#42

6.2K 776 82

1. Çocukları hor gören insanlar.

Şimdi, eve misafir gelir 'büyükler' yemek masasında yer yemeği, çocuklar ise yan odalarda. Devlet sırrı konuşuyorlar ya, rahatça muhabbet edebilmek için çocukları salona kovarlar. Kahve masasına yesinler diye üç beş bir şey koyar birde televizyonda çizgi film açıp mutfakta gırgır şamata yapan ebeveynler var. Birde aile toplantıları yapılır, böyle sanki devletin kilit meseleleri tartışılıyormuş gibi bir hava vardır evde. Bu toplantıların hiçbirisinde çocuklara söz verilmez, onların konuşmasına ses çıkartmalarına bile müsaade yoktur. Aileden oldukları halde yan odaya gönderilirler. Bu yan oda çok meşhur bir çocuk hapishanesidir bana göre. Çocuğun yaratılma amacı ne? Terörde öldürülmek veya hor görülmek mi? Ben bu olayları bu kadar iyi ifade ediyorum çünkü zamanında bende yaşadım. Mutfakta yemekler yenilir, sonra sigara yakılır ortalık duman altı olur. Çocuk yan odada tek başına oturur, beş dakika yüzüne bakar sonra siktir ederler. Bilmiyorum, içimden küfür etmek bile gelmiyor. Sevişmek diye bir şey var, çocuk falan oluyor işte hani çoğu insanın çok ayıp büyük günah deyip evde pornolarda izlediği olay. Bu olay sonunda bir çocuk doğuyor ve bu çocuğun maddi değeri 45 milyon dolar, manevi değerine zaten bir paha biçilmez. Yeni doğan bebekler cennet kokarlar bilirsiniz (ben söyledim bilmeyenler daha önceden biliyormuş gibi yapsın), ederi bu kadar yüksek olan bir varlığı yok saymak, kötü davranmak, onu fazlalık olarak görmek? Ülkelerin ve insanların sorunu bu; dünya üzerinde yaratılan en yüce varlığı basit görmek. Yoruldum artık insan canının bir paket makarnadan veya bir çuval kömürden daha ucuzmuş gibi davranıldığını anlatmaktan.

2. Babalar gününde hediye verilmesi saçmalığı.

Taktım ben bu babalar gününe ya, illa bir şey söylemem lazım yani. Aynı şey anneler günü içinde geçerli. Mesela şöyle bir şey var, bu günlerin dışında her gün anne-babasına kötü davranmış sonra babalar gününde canım babacım diye ortalıkta dolanıyor. Bu nasıl bir mantık? Ailelerin çocuklarından pahalı hediyeler beklediğini de zannetmiyorum, çünkü en son geçen sene tuvalin üzerine babama Atatürk portresi çizmiştim. Önümüzdeki yirmi yılın hediyesini bir günde almış gibi sevindi. Bu hediye için harcadığım para yirmi liraydı, anneler gününde de anneme mektup yazdım ve bahçeden çiçek yoldum. Bu hediye için harcadığım parada sadece zarf ve kağıt parasıydı. Yani, gerçekten sevmek alınan hediyenin ücretinin çok büyük meblağlarda olması ile alakalı değildir. Şöyle ironik bir şey var, çalışan kısım dışında hepimizin cebine harçlığı ailemiz koyuyor. Biz o harçlıkla gidip hediye alıyoruz, yani bu durumda ben babama kendi parasıyla hediye almış oluyorum. İki sene önce yengem kocasına plazma televizyon almış, kendisi çalışmıyor ve kocası altı ay boyunca kendisine alınan hediyenin taksitini ödedi. Yorumsuz.

3. E-okul fotoğrafı.

Evet. Şimdi. Kader ortaklarım, dertli şadolarım, arkadaşlarım, ey kıymetli cemaat. Ya bence insanın en doğru görünüşünü gösteren şey e-okul fotoğrafı. Herhangi bir oynama yok, efekt yok. Ama bu fotoğrafın çekildiği açı biraz sıkıntı. Sekizinci sınıfta ilk defa gireceğim sınav için müdür yardımcısının odasında çekilmiştim fotoğrafı. Adam profesyonel makineyle çekti fotoğrafı ama o kadar yakın çekmiş ki kafam kavuna benziyor. Sorun burada işte, fotoğraf öyle mi çekilir? Fotoğrafta sadece kafa var, diğer uzuvların akıbeti belirsiz. Sekizinci sınıfta dershanede bir kız fotoğraf çekiminde saç tutamını dudağını üstüne atıp dudağını büzmek istediğini söylediğinden beri insanlığın aklının götüne kaçtığının kanısındayım arkadaşlar.

4. Pirsink taktıran muhafazakar kız.

Bu başlık altında "Ay seni ne ilgilendirir bu.s" diyen kızları görebilirsiniz. Tepki vermeyin. Ben kimsenin dini inancına karışmam, laf etmem. Fakat inancım doğrultusunda gördüğüm bazı yanlışlar var, beni rahatsız ediyor. Bazı insanlar görüyorum, kafasını kapatmış, alt kısım Allah ne verdiyse. Anladınız herhalde kabaca üstü minare altı kerhane. Kapanmayı bile doğru dürüst beceremeyenler var. Böyle takmış örtüyü ama önden saçlar görünüyor, ben ne anladım o işten? Amaç zaten saçı kapatmak değil mi? Aile zoruyla kapanan kızlar yapıyor genelde böyle şeyler, ben rahatsız oluyorum. Birileri için kapanan insanlar var, ne demek istediğimi çok iyi anladınız. Ve Türkiye içindeki genel algı şöyle:

Ateist: Dinlere inanmıyorum.
Dindar: Ananı sikerim piç inanmıyorsan da saygı göster Allah birdir Muhammed de elçisidir. Cehennemde yanacaksın, kafirlere ölüm!

Öğrendiğimiz yarım yamalak inançları millete satmaya çalışırken saygı göstermeyi öğrenmediğimiz sürece ülke olarak bizden hiçbir bok olmaz arkadaşlar. Hiçbirimiz alınmayalım, gerçek bu.

5. İnsanların yemek yerken çıkardığı ses.

Tarif edemiyorum, o an çıkan sesi dinledikçe sinirlerim bozuluyor. Elimin tersiyle çarpmak istiyorum. Herkesten öyle sesler çıktığını biliyorum ama bazıları ses çıkartmayı da geçmiş yeni bir dil üretmiş gibi geliyor bana. Yazarken bile sinir oldum ya, next.

6. "Kim arıyo?"

Kim arıyo?
Kim o telefondaki?
Ne diyor?
Kimmiş?
Ya o kim?
Kim o söylesene?

Telefon çalınca görüşme sırasında böyle soran bir insan oluyor genelde. Telefonu verip al sen konuş diyesim geliyor. Konuşmanın ortasında durup konuştuğum kişinin hayat öyküsünü mü anlatayım? Bir bu insanlar telefon konuşması bitince ne konuştunuz diye soruyor. Yav. Devletin gizli sırlarını konuştuk. Bazılarında hiç akıl yok.

7. Güzel şarkıların reklam uğruna mahvolması.

Bu şey ne zaman moda oldu bilmiyorum ama böyle çok bilinen şarkıların sözlerini satılan ürüne göre değiştirip saçma sapan bir şekilde okumak gibi bir şey var. Güzelim şarkının ağzına sıçmışlar. Birde bu saçma şarkının beynime kazınması var, kafamın içinde çalıp duruyor. Kulağımdan matkap sokup işkenceden kurtulasım geliyor.

8. Doktor yazısı.

Genelde yazısı çirkin olan insanlar için kullanılan saçma bir söz. Yazılan ilaç ismi çoğu zaman Latince olduğu için yazıyı anlayamamanız muhtemel bir şey. Zaten çoğu doktorun yazısı üniversitede bozuluyor. Öğretmenin söylediği şeyi not almak için Çince yazıyorlar resmen, birde kaçırdığınızda öğretmen tekrar etmiyor. Çoğu dersin kitabı yok, sadece öğretmenden dinlediğiniz şeyleri not alıyorsunuz. Garibanlar Türkçe yazınca da çok zor okunuyor. Zaten o yazıyı okuyamıyor olmak insanı gıcık ediyor, burada ne yazdığını okuyacağım diye inat ediyorsunuz sonra tabii ki olmuyor. Ben eczacı olsam reçete geldiğinde burada ne yazıyor diye hastaya sorarım sonra beni döver işten atarlar. O yüzden eczacı değilim, Allah biliyor da yaratmıyor.

9. Evde bulunsun diye marketten fazladan poşet almak.

O poşetleri bir poşetin içinde toplamak ve dışarıya çıkarken yanınızda götüreceğiniz eşyayı o poşete koymak. Bu cümlede size bir aile klasiğini anlattım. Markette eşyaları poşete koyduktan sonra o poşetin içine birkaç poşet koymak bir ülke meselesidir artık. Aslında biz fakir değiliz arkadaşlar, hepimiz psikolojik olarak bir fakirlik yaşıyoruz. Toplu satılan poşetlerden veya doğa dostu torbalardan alacak paramız var ama o marketteki poşetler 'bedava'. Marketten aldığınız onca şeyi de öpücükle aldınız, kafa bu kadar çalışıyor işte. Sonra o poşetler doğada çözünmez öyle kalır yıllarca, bizde çevremiz kirleniyor diye mal gibi şikayet ederiz. İnsanoğlu kendisini fail etmeyi seviyor işte.

10. Sokakta ağlayan yavru köpek.

Ve sizin yatakta onun ağlamasını dinleyerek uyumaya çalışmanız. Vicdani işkencenin açıklamalı halidir bu. Geçen gün yağmur yağıyordu ve sokaktaki yavru köpek korktuğu için ağlıyordu. Ben sadece onun sesine odaklandığım için vicdan azabından uyuyamadım. Ertesi günde o köpeğe araba çarpmış, hayvan ölmüş. İki kat vicdan azabı. İnsanlar epey bir acımasız, konu kendileri olunca aslan kesilenler başkaları için sessiz kalmayı seviyor. Hayvanların canı yokmuş gibi geliyor herkese, peluş oyuncak muamelesi görüyorlar. Teselli bulduğum tek şey, insanlar öldüğünde bu hayvanlara ettiği işkencelerin hepsini tek tek yaşayacak olmaları. Hayvanları alıp hayvanat bahçesinde para karşılığı sergilemek, ki bu kadar hayvanın kime ait olup da oralarda harcandığı tartışılır. İnsanlık kendisini yaratılan en üstün varlık olduğu için kibirlenip birbirini yemeyi bıraksa, hepimizin memeli hayvanlar grubunda olduğumuz gerçeğini idrak edecekler. Hepimiz düşünebilen hayvanlarız.

Galiba bölüm boyunca hiç küfür etmedim, giderayak bir söveyim mi? Tecavüze uğrayan yaşı çok küçük erkek çocuklar var. Onların mini etek giydiğini zannetmiyorum, gördüğünüz gibi orospu çocukluğu annelerle alakalı bir şey değil tamamen beyinde.

Çok Güzel Hakaretler BunlarBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!