0

22 1 6
                                        

"minho," dedi jisung, minik sevgilisinin yatağına uzanırken. "beni hiç sevmiyorsun sen." alt dudağını büktü. minho da bu triplere alışmış olacak ki, gülümsedi.

"seni her hayatta bulup, aynı şekilde seviyorum sevgilim."

"sahi mi?" diye sordu jisung. "denemeden öğrenmem!"

"nasıl öğrenecekmiş bu bal?"

"onu düşünmedim ya, of!" minho, jisung'un baldan tatlı dudaklarına, nazik ve tatlı bir öpücük bıraktı.

"fakat şimdi uyuman gerekmiyor mu güzelim?"

"doğru... canım istemiyor ki!" halbuki, gözlerinden adeta yorgunluk ve uyku akıyordu. minho onu kucakladı ve odasına götürdü, yatağa yatırdı.

"iyi geceler, bal. benim bulaşıkları halletmem lazım, uyuyacağım sonrasında." dedi ve jisung'un alnına bir öpücük bıraktı. jisung gülümsedi, gözlerini kapattı. ne şanstır ki, hemen uykuya daldı.

garip bir rüya göreceğini nereden bilebilirdi ki?

***

"

sen de kimsin?" sordu jisung, karşısında duran silüete.

"ah, jisung.. sana çok güzel bir yeteneğe sahip olduğunu söylesem, ne derdin? ilginç olan şu, diğer insanlarda da bu yetenek, bu potansiyel vardır, onlar sadece fark edemezler. fakat sen, jisung. sen, ister istemez içindeki yeteneği fark ettin."

"ha? nedir bu?" birden bire zifiri karanlık, bembeyaz oldu ve bir sürü kapı oluştu. hepsinin teması farklıydı. kimisi cadılar bayramını andırırken, kimisi ise sadece bir sınıf kapısıydı. ortaya bir masa, iki sandalye çıktı. sandalyeler karşılıklıydı.

şimdi o konuşan kişinin meleksi yüzünü görme şansını kazanmıştı jisung. upuzundu boyu, tabii jisung'a göre. bir seksenden aşağı olmayan boyu ile, tavşana benzer yüzü, kalın dudakları, güzel, kahverengi, toprağı andıran gözleri vardı. parmakları uzundu, bacak boyu da öyleydi tabii. klasik bir kıyafet giyiyordu doğrusu. üstüne kırmızı turuncu kareli ceket giydiği beyaz tişörtün altına mavi, bol bir kot pantolon giymişti. adeta bir şarkı gibiydi.

"çekinme, otur." jisung yavaş yavaş sandalyelerden birine oturdu. o çocuk da karşısına yerleşti.

"bilirsin... evren, tek bir tane değildir. milyonlarca, milyarlarca evren oluşur. seçimler seni başka bir evrene sürükler. küçük sandığın seçimler, hayatında büyük değişiklere neden olur. fakat benim bahsettiğim, evrenlerdeki farklı hayatlar. kişiler aynı, sadece yaş, görünüş, olaylar farklı. bazen de yeni kişiler oradaki hayata renk katabiliyor. görüyorsun, jisung. bu kapılar senin farklı hayatların. şuan zamanın bol, sen farketmesen bile. zaman senin isteğine göre işler. çekinme, tek tek dene tüm kapıları. korkma, sonsuz değildir, bitirirsin elbet."

"ah, anladım. adınız nedir?"

"soobin." dedi, çocuk. jisung sonunda ayaklandı. bir kapı seçip yaklaştı. kapı aniden açıldı, beyaz ışık belirdi. kapının üst kısmında kedi kulakları, kenarlarında köpek kulakları, ucunda ise tilki kuyruğu bulunuyordu.

"şey.. içeri giriyorum ben o zaman."

"bekle, ilk önce şunu söylemeliyim; her hayatta beni bulacaksın. eğer soru sormak istersen sorabilirsin, aynı kişi, aynı kafaya sahip olacağım. ayrıca çaktırmamaya çalışmayı unutma."

"teşekkürler ve görüşürüz." jisung, derin mi derin bir nefes aldı ve emin adımlarla kapıdan kendini içeri attı. gözlerini kapatmıştı, kapıdan geçerken gelen soğukluk, içeri girdiğinde yok olmuştu. aniden yatağa düştüğünü hissetti ve gözlerini açtı, yavaşça yatağa yerleşti.

onu bekleyen 24 saat nasıldı acaba?
____

hadi bismillah,

455+ kelime oldu. kısa olmasının sebebi, henüz giriş bölümü olması.

realities, minsungWhere stories live. Discover now