi ki. O'nsuz nefes alamayacağımı bilirdi. O'nsuz ayakta kalamayacağımı bilirdi...

Hastaneye ulaştığımda hızla acile koştum. Annem, babam, Işıl anne buradaydı. Tedirgin bekleyişleri ve göz yaşları beni korkutmuştu. Hızlı adımlarım bir anda yavaşlarken, aslında Cansu'nun gittiğini duymak istemeyişim beni bu kadar yavaşlatıyordu. Ben buna hazır değildim. Onu henüz kaybetmemem lazımdı. O, daha benim yaşamımı doldurmamışken benden gidemezdi. Ayaklarım ileri gitmemek için dirense de, sonunda ailemin yanına ulaşmıştım. İlk önce annemim sıcaklığını hissettim göğsümde ve hemen ardından Işıl annenin hıçkırıklarını duydum. Görüyordum her şeyi ama aslında görmüyor gibiydim. Kafamda bir tuhaflık vardı. Ben miyim gerçekte tuhaf olan yoksa hayat mı?

''Gitti mi?'' diyerek fısıldadım kollarını belime dolamış anneme fısıldayarak. Sorum yanıt bulmazken babamı buldu bakışlarım. ''Gitti mi baba?'' dedim aynı fısıltıyla. Koskoca Gökhan Eroğlu sorumdan bakışlarını kaçırarak arkasını dönüp uzaklaştı. Kimden alacaktım ki başka sevdiğim kadına ne olduğunun haberini. ''Anne'' dedim sıkıca sardığı kollarını üzerimden uzaklaştırarak. Gözlerimden benden habersiz dökülen ve yüzümü ıslatan yaşları annem silmeye çalıştığında engelleyerek tekrar ettim. ''Ona bir şey olmadığını söyle lütfen...''  Bu sefer başım annemin göğsünde yerini almıştı. Saçlarımı ağır ağır okşayarak ''İyileşecek merak etme'' demesi, O'nun halâ benle oluşu beni gülümsetmişti. Bırakmamıştı beni sevdiğim. Biliyordum bu savaşı kazanacaktı..

Cansu'ya bir şey olma düşüncesini dahi düşünmek istemiyordum. O olmadan dünyam karardı, ben diye bir şey olmazdı. Benim içimi dolduran Cansu'ydu ve o yoksa bende olmazdım bu hayatta. O, benim gülüşüm, nefesim, geleceğimdi. Ve ben geleceğimi kaybetmek istemiyordum..

Oylamayı ve yorum yapmayı unutmayınız. 

 

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
SEN ONA AŞIKSIN- Tamamlandı (Düzenlenecek)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin